az önce çıktığım, sinema tarihinin en sıkıcı filmlerinden biri. bir film izlerken bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum. sinemaya saygı falan diye gaza gelip kimse gitmesin, sinemaya saygı duyacaksın git wikipedia' dan oku, emin ol daha fazla zevk alırsın. belgesel desen değil, biyografi desen değil, macera desen değil, sik gibi bir film.
3 boyut açısından gayet başarılı, genel olarak da iyi bir film. şahsen izlenmesini tavsiye ederim. ama hakkındaki yorumlar ilginç. sinema tarihinin en sıkıcı filmiymiş de, şöyleymiş, böyleymiş. efsane değil, bunu iddia etmiyorum. ararsan hata da bulursun ama sıkıldığımı hatırlamıyorum pek, ilk yarısında bazı yerler belki sıkabilir. böyle diyenlerin muhtemelen en sevdiği filmler aksiyondan başka bir şey içermiyordur.
ayrıca filmi izlemeden önce melies in varlığından haberdar değildim. senaryoyu tamamen kurgu zannediyordum ama gerçek olmasıyla film daha anlamlı hale geliyor. bence bu bakımdan baya iyi. haa, sinema tarihinin en sıkıcı filmiydi değil mi bu? zaten film sana bir şey anlatmaz, sadece gerilim, heyecan verir. bilgi almak istiyosan git vikipedi den oku sen abicim.
11 dalda oscar'a aday olacak kadar iyi bir film olmasa da, zevkle ve sıkılmadan izlenecek, başarılı bir martin scorsese filmi. sadece başroldeki sevimli velet ve ingiliz aksanı için bile izlenebilir.
ayrıca bacak kadar hugo'nun arkadaşına söylediği harika sözler var ki, onları da yazmadan bu entry'i bitirmeyeyim:
--spoiler--
tüm dünyayı büyük bir makine olarak hayal ederdim. makineler asla yedek parçalarıyla birlikte gelmezler. çalışmaları için ne gerekiyorsa o kadarı olur hep. dünya koca bir makineyse, ben yedek parça olamam diye düşündüm. burada olmamın bir nedeni olmalı.
--spoiler--
benim gibi 90'lı yıllarda çocuk olanların, tvden telefon tuşlarına basmak suretiyle videogame oynayabilmesine olanak sağlayan, en az hugo kadar sevimli olan tolga abinin sunduğu etkileşimli program. ne yazık ki densiz bir çocuğun yaşattığı canlı yayın talihsizliğiyle ekrana veda etmiş ve yıllar sonra tekrar karşımıza çıkıp tutulmamış ve yayından kalkmıştır. daha az hatırlansa da o yıllarda dinozorus isimli benzer bir program da vardı. (bkz: dinozorus)
yapımcısının çok iyi kazandığı film.
ha, yapımcısıda johny depptir.
ayrıca, bir masal kitabını, masal gibi anlatan nadir filmlerdendir.
11 dalda oscara aday olması biraz abartılabilir.
lakin martin scorsese sıçsa en iyi ödüle layık oluyor.
martin scorsese'nin sinema ve hayal kurmaya olan bağlılığın belgesi. seyrederken o kadar iyi anlışılıyor ki adamın işine karşı bambaşka bir aşkla bu filmi çektiği.
hayal ile gerçek arasında seyirciyi gezdiren hoş bir film. 1920'lerin sonları fransası'nı görkemli görüntülerle göz önüne seriyor. ayrıca georges melies'e güzel bir saygı duruşunda bulunuyor ve seyirciyi sinemanın başlangıç dönemindeki bazı harikalarıyla tanıştırıyor. izlenesi, keyifli bir film.
george milies . film senaryosu anlatımı ve yönetmenligi cok guzel. oyunculuk cok iyiydi.cogunlukla aglatabiliyor da. hayatın anlammsızlıgı icersinde ne cok anlamlar varmıs . muzikler cok iyi secilmiş. saat kulesinde manzara .
film iyi güzelde eğer bugün en iyi film oscarı için bu filmi konuşuyorsak vay hollywoodun haline.şunu da yazayım, istasyondaki georges melies'in dükkanında koca burunlu bir osmanlı padişahı karikatürü vardı. bu çirkinliklerinden ötürü ayrıca kınıyorum filmi.
edit: tamam lan tamam bir benjamin button bir de bu zaten...
sinemanın güzel filmler çıkarmakta zorlandığı son dönemlerde fark yaratacak kadar güzel olan ender filmlerden birisidir. hem görsel açıdan, hem oyunculuk açısından hem de hikaye-kurgu açısından çok başarılı bir yapım olmuş. arşivlenip defalarca izlenebilecek kalitede detaylar içeriyor.
bir neslin çocukluğunun vazgeçilmez televizyon programıdır. çevirmeli telefonla katılan bir çocuğun küfrü üzerine bir ara kapatılmıştır. ayrıca, günümüzde (bkz: the artist) filmiyle birlikte en çok (bkz: oscar) almış bir (bkz: martin scorsese) filmidir.