emekli olduktan sonra yapılacaklar listesinde her babanın hayali olan durum. bir sahil kasabasına yerleşip dingin ve huzurlu bir hayat geçirmek. benim babam da ister bunu. fakat üzülerek eşlik edemeyeceğim kendisine.
(bkz: hidayete mi ericen baba)
nasılsa köydekiler de kente akın akın göç ettiği için, şehirlerin nüfus açısından rahatlamasına önayak olma durumu.* sanki bir nevi kent-köy arası (bkz: nüfus mübadelesi).
bu ara sık sık düşündüğüm ve gerçekleştirmek istediğim faaliyet.. herşeyi arkamda bırakıp uzak bir köye yerleşmek istiyorum ardından da intihar gelir zaten ..
bursa'da üniversiteyi kazandıktan sonra, okula yakın oldugu ıcın gorukle ye, yani orda söylemi ile koye yerlestıkten sonra hayatımı anlatan baslık oluyor.
en özde yaşamak isteyen insanın, bu modern dünyada kendine ait hiç birşeyin olmadığını farkederek girdiği bunalımın ardından vardığı sonuçtur.
nitekim köyde sabah ahıra sonra tarlaya akşam tekrar ahıra giren ve daha sonra bir sonraki güne dinç başlamak için erkenden uyuyan kişi, sadece ve sadece hayatta kalmak için yaşar. bu modern dünyanın tüm eğlencelerinden (sinema, tiyatro, kitap vs) habersizdir. ancak mutludur. bir amaç gütmeden sadece ve sadece bir sonraki güne kalabilmek için yaşar. bir tekne almak bir jeep almak gibi dertleri yoktur. bu yüzden de büyük hüzünleri yoktur. diyebilir miyiz ki; o küçük hayatları içinde tabi mutlu olurlar? -hayır. onlar doğanın tam da kendisiyle mücadele vermek zorundalar, hayatın tam da orta yerinde... bizse bu fantezi dünyasının, birilerinin var ettiği hayatın içerisinde onların kurallarına uygun sorunlarla uğraşıyoruz. bunun farkına varan insanın yapacağı tek birşey kalır bir dağ köyüne yerleşmek...
insanın gerçek bir ruh taşıdığını, gerçekten kendini değerli kıldığını, asıl kimliğini bulduğu andır. her sabah egzos gazı, insan sesi yerini kuş cıvıltıları, çicek kokuları alır. herşeyin en doğalı karşılar sizi orada.
imkanı olduğu halde, yapmak istiyorum deyip yapmayanın bir dolu olduğu güzel ülkemin klişelerinden biri. zordur tabi zevklerden, rahatlıktan mahrum kalmak. çoğumuz içine girmesek de bize görünen ışıltılı dünyamızı, düzenimizi bırakmak zor gelir. at binerek, hamaklarda sallanarak, villa tipli bir evde uşaklar eşliğinde yaşanan köy hayatı ne kadar giriyor bu hayal dahiline bilemem. ama ortada bir gerçek var ki refahı bol olan köyler, türkiye'nin geneline oranladığımız zaman üst dilim in aslan payına denk geldiği gibi bizim hayallerimizi alamayacak kadar az. köy adını verdiği lüks yaşamında gözlerini kapayınca değişmiyor bu gerçek, fakiriz efendi denilse de.
yerleşme amacıyla olmasa da dört yıldır kendi kültürümden uzak ücra bir köyde yaşıyorum, şehre döneceğim zaman tepelerde otlayan masum hayvanları, başıboş gezen tavukları, salına salına giden ördekleri, geceleri ışığı kapadığımda kapkaranlık olan odamı, sessizlik istediğimde mutlağına sahip olduğum ortamı özleyeceğimi biliyorum.
zorlukları güzel yönlerini çürütecek kadar çok maalesef. sessizlik diyorsun ama yıllar geçtikçe o sessizlik senin beyninin içinden yükselen çığlıklarla bozuluyor. tabi bunda en büyük etken yol arkadaşın, yoldaşın. işte buna sahip değilsen, o belkide hiç yaşamadan özlemini duyduğun köy hayatı anlamını yitiriyor.
köyünü seven onca insan olmasına rağmen gördüğüm şu ki; kafalardaki çoğu zaman her şeyi bırakıp şehre göç etmek. demek ki kim neye sahip değilse, biraz da onu istiyor tercihlerinde..