enfes bir mike leigh filmi. işçi sınıfı ile orta tabaka burjuvasını çözümleyen filmde; burjuvanın sanata bakışı ve sonradan olma burjuvanın görgüsüzlüğü, işçilerin sınıf dayanışmasından sınıfta kalması ve sendikal hakları savunuyor gözükenlerin dalkavukluğu muhteşem işlenmiş. iki sosyalist ana karakter 80lerin son dönemi işçi sınıfının iki iyi temsilcisi konumunda. film, işçi sınıfını bamtelinden yakalar cinsten.
yüzünüzde ağlama ile gülme arasında bir ifade bırakan düşündüren muhteşem şarkı.
the grass was greener
the light was brighter
the taste was sweeter
the nights of wonder
with friends surrounded
the dawn mist glowing
the water flowing
the endless river
Saat sabahın beşi, içtiğiniz şarap neredeyse bitmiş durumda. Sizde bitmişsiniz. Yalnızsınız, o anda, hayatın geri kalanında.. Gözleriniz sonunu bulamadığı ufuklardadır. Bu şarkı başlar aniden, sevinirsiniz ama mutlu olmazsınız. Eliniz şarap kadehine gider, bir sigara yakıp arkanıza yaslanırsınız. Şarkı bitene kadar hiçbir şey düşünemezsiniz, bittiğinde ise hayata aynı şekilde devam etmek imkansızlaşır.
tarif edilemeyecek kadar iyi olan pink floyd şarkısı. şarkı demek bile bu parçaya bir hakarettir kanımca.
klibini söylemiyorum bile.
sonundaki solo ise aşmıştır.
dinlemeyenlere şiddetle önerilir.
daha ilk çan sesi ile içinizi acıtmaya başlar. Ardından gelen piyano ise ruhunuzu okşadıktan sonra vokaller sizi yavaşça ölüme hazırlar. Nakarat ve ortadaki soloyla kalbinize bir şeylerin saplandığını hissedersiniz. Ve son solo öldürücü darbeyi yapar. Bu şarkı tüm ışıkları loşlaştırır ve elinizi istemsiz olarak sigaranıza götürür.
bana balonları hatırlatan şarkı. bazen uçan balonunun ölene kadar yanında olacağını sanan, bazen de elinden kayan balonun uzaya gidişini izleyen bi çocuk kadar umutluyum bu şarkıyı dinlerken.
dinlemesi insana keyif veren 7 dakikalık mükemmel bir eseridir. şarkının başındaki çan ve devamında ki piyano seslerindeki mükemmellik için 2. kez dinlemek istedim ve pink floyd'un her şarkısı gibi bu da bağımlılık yaptı.
david gilmour'un tarzını daha çok yansıttığı şaheserdir.
Ardımızda yanan köprülerin közlerine bakıyoruz
Diğer tarafın ne kadar yeşil oldugu ilişiyor gözümüze
Adımlarımız ileri atılıyor, ancak uykumuzda geri yürüyoruz
Sürüklenerek bir iç dalganın gücüyle
Sonsuza dek arzu ve tutkuyla yüklü
Bir açlık daha var doyurulmamış
Yorgun bakışlarımız hala başıboş geziniyor ufukta
Çakılıp kaldığımız halde bu yolun üzerinde defalarca
bu şaheseri dinleyip de tüylerin diken diken olmuyosa git serdar ortaç falan dinle.
çan sesleri, sinek vızıltıları, özlemin sözleri ve gilmour'a ait olan, başka kimseye ait olmayan, sanki bu şarkı söylensin diye yaratılmış; bir ses.
uzun zaman olmuştu dinlemeyeli, birkaç saniye duydum tınıyı, saatlerdir dinliyorum.
ve tepelerde rüzgar çok sert eser. böylesine durmaksızın, böylesine kesik kesik, böylesine vurucu olmamalı bir şarkı.
ve bir de, bana uzun vakit sonra bu şarkıyı hatırlatan kadın, o da sever elbet; özlemeyi, bilinmemeyi, anlanmamayı.
umut etmek hakkında bir film yapılsın ve bu şarkı ile bağlanılsın çok şey istemiyorum..
insana huzur veriyor. onlar bir şarkı yapmamış yaparken yaşamış bizi o yüzden bu kadar derinden etkiliyor.
high hopes. işin içinde David gilmore olduğu için şarkı aşmış bir solo içerir doğal olarak. yeteri kadar dinleyip şarkıyı özümsedikten sonra ise; allah belanı versin gilmour, yine dağıttın beni! sayıklamalarına yol açar.
(vid:#23630)&feature=share
david gilmour'un live in gdansk albümündeki yorum dünya üzerinde yaşayan her canlı tarafından dinlenmelidir . her dinlediğimde kendimden geçiyorum özellikle son bölümünde . yazayım da nakaratı tam olsun .
bu arada sen nasıl tapılası bir adamsın ey david gilmour ?
the grass was greener
the light was brighter
the taste was sweeter
the nights of wonder
with friends surrounded
the dawn mist glowing
the water flowing
the endless river
forever and ever