bir ülkenin sahip olduğu doğal kaynakların uluslararası arenada değerlenmesi ya da yeni doğal kaynakların bulunması sonucunda ülkede ticareti yapılmayan malların üretiminde ve fiyatlarında bir artış yaşanması buna karşılık ticareti yapılabilen endüstri mallarında bir azalma ortaya çıkarması olayına denir
gitmeden önce de çok severdim orayı,gittikten sonra da ayrı bir sevmeye başladım.amerikanın çok etkisinde kalmamış bir ülke, çoğu ortama büyük bir sessizlik var.sokaklarda lezbiyen veya eşcinsel insanları rahatça görebilirsiniz.insanların cinsel tercihinde serbest olması ve saygıyla karşılanması da ülkenin gelişmişliğini gösteriyor
1960larda Hollandada doğal gaz bulunması sonrasında ulusal para birimi olan Florinin değeri aşırı derecede artmıştır. Bunu takiben ucuzlayan ithalatın artmasına karşın ihracatın azalması gözlemlenmiştir. ithalatın artmasıyla bağlantılı olarak üretimin azalması sürecinde ingiliz The Economist dergisi 26 Kasım 1977 tarihli yayınında bu durumu Hollanda Hastalığı (Dutch Disease) olarak adlandırmıştır. Yani, doğal gazın keşfiyle başlayan zenginleşme süreci sanayisizleşmeyle (de-industrialization) son bulmuştur. Konseptinden de anlaşılacağı üzere Hollanda Hastalığı tıbbi değil ekonomik bir hastalıktır.
Hastalık boyunca kısa vadeli sermaye girişleri ile reel efektif döviz kurunun düşmesi ulusal paranın değerini artırırken (yani döviz fiyatları ucuzlarken), tüketim artmakta, ticarete konu olmayan mal ve hizmetlere de talep artmaktadır. Bu sarmal, ulusal ekonomide ücretlerin yükselmesi ile devam etmekte, uluslararası piyasalarda fiyatları belirlenen ticarete konu sektörlerde kâr marjı giderek azalmaktadır. (1,2)
Bu terimin açıklamaya çalıştığı olguda kritik değişken döviz bolluğu sonucu ulusal paranın aşırı değerli hale gelmesidir. Kimi ülkelerde bu döviz bolluğu doğal gaza (60lı yılların sonunda ve 80li yılların başında Hollandada olduğu gibi) kimilerinde ise petrole (70lerde Norveçin Kuzey Denizi petrolünü keşfederek zenginleşmesi, OPEC krizi sırasında OPEC ülkelerinin zenginleşmesi, günümüzde petrol fiyatlarının yükselmesi sonucu petrol üreticisi ülkelerin gelirlerinin artması örneklerinde olduğu gibi) veya doğal kaynak dışı stratejik bir mala (Brezilyadaki kötü hava koşulları ve Guatemaladaki deprem nedeniyle 1975te dünya piyasalarında ortaya çıkan kahve kıtlığı sonucu kahve üreticisi Kolombiyanın zenginleşmesi, günümüzde dünya gıda fiyatlarının artması sonucu bu ürünlerin üreticisi ülkelerin gelirlerinin artması örneklerinde olduğu gibi) sahip olmasının bir sonucudur. Görülüyor ki, örnek bir vakadan bir terim (kavram) türetiliyor ve örnek vakalar başka ülkelerde yinelendikçe terim yazında giderek yaygınlık kazanıyor.
Yapılan ampirik çalışmalar, işçi dövizleriyle dış yardımların da benzer sonuçlar yarattığını gösteriyor. Yani, Hollanda Hastalığını tetikleyebilecek faktörlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Bu faktörlerden herhangi birinin tetiklemesiyle ülkeye birden döviz yağmaya başlıyor, ardından ülkenin ulusal parası aşırı değerleniyor. Bu ise, ülkenin uzmanlaştığı alana bağlı olarak sanayi ürünleri ihracatını veya tarım ürünleri ihracatını veyahut her ikisini birlikte sekteye uğratıyor. Ve sonunda başta tarım ve sanayi olmak üzere pek çok sektör çöküntüye gitmiş oluyor.
Bir başka kümülatif tanıma göre, Kıymetli metallerin veya malların arzının aniden artmaya başlamasıyla hem ticarete konu olan malların hem de ticarete konu olmayan malların tüketimi artıyor, çünkü refah artıyor. Ticarete konu olmayan mallar iç piyasada üretilmek durumunda olduğu için, işgücü ticarete konu olmayan mallar sektörüne kaymaya başlıyor. Ticarete konu olmayan sektörde işgücünün fiziki marjinal verimliliği düşerken, diğer sektörde artmaya başlıyor. Dengede işgücünün marjinal ürün değeri aynı olmak durumunda olduğundan ticarete konu olmayan malların ticarete konu olan mallar cinsinden fiyatı artıyor; döviz kuru reel olarak değerleniyor. Ticarete konu olan mallara olan talep olmayanlara olan talepten daha hızlı artıyor ve artan ithalat talebi dış ticaret açığını büyütüyor. Oluşan yüksek ticaret açığı ülkeye giren kıymetli madenlerin devlet tarafından soğurulmayan bölümüyle finanse ediliyor. Bu süreçte ihracat da artabilir ama bu, ticarete konu olan malların üretiminde kullanılan işgücünün azalmasına rağmen veya o sayede böyle oluyor. istihdam azalması ticarete konu olan sektörde verimlilik artışı olarak yansıyor. Kıymetli maden girişi sürdükçe ve beklentiler bu yönde geliştikçe ülkede hem refah hem de tüketim artıyor
Tarihsel Gelişimi
Hollanda Hastalığının en sağlam sendromu aşırı değerlenmiş döviz kurudur. Daha da ötesi, ispanya örneğinde reel döviz kurunun oynaklığı da yükselmiş ve oynak hale gelen aşırı değerli kur 25 yıl kadar bu şekilde kaldığı için daha önce çok beğenilen ispanya anakarasının ihracat merkezlerinin mahvına yol açmıştır. Aşırı değerli kur ve sürekli ülkeye akan kıymetli madenler devletin aşırı borçlanmasına yol açtı. ispanya 16. yüzyılda üç kez borçlarını ödeyemez duruma düştü ve sonuncu krizde (1575) iç borçları da ödeyemedi. Sonunda döviz kuru büyük bir hızla devalüe olduğunda ticarete konu olan malların üretiminde sahip olunan know-how kaybedilmiştir ve daha önce ispanyanın ihracat yaptığı uluslararası pazarlar başka ülkeler tarafından ele geçirilmiş durumdaydı. ispanya bir daha belini doğrultamadı. Hollanda hastalığı mekanizmasının ancak ve ancak ülkeye giren kıymetli madenler, sürekli gelirde bir artışa yol açtığı zaman işleyebileceği unutulmamalı. Yani refah etkisinin kalıcı olduğunun düşünülmesi lazım. Sonunda, Hollanda Hastalığı ticarete konu olan malların üretiminde kalıcı bir düşüşe yol açtığı için de bu şekilde adlandırılıyor. (6)
ispanyadan sonra bir ülkeye aniden büyük miktarlarda giren dövizin o ülkede döviz kurlarını tepe taklak ederek ülkenin rekabet gücünü yok ettiği ilk olarak Hollanda da fark edildi.
Hollanda, Kuzey Denizinde 1960lı yıllarda doğal gaz ve petrol buldu. Çok kısa bir zaman sonra 1970′li yıllardaki meşhur OPEC krizleri ve Iran islam Devrimi ile enerji fiyatlarının aniden yukarıya doğru sıçraması, Hollandanın zengin yataklardan elde ettiği doğal gaza olan talebi yükseltti. Artan talep de Hollandaya çok büyük miktarlarda döviz girmesini sağladı. O donemde ülkeye giren aşırı döviz Hollanda ulusal parası olan Florini aşırı değerlendirince Hollanda ithalatla rekabet edemez, sanayi ürünlerini üretemez ve ihraç edemez duruma geldi. Ucuz ithalat ise enflasyonu ortadan kaldırdı. Bunun yani sıra, milli gelir arttırdı ve sanal bir refah ortamı doğdu. Hollanda yaptığı ithalat ile başka ülkelerin sanayisini besledi ve o ülkelerde istihdam yarattı. Sonunda, tamamı kendi paraları, borç veya emanet para olmamasına rağmen, bu hızlı döviz girişinin ülke ekonomisine verdiği tahribat görülünce bu hastalık da dünya ekonomi literatürüne Hollanda Hastalığı olarak geçti. (7)
Hollanda Hastalığının teorik temellerini açıklayan Max Corden ile Peter Neary, hastalığın sonucunu de-industrialization ya da de-agrikolizasyon yani ülkenin sanayi ve zirai üretimini yitirmesi olarak tanımlıyorlar. (8)
Spatafora ve Warner tarafından 1995 yılında yapılan çalışmada, ticaret hadlerinin yükselmesinin doğal kaynak zengini ülkelerin ulusal paralarında değer artışlarına neden olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, Sachs ve Warner tarafından yapılan bir başka çalışmada, doğal kaynak bolluğunun büyüme üzerinde negatif bir etki sergilediği gözlemlenmiştir. (9)
Farklı yaklaşımlarla da olsa Hollanda Hastalığından bahsedildiğinde üç sektör ön plana çıkmaktadır: (10)
Doğal kaynaklara dayalı sektörler (madencilik, doğalgaz, petrol vb.),
Ticarete konu olan sektörler (uluslararası ticarete konu olabilecek mal ve hizmet çıktıları olan tarım ve imalat sanayi), ve
Ticarete konu olmayan sektörler (sağlık, eğitim, perakende, inşaat vb. içeren hizmetler sektörü).
Bu üç sektörden ikisinin (doğal kaynaklara dayalı ve ticarete konu olan sektörler) fiyatları uluslararası piyasada belirlenirken, ticarete konu olmayan sektörler ulusal piyasada fiyatlanmaktadır.
Grafiksel olarak özetlemek gerekirse Hollanda Hastalığına yakalanan bir devletin geçirdiği süreç Şekil 1de gösterilmiştir. Buna göre ilk olarak ekonomide bir yükselme gerçekleşir. Daha sonra kısa vadeli bir kaynak girişi olur ve ulusal para ciddi anlamda değer kazanır. Takip eden süreçte kar azalır, üretimden tüketime geçiş sureci baslar. Bu noktadan sonra sermaye artık ticarete konu olmayan sektörlere kaçış baslar ve finansal sektörün göz alıcılığıyla üretim toplumundan tüketim toplumuna geçiş hat safhaya ulaşır. Son aşamada da artık sanayisizleşme (de-industrialization) meydana gelir.
Şekil 1: Hollanda Hastalığının Parasal Boyutu ve Sanayisizleşme (11)
Hollanda Hastalığına yakalan ülkeler arasında haliyle ilk sıralarda 1970lerin Hollandası vardır. Ülkeyi döviz açısından zenginleştiren petrol fırsatı bir süre sonra ekonomik bir hastalık olmaya başlamıştır; çünkü Hollanda para birimi Florinin reel değer kazancı ihracatçı (ve ithalatçı) sektörlerde yerli üreticiyi olumsuz etkilemişti. Sonuçta, tekstil sanayisi neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı. Ardından otomotiv, gemi yapımı, metal işleme alt sanayiler de önemli ölçüde zayıflamıştı. Yaşanan bu süreç üzerine iktisatçılar, doğal kaynak girdilerinin sanayileşmeyi azalttığına (de-industrialisation) dikkat çekmişlerdi. (12)
Hollanda Hastalığına yakalanan diğer ülkeler arasında:
ingiltere, Meksika, Nijerya gibi petrol üretimi yapan,
Kolombiya gibi kahve üretimi yapan,
Fil Dişi Sahilleri gibi kahve, kakao ve orman ürünleri üretimi yapan,
Zambiya ve Zaire gibi demir filizi üretimi yapan ülkeler vardır.
Buradan da anlaşılacağı gibi Hollanda Hastalığı sadece doğal gazdan ya da petrolden kaynaklanmıyor. Herhangi bir doğal kaynak artışı, dış yardım veya işçi dövizleri de bu hastalığa yol açabilir. Buna en güzel örnek Kolombiyadır. Geleneksel olarak Kolombiya kahveye dayalı bir ekonomiye sahiptir. Brezilyadaki kötü hava koşulları ve Guatemaladaki deprem 1975te dünya piyasasında önemli ölçüde kahve kıtlığına sebep olmuştur. Bu yüzden kahve fiyatları çok fazla arttı. Kolombiya bu duruma cevap vermekte gecikmedi ve kahve üretimini %76 arttırdı. Bu durumda ülke yatırımcıları kahve sektörüne yönelip diğer sektörlerle pek ilgilenmemeye başladılar. Kahve sektörünün getirdiği bu inanılmaz kar ülke parası olan pezoyu değerlendirdi. Pezonun bu değer artışı diğer sektörlerde üretimin azalmasına, azalan üretimin yerine de ithalatın yapılmasına neden oldu. (13)
Bunun yanı sıra, Hollanda Hastalığına uygun koşullar oluşmasına rağmen yakalanmayan Bostwana gibi elmas rantiyecisi veya Gana gibi yüksek miktarda dış yardım alan ülkeler de vardır.
Hollanda Hastalığının sonuçları arasında:
Sanayi ürünleri yurt dışında dolar bazında daha pahalı kalması sonucu ülke uluslararası fiyat rekabetini kaybediyor. Haliyle, sanayi kuruluşları da batıyor. (14)
Bir doğal kaynak bulunduğunda, o kaynağa sahip ülkenin parasında da önemli bir değerlenme oluyor ve bütün iç ve dış yatırımlar o doğal kaynakla ilgili sektöre yapılıyor. Diğer sektörlerde bir sanayileşmeme (de-industrializasyon) etkisi ortaya çıkıyor.
Kaynak satışı ülkeye büyük miktarda döviz girişi sağlıyor. Bu da ülkenin parasındaki değerlenmeyi körüklüyor. Ülkenin parası değerlendiği için ithalatın maliyeti düşüyor. Dolayısıyla bütün sektörlerde ithalat patlıyor. Satılan doğal kaynaktan gelen yüksek gelir de tüketimi körüklediği için, ithalat zaten zorunluluk halini alıyor.
Son dönemde Türkiyenin de Hollanda Hastalığına maruz kalabileceği tartışılmaktadır. Özellikle dışarıdan sürekli sıcak para girişi, ithalat cazip hale gelmesi, tüketim artarken üretim azalması, sanayinin küçülmesi ve üretimin yavaşlaması ve işsizliğin artması bu durumu destekler niteliktedir. Ekonomik göstergeler bazında imalat sanayinin GSYiH içindeki payı 2006 yılında % 17,2 iken, 2012 yılında % 15,6ya gerilemiştir. Eylül 2006da imalat sanayi toplam nakdi kredilerin % 38,71ini alırken, bu oran Aralık 2012 itibariyle %19,2ye düşmüştür. (15)
Hollanda Hastalığı argümanı, petrol sektörü ve petrol dışı ticari sektörlerle, dış ticarete konu olmayan sektörler arasındaki dengesiz büyüme üzerine odaklanmaktadır. (16) Zengin doğal kaynaklara sahip ülkelerin diğer ülkelere göre daha hızla kalkınmaları gerekirken, gerçekte bunun tersinin yaşanması iktisatçıları bir hayli düşündüren bir paradokstur. (17) Stiglitze göre bu paradoksa yol açan nedenlerin bir kısmı ekonomiktir. Reel kurun değerlenmesiyle birlikte ülke rekabet avantajını yitirerek, ihracat azalacak ve nihayetinde ithalatla rekabet edemez hale gelecektir. Bunun sonucunda yatırım yapılamamakta, işsizlik dolayısıyla yoksulluk oranı artmaktadır.
Ekonomisi 1 veya 2 sektöre dayalı ülkelerin yaşadığı hadise.
1958 Türkiye krizi de kısmen buna benzer. Patlama noktasına gelen iç talep karşılanamayınca dış ticaret gelişmiş ve ithal edilen malların yanında bir de sürekli genişleyen para piyasası 1953 den sonra o genişlemenin acısını çıkartmıştır ve 1958 de çok değerli bir tl, ihracat yapamayan bir türkiye ve enflasyon diye bir belayla tanışan türk halkı yaratılmıştır. Hollanda hastalığını günümüzde ben venezuela da görüyorum. Adamlar petrole dayanıyor ancak şuan çok fena enflasyon sorunları var. Dört nala enflasyon kol gezerken ülkede, bir yandan da enerji sorunları çıktı. işte bu, zamanında petrol satarak zenginleşen ülkenin hazin sonudur.