Güzel kardeşim google a “türk ticaret kanunu hangi ülkeden alındı” yazıp çıkan ilk sonucu paylaşmamış olsan belki bir ihtimal seni ciddiye alabilirdim ama maalesef işte…
Zihin fukara kalınca dil ukala oluyor haliyle…yani siz niye böylesiniz anlamak mümkün değil…insanların ne işleriyle ilgili donanımlarına, ne de bilgi birikimlerine saygınız var…varsa yoksa sözüm ona akıl hocalarınızın(özellikle teknik konularda kulaktan dolma ve eksik bilgilerle) açıkladığı fikirler sizin için manifesto, aksini kat-i suretle kabul etmiyor bir de kendinizden çok emin gibi konuşuyorsunuz.
Bir de araştırmamı önermişsin…aynı tavsiyeyi ben sana yapacağım ama beyhude bir çaba olacak o yüzden yormuyorum kendimi.
Muhtemelen akıl hocası olup refere ettiğin şahıs da bu tip eksik bilgilerle böyle yazmış zamanında.
Konuyu uzman olarak açıklamam gerekirse durum şu; Türk tücaret kanunu 10 mayıs 1928 tarihinde alman ticaret kanunu esas alınarak yürürlüğe girmiştir, 2012 yılında revize edilmiş ve türk teamüllerine göre yeni ttk yürürlüğe girmiştir, fransa dan alınan kanun 19. Yy ın başlarında osmanlı döneminde tanzimat fermanı sonrası tebaaya tanınan hukuki haklar neticesinde bir süre uygulanan ama de facto olarak asla yürürlüğe girmemiş bir yasadır, yani senin islam enteli mentorun yazıp çizdiği gibi türkiye cumhuriyetinde hiçbir zaman uygulama alanı bulmamıştır…bilgin olsun.
dertleri geri zekalı kitlelerine Atatürk ve Cumhuriyet nefreti pompalamak. bunların tayfa mal olduğu için bilginin doğru falan olmasına gerek yok. bu malların içinden kimse de çıkıp hayır o öyle değil demez...
mantıkî olarak doğru ile yanlışı, "etik-ahlâk" olarak iyi ile kötüyü, haklı ile haksızı ayırmamızı mümkün kılan norm ve kıymet şuuru, "olması lazım gelen" şuuru, vazife ve mesuliyet şuuru ve nihayet "ide-fikir"leri idrak keyfiyeti…
işte bütün bunlar, hürriyetle herhangi bir şekilde ve sıkıca rabıta ve münasebet halindedir; hakikati, hak ve adaleti kavrayacağımız zemin!..
hukuk edebiyatı, mütefekkir salih mirzabeyoğlu’nun 1989 yılında yayınlanan eseridir.
hukukun tefekküre mevzu edilişi olarak nitelenen bu eser, dünya görüşünün zaviyesinden hukuka ve hukukun meselelerine el atıyor.
bu eser de diyalog tarzında kaleme alınmış. “hakîm” ve “hâkim” arasında geçen diyaloglar, eserin muhtevası hakkında da fikir verecektir.
“hakîm: hikmetle muttasıf olan ve varlığın hakikatine vakıf bulunan”, “hâkim: Haklı ile haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden”…
edebiyat da işte tam burada…
yeri yurdu kovanın belli bir arının, binbir çiçekten bal devşirmesi nerde, rüzgarla oradan oraya savrulan eşek arısının başı boş gezisi nerde...
her yerde bir hiç olmak nerde, belli başlı bir hep mihrakı halinde açılarak her yerde olmak nerde?