Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
Sen kimsin?
sancak yöneticisiyim demiş adam kabara kabara.
Sonra ne olacaksın? diye sormuş Nasrettin Hoca.
Herhalde vali olurum diye cevaplamış adam.
Daha sonra? diye üstelemiş Hoca.
Vezir demiş adam.
Daha daha sonra ne olacaksın?
Bir ihtimal sadrazam olabilirim.
Peki, ondan sonra?
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
Hiç.
Daha niye kabarıyorsun be adam.
Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım:
Hiçlik makamında!
bazen öyle derinden hissettirirki sanki okyanusun ortasında güneşin alnında küreksiz bir sandalın içinde sıcaktan dudakların kurumuş şekilde uzaklara bakar gibi...
biz düşündüğümüz ve düşünerek onu var ettiğimiz sürece olmayandır. o olduğunda biz olmayacağız demektir bu durumda. varlık varken yok olan ve varlık yokken var olan bir kavramdır ki, bu da onu aslında varlığın temeli yapmaktadır. burada anahtar rolü oynayan asıl şey farkındalıktır. demek ki varlığın temeli olan hiçlik aslında, bilinçsizliktir.
insanın bulunduğu noktadan çevreye (şu ana), geçmişe ve gelecekle ilgili imgelerine baktığında ortamda büyük bir saçmalık bulması sonucu eline geçendir. herşey hem vardır hemde yoktur. varolan, yanılsamalarla o güne gelendir; olmuşlardr, varlardır ama artık yoklardır. ve saçmadırlar. çünkü sıradanlaşır herbiri. tüketimin gerçekleşme hızı, hiçliğe gidiş geliş turlarının sıklığınında belirleyicisidir.
Ferhan Şaylıman' ın kendi yalanlarımız ve korkularımız ile yüzleşebilmeyi Canan, Esat ve Haluk adında yolunu kaybetmiş üç kişinin üzerinden anlattığı romanı.
zamanın çarklarından azad edilmiş bilinmeyen kontrollü bir yolculuk... hiç kalabilme cesareti... öylesine çoktular ve aslında yoktular... ve bütün hayatın tortusu gibi yanıbaşımızda, göz hizamızda kaldılar... gözler hep bir yerlerde aradı. var almak biraz zaman alırdı, var kalmak bir anlık masal.