bir andır huzuru bulmanız. hemen kayboluverir. insanın içinde daha uzun yaşayamaz huzur denen şimarık cin. hemen dagıtıverir aklınızın küçük kara bulutları huzurunuzu. işte o huzuru yakaldıgınız kısacık anlardır; huzur veren anlar. daha uzun sürebilen huzuru sadece toprak bagışlar size.
okul/iş dönüşü otobüsün arka taraflarında bir cam kenarına oturup şehrin en güzel caddelerinde gün batımını izlerken bir yandan da nefis bir şarkı koymak. **
Bir ilkbahar günü cam kenarındaki yatağınızda uzanmış şekerleme yaparken çıkan hafif bir rüzgar ve annenizin yeni yıkadığı lavanta kokulu perdenin yüzünüzü okşayarak , odaya turuncu gölgesini bırakan güneşin zerafetiyle birleşmesi ve balkon tellerinde varlığınıza eşlik eden kumruların guguk sesiyle yavaş yavaş uykuya daldığınız andır.
senelerce tek bir insani beklemek, kavu$mak, buz gibi ilik donduran yataga onun sicakligi ile girmek, lo$ i$igin artik tek olan vucutlara carpmasi, gozlere ili$en gozlerin farkedildigi an.
bir yaz baslangici, oglen uykusu vakti, uzerinde yelkenliler olan vernel yaz gunesi kokulu incecik bir carsafa sarilip, icerden gelen kahkahalari ve evin onunden gecen misircinin sesini duyarak, perdenin hafif meltemle yuzunuzu oksamasini, iceriye suzulen gunes isiklarini duyumsayarak uykuya dalmaktir.
masada bir bardak taze demlenmiş çay ve sıgara ile denizi izlemek... hafiften dalgalanışına dalarak derin bir nefes almak yosun kokusunu hissetmek... işte huzur bu olsa gerek...
ya da aynı denizi size sarılarak oturan sevgili ile izlemek... iki ayrı cift göz, tek bir vucut ve baktıkları yerde aynı huzuru bulup aynı şeyi düşünen çift...
hafif serin havada bir elinde içecek sıcak bir şeyler, omzunda sarındığın şalın, kumların üzerinde oturup yakamozu, tabak gibi ayı, kumların rüzgardaki uçuşunu seyretmek... yanında da kalbinin bir yarısı...