güneş doğarken kuşların cıvıltısını duymak, yerinden kalkıp bir de pencereden seyretmek. karşıdaki aydınlanmaya yüz tutmuş dağın incecik çizgisini seçmek miyop gözlerle. ve sonra arkadan gelen tanıdık bir ses;
''kaybedecek daha neyimiz var ?'' *
huzursuz ruhlar var. huzursuz bir dünya var. ilk sayfalarında huzur veren, huzur adlı bir roman var. çok yaşayınız sayın tanpınar. suat diye bir adam var, sonra. huzurun içine eden. huzursuz ruhlar hala var.
yaz mevsiminde akşam güneşinin sararmış yabanıl arpaların başaklarını yalayıp gölgelerini toprağa uzatmasıdır. binbir türlü böceğin ışığın ve sarının içinde uçuşmasıdır. babanın kapıyı aniden çalması açılan kapıdan bir dağ gibi gülümsemesidir. eğilmesidir ufacık bir dünyanın altın rengi saçlarına. babanın elinde duran mavi poşetin içindeki yaz sebzeleridir. diri ve en can alıcı kokularıyla. kerevetin üstünde unutulan mavi orlon ipliğidir. soğuk günlerin geleceğine uzanan. annenin kokusudur. evin içinde çınlayan seslerdir. o seslerin içinde köşede kıvrılıp yatınca yarı uyanık kalmaktır. gah dalıp giderken gah uyanıp seslerin bulanıklığındaki yastığa başını koymaktır. uykuya dalarken babanın seni kucaklayıp yatağa götüreceğini ve en güzel öpücüğünü yanaklarına kondurmasını bilmektir.
sevgilinin sağ elini avuçlayıp kolunun içinde dolanan mavi damarları seyrederken bir elin saçlara uzanmasıdır. göğüs kafesinin derin derin soluklanması. uçsuz bucaksız bir tarlada tek başına duran kavak ağacının gövdesine sırtını yaslayıp mavi göğe bakmaktır bazen. kavak ağacının bir ok gibi göğün içine saplanması.
huzur, hiç şüphesiz paylaşmaktır sofrada kalan son dilim ekmeği. elini uzattığın tabakta kalan son meyvayı bir başkasına bırakmaktır. bir başkasının dilinden çıkan şarkıyı kaygısız dinlemektir. katılmaktır, ses vermektir. köşede duran pastaneye dalıp elmalı bir dilim kek almaktır. sokakta yürürken yemektir. ıslık çalmaktır. yol vermektir. merhaba demektir. nasılsın demektir.
huzur sevgilinin alnındadır. en derin uykulara dalarken öpmektir... kaygısız.