karşıdaki kişinin düşüncesini çözmek için, tepkilerini ölçmek için yapılandır. ve bu bir sanattır, herkes beceremez...
şimdi, örneğin:
ayşe ile sevgili olmak istiyorsunuz. direk "ayşe ben senden hoşlanıyorum." demek risktir. ne kadar yüz verirse versin "ama ben seni arkadaş olarak görüyorum." deme ihtimali de vardır. ama kısa paslaşmalı cümlelerle adım adım gitmek en mantıklı olandır. "ayşe sen çok iyi birisin." dersiniz mesela, "ama ben seni arkadaş olarak görüyorum selami." cevabını almanız neredeyse imkansızdır; diyelim o cevabı aldınız, "sen geri zekalı mısın ayşe? ne alakası var iyi bir insan olmanın bununla?" diye 180 derece dönme ihtimaliniz var. ama o ilk kesin cümleyi kurduktan sonra bu cevabı aldığınızda, istediğiniz kadar uğraşın kıvıramazsınız. "zaten ben de seni denemiştim." , "aslında çok çirkinsin de sevin diye demiştim." tarzında şakaya vurursunuz en fazla(o da bir boka yaramaz).
tabi bu tarz iki uçlu cümleleri kullanım yerleri ve amaçları önemli. gidip bakkala veresiye yazdırmak için bu tarz numaralar yapmayın "recep abi senin bakkalın gibi kaliteli ekmek satan görmedim." tarzında.* bu yağ çekme konusuna girer, başka bir şey... yağcılık yapmak acizliktir, kesin anlam ifade etmeyen cümleler kurmak soğuk kanlılık ve ustalık. aradaki fark bu.
büyük marifettir.
Karşınızdaki ne anlarsa anlasın, yanlış anladığını söylemek gibi bir lüksünüz her zaman olur. Ki bu da ikili konuşmalarınızda elinizi daha güçlü yapar.
saba tümer'in bir programında yaptığı gibi örneğin. kötü niyetli değildi belki; ama rıdvan dilmen sağ olsun... *
s.t: ilk ne zaman milli oldunuz ?
r.d: futbolda mı ?
s.t: ahahahahhihihihihyyy.
10 günlük topografya dersindeki arazi çalışmasını çok bulup şikayet ettiğimizde hocanın lakırdıları;
çıkarım dışarı çıkarırım aleti, hepinizide dizerim biriniz dokunamazsınız.
öğrenci hocaya bir soru sorar, hoca soruyu açıklamaya çalışır fakat öğrencinin boş bakışlarından cevabı anlamadığını anlayınca gayet iyi niyele ve hemde bilmem kaç erkeklik makina sınıfında;
-odama gel göstereyim.
dedikten sonra ufak bir sessizlik olur. sonra kahkahayı koyuverir herkes.
lokantada üzerinde kirli tabaklar vs. duran bir masaya oturup, "usta şu önümüzü bir kaldırsana" gibi, genellikle tehlikeyi davet eden cümleler kurmaktır.