Her şey seninle güzel yolda yürümek bile
Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile
Her şey seninle güzel bu toprak bu taş bile
içimdeki bu korku gözümdeki bu yaş bile
Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa
Seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana
Her şey seninle güzel duyduğum bu ses bile
Yalnız içtiğim su değil aldığım nefes bile
Her şey seninle güzel bu yağmur bu kar bile
Yüzümdeki gözyaşının izleri onlar bile
biliyor musun her şey seninle güzeldi. ruhum dalgalanırdı o zamanlar; erkeklerin kadınları devamlı değişken bir ruh haline sahip olmakla itham ettikleri gibi. nefes almak güzeldi, sinirlenmek güzeldi, kontrolünü kaybetmek ve duvarları yumruklamak güzeldi. kısacası yaşamak güzeldi.
sonra savrulduk, darmadağın olduk. darmadağın oldum. koca bir boşluktayken; yeryüzüne yukarıdan bakarken, altımda yürüyen, aceleyle koşuşturan insanları anlayamazken ben; aslında neleri yitirdiğimi anlayamıyordum. cahillik mutluluğuydu bu bir tür; düşünmek yok, irdelemek yok, sorgulamak yok; hatta özlemek, sevmek , arzulamak yoktu. şehvet yoktu, tutku yoktu ki.. yaşanan her saniyeye; her saliseye sonsuz anlamlar yükleyen o kocaman ama bir o kadar da masum adam yoktu artık.
gece gece can sıkıntısından öylesine açılan televizyon , fondan gelen dizeler:
" beklenmedik bir anda, ayrılık gelip çatsa
seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana..."
ben seni düşünmeyerek; sanki geçirilen kısa bir sinir krizini, şok halini tıpkı uyuşturucuymuş gibi içselleştirirken kendimi koruduğumu sanmıştım; acı çekmeyerek tekrar var olmama gerek kalmayacaktı, benliğimi kaybetmeyecektim.