hayatın anlamı

entry942 galeri42 video4
    861.
  1. bir çok felsefecinin sorduğu ama cevabını bulamadığı sorudur.

    Oysaki kur'an-ı kerimde hayatımızın anlamının kulluk etmekten ibaret olduğunu belirtiliyor.
    1 ...
  2. 860.
  3. Tüm olumsuzlukların içinde ufacık umut tanelerine tutunmaktır...
    5 ...
  4. 859.
  5. Uzun bir suredir hayatimin anlamiydi o. Yesil gozleri, dogal sari saclari ve dogal gulumsemesi... ayrica uzun boyuyla olga benim aradigim kadindi. Sevgisiz kalmis kadinlari sevmem. Olga 33 yasindaydi ve duldu. Kocasini elim bir trafik kazasinda kaybetmisti. Bir gun yuzunde anlamsiz bir gulumseme yakaladim olga min. Nedenini sormak cesaretini gosterdigimde. Tanrinin onunla konusmus gibi oldugunu soyluyordu. Emin degildi olga tanrinin varligindan ama icinde bir ses olduguna inanirdi. Hristiyanliga ve ateizme ayni olcude gonul vermis nietzsche yi ve isa yi ayni duzeyde sevebilmisti. Benim aklim ermez boyle seylere. Ben duz bir insanim ama guzel olani severim. Dini inanclarinin vecibelerine dikkat etmeyen bir musluman olarak gorurum kendimi. Olga hayatima girdiginden beri kitap okumaya gayret ediyorum aslinda. Kitaplardan cabucak sıkılır ve pratik hayata odaklanirim. Basimdan beni hayatin icinden cekip cikaracak buyuk olaylar gecmedi. Kendimi delilige vurmadim. Siradan bir insandim iste. Siradan bir insan nasil davranirsa oyle davraniyordum. Gerci etrafimda saygi duyulan bir insandim. Olga gibi bir deliyi hayatima aldigim gunler icerisinde kisa zamanda tum sayginligim ucup gitti. Yine de hayatimin anlami olga ve onun cennetteki kocasindan bize emanet kalan kizimizdi.

    Yasmir sekiz yasindaydi. Kendisiyle iki yildir tanisiyorum. Oldukca siradisi bir ozelligi var ve ben onunla hep gurur duyacagim. Hayir sevgili okur olaganustu muzik yeteneginden ya da hayal gucunun sonsuzlugundan bahsetmeyecegim. O yasina gore oldukca olgundu. Ve bazen olga dan yasli gorundugu anlar olurdu. Kuskusuz bunlar benim zavalli bozuk gozlerime oyle gorunuyor olabilirdi....

    Devami gelecek..
    0 ...
  6. 858.
  7. 857.
  8. Hayatın anlamı sizin kendinize çizdiğiniz yol kadardır.

    Ve hayatın anlamı net şekilde şudur arkadaşım diyecek bilgi ve yetkinliğe sahip kimse yoktur.

    Çünkü herkes kendine göre farklı bir yol çizer ve herkes bu farklı yolu yaşar.
    0 ...
  9. 856.
  10. Hayat kısa, mutlu olmaya değmez.
    1 ...
  11. 855.
  12. Değişkendir. Kimi için sevdiği kadın, kimi için taptığı ilah, kimi için daha çok para, kimi için iktidar, kimi için güç, kimi içinse o gün kucağına aldığı özürlü çocuğudur. Hayatın anlamını, bizzat hayatın kendisi belirler neye ihtiyaç hissediyorsanız sizin için hayatın anlamı o dur.
    1 ...
  13. 854.
  14. Gece gece yine aklıma düşen, herkesin hayatta düşündüğü bir sorgulamadır. Ama bu gece diğerlerinden farklı bir düşünce gerçekleştiriyorum.

    bir şeye anlam verebilmek için onu bütün yönleriyle her detayı ile kavramak gerekir. hayata anlam verebilmek için de bütün olarak, her noktasıyla kavrayabilmek gerekiyor. tüm evren ve içinde yaşayan her canlıyı ve tüm sistemi kavrayabilir olmak demektir bu. bir insan varolan tüm bu bilgilere sahip olsa dahi hayata anlam veremez çünkü keşfedilmeyenlerin bilgisine sahip değildir. böyle tümden bir kavrayış insan zihni için mümkün olmadığı için insan hayata dair bir anlam meydana getiremez.

    bu bağlamda tanrı’ya da anlam verilemez çünkü kendisinin de kavranabilir olması gerekir bir anlam bulması için. bu yüzden inançlar saçmadır, saçma olduğu için inanılır çünkü temelde bir şeyin bilinemeyeceğini, anlama kavuşamayacağını inanç bu anlam arayışının yerini doldurur. modern insan bu anlam arayışında inançsız olduğu için buhran geçirir.
    2 ...
  15. 853.
  16. hayatın anlamsızlığında yatar.
    3 ...
  17. 852.
  18. Tanrı yoksa yoktur. Tanrı var kabul edildiği an bu anlam rahatça tartışılabilir.
    1 ...
  19. 851.
  20. ilk olarak metinde vermiş olduğum tatmin olmanın olumsuzluğu düşüncesini, yani pozitivizme karşıt olarak hazların ve talihin getirdiği şeylerin yalnızca bir mutsuzluk olduğu ile ilgili düşüncemi güçlendirmeliyim.

    örneğin acı hissederiz ama acısızlık hissedilmez; endişeyi hissederiz fakat endişesizlik hissedilmez; korkuyu hissederiz ama korkmadığımız anlar hissedilmez. isteği hissederiz, hissederiz açlığı, susuzluğu da hissettiğimiz gibi. fakat ne zaman ki isteme duygumuz doyurulur, o doyum sadece bir anlıktır, sanki bir yudumdur ve yutulur.zevklerin ve neşelerin yokluğu hissedilir hemencecik. fakat acılar, onlar ne kadar uzun süre eksik kalsalar da özlenmezler. onlar sadece istemsizce yaşanılanın, bir duygunun zıttı oldukları için hatırlanırlar. çünkü sadece acı ve özlem müspet olarak hissedilebilir ve feshederler kendi kendilerini. fakat buna karşın iyi durumda olmak, bir olumsuzlamadan başka bir şey değildir. bu sebepledir ki sağlığı, gençliği, özgürlüğü; o, hayatın üç iyisini, onlara sahip olduğumuz anlarda dahi içselleştirememekteyiz. çünkü bunlar da birer olumsuzlamadırlar. geçirilen günlerin mutlu geçmiş olduğunu ancak onlar geçtikten sonra fark ederiz bu yüzden de. şöyle ki, hazların arttığı her an, onları algılama yetimiz de o ölçüde azalır ve o duyguya öyle bir alışılır ki, o duygu artık bir haz olarak algılanmaz. bununla birlikte de acıyı duyabilme yetimiz bir o kadar artar. çünkü az önce tadılan o duygunun eksikliği acı vermeye başlar. şöyle ki, az evvel sahip olunan o duygu sayesinde, ihtiyaç duyulan mutluluk veren duygu miktarının kendisi de artar. saatler gitgide daha hızlı akmaya başlar. ne kadar hoş ise o kadar yavaş ve o kadar çok acı vermek üzere geçer saatler. çünkü acı olumlu olanın, o an hissedilen tarafı değildir. aynı şekilde canımızın sıkıldığı zamanları içselleştiririz, eğlendiğimiz anları değil. bu durum, her şekilde görüldüğü gibi şunu kanıtlıyor: varoluşumuz, mutluluk duygusunu en az hissettiğimiz an bize mutluluk vermektedir. buradan da anlaşılıyor ki, bize en mutlu edecek şey onsuz olmaktır . büyük bir mutluluğun hatırlattığı yegane şey, ardından gelecek mutsuzluk yığınıdır. çünkü bir süre devam eden bir huzurun ardından, gelse gelse biraz eğlence ya da bir beyhudelik gelir tatmin olarak. bu sebepledir ki, yazarlar kahramanlarını çıkmazlara sokarlar. amaçları onları önce çıkmaza sokup, sonra da bu çıkmazdan kurtarmaktır. dramlar ve epopeler de bu nedenle sadece savaşanları, acı çekenleri, acı çektirenleri anlatır. bu sebepledir ki, her romanın içinde korkutulan insanın mide krampları, yürek çarpıntıları vardır. bu romanlar bizim seyretmek için içine baktığımız kutulardan başka bir şey değildirler. walter scott, estetiğin bu ihtiyacını ''old mortality'' isimli romanında açıkça vurgulamıştır. benim kanıtladığım o düşünceye eş bir şekilde, voltaire de tabiat ve saadet hakkında aynı şeyleri söylemektedir. ''saadet sadece bir rüyadan ibarettir'' der ve ekler :
    '' tam 80 yılı bulan deneyimim bana bunu gösterdi. şu düşüncenin içine dalmaktan ve onu düşünmekten öte bildiğim hiçbir şey yoktur ki; sinekler örümcekler tarafından, insanlar ise acılar tarafından yenilmek üzere vardırlar.(voltaire, lettre a m. le marquis de florian,ferney, le 16 mars 1774)

    iyimser sözler etmeden, hayatı arzu edilen, şükredilesi bir şey olarak görmeden önce bir karşılaştırsın bakalım insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği olumlu şeylerle, insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği olumsuzluklar. eminim ki bu bilançoyu çıkarmak hiç de zor olmaz. dünyada iyiliğin mi daha çok, kötülüğün mü daha çok olduğu konusunda konuşmak da pek anlamlı gözükmüyor zira. ''çünkü, kötülüğün sadece var olması bile yeterlidir ve var olan bu kötülük ne yanındaki, ne de uzağındaki iyilik tarafından yok edilebilir''

    ''mille piacer' non vagliono un tormento''
    (bin kadar iyilik, bir kötülük değerinde bile değil).
    -petrarka,il canzoniere,sonetto 195-

    çünkü binlerce kişinin mutluluk içerisinde yaşaması bile, bir kişinin ölüm işkence sırasında duyduğu acıyı yok edecek kadar büyük bir haz değildir. yine aynı şekilde, şu anki mutluluğum, geçmişteki acılarımı dindirmek konusunda bu denli acizdir. ola ki kötülük bundan kat be kat daha az olsaydı da, yine de kötülüğün sadece var olması bile yeterdi iyiyi yenmesine. bu bile yeterli olacaktır genelde üstü kapalı anlatılan şu gerçeği görmemize:
    varlığımıza sevilmekten çok üzülmez miyiz? var olmamış olmayı varlığa yeğlemez miyiz? var olmamayı istememize rağmen, var olduğumuz gerçeği ile başbaşa kalmaz mıyız hep?

    arthur schopenhauer-merhamet

    dergah yayınları, s.14-15-16.
    8 ...
  21. 850.
  22. Üstüne düşünüldükçe kendisinden uzaklaşıldığını kanıtlayan örnekler mevcut. Yaşa ve öl işte amk, daha ne bekliyosun ki!
    0 ...
  23. 849.
  24. iş sonucunda para, sağlık, karı ve kız.
    0 ...
  25. 848.
  26. aranıpta bulunamayan en azından ben bulamadım.
    0 ...
  27. 847.
  28. sevip, sevilip, hayata karşı kendinden iyi izler bırakmaktır. gereksiz pişmanlıklardan sıyrılıp, hakikatiyle ve doğrusuyla yaşamaktır.
    6 ...
  29. 846.
  30. modern insan uydurmaları. postmodern insan güzellemeleri. algı oyunu. köleliğin düşünsel perçini.

    inanmayın şöyle şeylere. doğa durumunda anlam mı varmış?
    1 ...
  31. 845.
  32. bunu bulduğunuz an, tükenmişlik sendromuna yakalanıyosunuz.
    0 ...
  33. 843.
  34. Hayatın anlamı bilgi birikimi sağlamaktır.

    Bu bilgiyi daima hatırlayın. Bilgi birikimini sağlayan sistemler yaşar, diğerleri ölür.
    0 ...
  35. 842.
  36. Ne kadar anlam yüklediysek, o kadar canımız yandı.

    (bkz: çal keke çal)
    1 ...
  37. 841.
  38. 840.
  39. 839.
  40. Šarūnas Jasikevičius (Sarunas Yasikeviçyus), kariyeri birçok insan için ulaşılmaz başarılarla dolu geçmişin Litvanyalı basketbol oyuncusu; bugünün basketbol koç’u…

    1998 yılında başlayıp 2014 yılında sona eren basketbol oyunculuğu kariyerine yerel ve uluslararası turnuvalarda onlarca kupa sığdıran Jasikevičius’a, 2015 yılı Şubat ayında Euroleague tarafından "Avrupa Ligi efsanesi" unvanı verilmiştir.

    Oyunculuk kariyerinin ardından 2014 yılında Zalgiris Kaunas takımında asistan koç olarak göreve başlamış olup halen aynı takımda ‘koçluk’ görevine devam etmektedir.

    Šarūnas Jasikevičius’un Zalgiris’te 2016 yılında başlayıp halen devam etmekte olan koçluk kariyeri sırasında önemli sayılan bir maçın ardından yapılan basın toplantısında, orada bulunan bir basın mensubu ile koç arasında şöyle bir diyalog geçer:

    “Muhabir: Koç, Augusto Lima'nın yarı final serisinin ortasında çocuğunun doğumu için gitmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

    SJ: Ne mi düşünüyorum? Gitmesine izin verdim.

    Muhabir: Yarı final serisinin ortasında bir oyuncunun takımdan ayrı kalması normal bir şey mi?

    SJ: Senin çocuğun var mı? Çocuğun olduğu zaman genç adam, işte o zaman anlarsın. Çünkü bu insanın yaşayabileceği en büyük deneyim. Bu güzel bir soru gerçekten. Sence basketbol hayattaki en önemli şey mi?

    Muhabir: Hayır ama yarı final önemli.

    SJ: Yarı final? Kimin için önemli?

    Muhabir: Takım?

    SJ: Hangi takım?

    Muhabir: Zalgiris.

    SJ: Tribünde kaç taraftar olduğunu gördün mü? Önemli? iLK ÇOCUĞUN OLDUĞUNDA DÜNYADA NEYiN EN ÖNEMLi OLDUĞUNU ANLAYACAKSIN. O zaman gel ve benimle muhabbet et. ÇÜNKÜ DÜNYADA HiÇBiR ŞEY BiR ÇOCUĞUN DOĞUMUNDAN DAHA BÜYÜK VE ÖNEMLi DEĞiL.iNAN BANA! NE ŞAMPiYONLUKLAR, NE DE HiÇBiR ŞEY. AUGUSTO LiMA ŞU AN DUYGUSAL OLARAK CENNETi YAŞIYOR. Onun için mutluyum.”

    Söz konusu diyaloğu buradan video olarak seyredebilirsiniz:

    https://www.youtube.com/watch?v=lyh4Buojr9A

    Başta anlattığım kariyere sahip kariyerinin zirvesinde basketbolcu ve spor adamının 42 yaşında fark ettiği “hayatın anlamı” işte budur.

    Stephen Hawking’i çoğunuz tanırsınız ama biz yine de kısa bir tanıtım yapalım:

    Hawking, fizikle ilgili karmaşık düşüncelerini herkese duyurma ve çok satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara Deliklere” isimli kitabıyla adını duyurmuştur. 21 yaşında parlak bir üniversite öğrencisi iken ALS (amyotrofik lateral skleroz) motor neron hastalığı teşhisiyle 2 yıl ömür biçilen 1942 doğumlu S.Hawking halen kuramları ile dünyaca ünlü bir fizik profesörü olarak hayatını sürdürmektedir.

    Evrenin yapısı üzerine çalışmalarını halen sürdüren ünlü fizikçi, birçok ödüle layık görülmüştür. 12 onur derecesi bulunan Hawking, ingiltere Kraliyet Cemiyeti’nin ve Amerikan Bilimler Akademisi’nin de üyesidir.

    ilerleyen hastalığı sebebiyle Stephen hawking süreç içinde yürüyemez, konuşamaz ve hatta cihazsız nefes alamaz duruma gelmiş, konuşamadığı için yazdıklarını sese çeviren bir bilgisayar sistemi marifetiyle dış dünyayla iletişim kurarak bu başarıları elde etmiştir. Ünlü bilim insanı, hayatının konu edildiği geçtiğimiz yıllarda vizyona giren “Her şeyin Teorisi” adlı filmde kendisine hastalık teşhisi konduğu dönemde evlendiği eşine evlatlarını göstererek şöyle der:

    “Eserimize bak!”

    Yani, türlü zorluklara, ilerleyen hastalığı sebebiyle gittikçe bozulan sağlığa ve engellere rağmen fizik alanında bir bilim insanı olarak dünyada elde edilebilecek bütün şöhret, maddi güç, ödül ve başarıyı elde etmiş Hawking için en büyük eser, (evlilikleri yürümese dahi) eşiyle birlikte dünyaya getirdikleri üç tane evlattır.

    Özelersek, Stephen Hawking de tıpkı Šarūnas Jasikevičius gibi, hayatta bir insan olarak üretilebilecek en özel değerin, yaşanabilecek en güzel tecrübenin “evlat” olduğunun farkındadır.

    Bu iki başarılı insanı ve hayata bakışlarını sizinle paylaşma sebebim aslında şudur:

    Böylesi kariyer sahibi iki insanın dahi evlat sahibi olmayı bu derece yücelttiği bir dünyada, yaşadıkları toplum ve dünya için en ufak bir değer dahi üretmeyen kimi insanların, kendilerine bahşedilen “anneliğin” ya da “babalığın” hakkını vermek şöyle dursun, bu güzelliklere ihanetle karşılık vermeleri karşısında iğrenmekle beraber, bu boş özgüvenin kaynağını fazlasıyla merak ediyorum.

    Bütün bunları ortaya koyduktan sonrası önemli gördüğüm noktayı belirterek yazıyı bağlayalım:

    Hayat, sahip olduklarının farkında olan ve bu farkındalıkla hayatını kurmaya gayret edenleri gerçekten mutlu eder.

    Er ya da geç!

    Alper Şirvan
    0 ...
  41. 840.
  42. çok çalışmak yerine daha çok çalışıp sahiplerimizi rahat ettirip dengesiz beslenerek karın doyurmak.
    1 ...
  43. 839.
  44. 838.
  45. Eskiden...

    Yaşamak için çalışmaktı..

    Şimdi...

    Çalışmak için yaşamak...
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük