sürekli değişendir. hiçbir zaman istikrarlı bir gerçek amaç olmayacaktır insan için.
hayatımızın her döneminde önceliklerimiz, isteklerimiz ve beklentilerimiz değişeceğinden amacımız da bu doğrultularda şekillenir.
en basitinden çocuklukta oyun, gençlikte aşk, yaşlılıkta huzur, gibi.
kimseyi kırmamak mı? kırdığın kalbi en iyi şekilde onarmak mı? mutlu olmak, olamasan da mutlu olmayı ummak mı? sevmek, hiç bir şey beklemeden sevebilmek? sınavlarda en iyi puanı almak, en iyi bölüme yerleşmek mi? ya da bir meslek sahibi olmak, para kazanmak mı?
dün bir arkadaşımızla bizde tam olarak bu konuyu tartışıyorduk. iyi olmak ve insanlara yarım etmek gibi kişel hayat amaçlarına sahip olduğumuzu gördük. Dünyanın bir kuralı var, oda denge. insanlar duygularını sürekli dengeye getirme eğilimindirler. bu yüzden olsa gerek ki çok sevildiklerinde sevmemeye başlarlar.
hayatın amacı bulunduğun andan zevk almak ve bunu devamlı kılabilmektir kanımca.
Bu da b.ktan bir durum aslında. ihtiyaçların tatmini diyebiliriz. En son ihtiyaç kendini kanıtlamak, yaratmaktır. Biz toplum olarak daha buralara gelemedik. Bir de bir toplum ne zaman sanat konuşmaya başlarsa çöküş o zaman başlıyormuş. Kayzer buyurmuş bunu. Yani insanlık belki de açlığa çözüm bulabilirse, robot falan, belki de insanlık bir üst sınıfa yükselip yeni ihtiyaçlara sahip olacak. Gerçi parası olanlar üst insan olamıyor ama...
Başla ve bitir. Oysa hayat bir harekettir, bir amacımız yoktur bizim. Burada yazmam için birçok neden olabilir bunların hepsi sonuçta saçma. Ulaşılacak hiçbir şey yok. Kendimizi kandırıyoruz. ihtiyaçlarımız bitmeyecek ve sonunda hayata yeniden başlayacağız. Hayatın bir amacı olabilir mi?