hayat

entry2351 galeri110 video7 ses1
    274.
  1. 273.
  2. --spoiler--
    aşka dair ne varsa güze dökülüyor
    öğrenmeden geçiyorum ince hesap işlerini

    Kusursa bunun adı bağışla beni ey hayat
    hırkamı biçen sensin, aşklara salan da sen
    --spoiler--
    2 ...
  3. 272.
  4. 271.
  5. bazen üstad oyuncuların, bazen amatör oyuncuların öne çıktığı filmdir. başrol oyuncusu her zaman sensindir.
    3 ...
  6. 270.
  7. 269.
  8. yaşayamamaktır. çok kısadır.
    4 ...
  9. 268.
  10. hayat bazen herşey olabilir. ama hayat her zaman "hayat nedir?"i sorgulamakla geçer.
    3 ...
  11. 267.
  12. bazen asktir.
    bazen mutsuzluk.
    bazen umut.
    bazen pes etmek.
    bazen herseye yeniden baslamak.
    bazen kocaman bir yalandir .
    bazende cok acimasizdir .
    5 ...
  13. 266.
  14. bir sahnedir. sen sahnede yokken yaşanmıştır. geç kalmışlıktır. pişmanlıktır. "ah keşke yaşasaydım!" demektir.
    3 ...
  15. 265.
  16. yaşanan andır, anı yaşamaktır.

    Hayat nedir ki,

    Sabah erkenden kalkmış olmanın mahmurluğunda, suluğu, beslenme çantası olmayan lan 5 saat için ne suluğu ne beslenmesi diyen ilkokul çocuğudur

    Hayat, fabrikanın yolunu tutmuş tek derdi evini geçindirmek olan pos bıyıklı amcanın sert bir şekilde boğazını temizleyip tükürdüğü koyu balgamdır.

    Hayat nedir ki,

    Bir iett otobüsünde her gün gördüğü, aşık olduğu kıza hiçbir şekilde sevdiğini söyleyemeyecek olmanın acısını, kahretmişliğini içine gömen liseli gencin yüzündeki sivilcelerdir.

    Bir otobüs durağında bekleyen onca insanı umursamadan uyanıklığa verip bir şekilde kendini içeriye atabilmenin telaşındaki sahtekar yolcudur.

    Bu kadar kötü müdür hayat.

    Değildir elbet. Güzel şeyler de vardır.

    Mesela.

    Bir semt pazarının akşama bıraktığı çöpleri temizleyen yüzü gözü kapalı kim olduğunu anlaşılmayan, yanından geçenlerden uzak durmaya çalışan adama yaklaşıp kolay gelsin abi, hayırlı akşam dedikten sonra yüzünü kaldıran o adamın sapsarı dişlerini görebilmektedir mutluluk.

    Hayat nedir ki,

    Dizmişsindir elini. Tektir el. Bi çekersin joker. As papaz joker vale el tamam. Ulan dersin bi döneyim. Baba bi çekersin kupa kızı. Alırsın jokeri eline. Koyarsın yere 14 kâğıdı. Alın ulan ben bittim. Her el yaşanan o alışagelmiş şaşkınlık hâkim olur bir süre. Derken biri atlar oradan, lan olum sen yere kağıt atmadın. işte tam o esnada elinde tuttuğun jokeri indirirsin masanın üstüne laaapp diye. A bu da sana girsin. Karşında zort olmuş üç sevgili arkadaş. Bir da sağ yumruğa sol elinle bi kapatırsın şşaaakk diye. Keyif budur. Mutluluk da bunun gibi bir şeydir zaten.

    Hayat basittir.

    Hayat yolda yürürken önünden giden küçük çocuğun hislerinin neler olduğunu düşünebilmek kadardır yollar ayrılana dek.

    Bazen görebilmektir mutluluğu bir küçük hediyeyle çocukların gözünde.

    Ayrıntılardadır hayat.

    Boş vermektir bazen. Kızıp darıldığında birilerine tüm insanların da hüzünlü olduğunu düşünebilme tadında.

    Öyle çok seversin ki yan yana geldiğinde sarılıp kucaklamak istersin. Ona dokunup ağlamak, ne kadar çok sevdiğini söyleyip hıçkıra hıçkıra tüm şiddetinle.

    Yapamamaktır belki de hayat.

    Yapamazsın.

    Hala bir özür borcun olduğunu düşürsün annene. Yıllar önce kalbini kırıp kapıyı çarpıp gittiğinde. Aradan geçmiştir belki. Unutmuştur zaten anne sever her şeyiyle yine. Ama kızarsın işte kendine. anne seni o kadar o kadar çok seviyorum ki özür dilemek zor geliyor bana. Sen bensin anne, ben seninim anne.

    Hayat sensin işte.

    Yaşadıkların, gördüklerin, hissettiklerin, ulaşabildiklerin, ulaşamadıkların, yaşamadıkların, yaşamayacakların, hataların, günahların, sevapların..

    Polyanacıları, realistleri, pesimistleri, optimistleri tuttuğunuz yerde öpün tüm insanlık adına. Kategorize etmesinler bizi bir daha.
    42 ...
  17. 264.
  18. hamama giren terler mentalitesi ile birlikte yapılmış olan bir dayatmadır insana.
    hayata gözlerini açarsın ve beep! koşu başladı, artık bir yarış atısın! **
    1 ...
  19. 263.
  20. yüzde doksanının mutsuz olarak sonlardığı yaşamaya mecbur olduğumuz tek gerçek hediye... başlangıcında biz, bitişinde ise etrafımızdakilerin ağladığı elle tutulamayan, hissedilemeyen bazen zor, bazen de çok kolay geçirilen günlerin toplamı...

    (bkz: hayat hayaller ve yıkımlar/@fatal)
    4 ...
  21. 262.
  22. hayat bana ne verdiyse bende sana okadarini verebildim.
    herkes suclu herkes deli ama hic biri bizim gibi sevmedi.
    güzel olan ise her gün günes gibi sende dogmakti.
    *.
    4 ...
  23. 261.
  24. eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
    o yaşamda
    daha çok hata yapardım.
    o kadar mükemmel olmaya çalışmazdım... daha çok dinlenirdim.
    bu yaşamda, onca ciddiyetin arasında yapamadığım kadar eğlenirdim.
    o kadar temiz kalmazdım.
    daha fazla riskler göze alır, daha çok gezer, daha çok günbatımı seyrederdim,
    daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim
    gitmediğim daha çok yere giderdim.
    daha çok dondurma, daha az bezelye yerdim.
    daha çok gerçek sorunlarım, daha az sanal sorunlarım olurdu.
    ben yaşamın her dakikasını gerçekçi ve kitabına uygun yaşayan insanlardan biriydim.
    elbette mutluluk anlarım da oldu.
    ama geriye dönüp, baştan başlayabilseydim çok daha fazla iyi anlarım olurdu.
    çünkü, eğer bilmiyorsanız, yaşam bundan ibarettir, anlar, yalnızca anlar...
    "şimdi"yi sakın kaçırma.
    ben, yanında, termometre, bir şişe su ve paraşüt olmaksızın asla bir yere gidemeyen insanlardan biriydim.
    eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, çok daha hafif gezerdim.
    eğer hayatımı yeniden yaşayabilseydim, baharın başlamasıyla birlikte ayakkabısız yürümeye başlar, sonbahar bitimine değin çıplak ayakla devam ederdim.
    bilinmeyen daha çok yola sapar,
    güneşin doğuşunu daha çok seyreder,
    daha çok çocukla oynardım
    yalnızca bu yaşamda bir şansım daha olsaydı.
    gel gör ki, işte 85 yaşındayım
    ve biliyorum ki,
    artık ölmekteyim....
    jorge luis borges
    4 ...
  25. 260.
  26. insana verilen en büyük lükstür.
    2 ...
  27. 259.
  28. kısa gelen bir yorgan gibi. yukarı çeksen ayakların, aşağı çeksen omuzların üşür..

    en sonunda dizlerimizi kırar ona boyun eğeriz...dizlerini kırmazsan hayat soğuktur...buz gibi..
    5 ...
  29. 258.
  30. bir soğuk bir de sıcak duş almak gibidir hayat.
    2 ...
  31. 257.
  32. cinsel yolla bulaşan ölümcül bir hastalıktır.
    (bkz: hakan günday)
    3 ...
  33. 256.
  34. bazen acı bazen tatlı bazen de bu entry gibi sıradandır.
    1 ...
  35. 255.
  36. yarım bıraktıklarımızın uç uca eklenmesiyle ortaya çıkandır hayat. ve kasmaktır beş para etmeyecek bir tanım için..

    anaokulunda koca koca legolarla ev yapmaya niyetlenip, arazimi tamamladıktan sonra üstüne kat çıkacakken,
    ahmet'in elinde gördüğüm renkli oyun hamurlarına atladıgımı hatırlıyorum. benim ilk yarım bırakmıslıgım
    burda başlar. aslında anaokuluna ve ilkokula dair pek fazla anı biriktirmişliğim yok.
    şu halimi gördükçe de, 3 yaşındayken bindiği salıncağın rengine kadar hatırlayanlardan daha bir
    tiksiniyorum.

    ortaokul yıllarımda hep değişik işler peşinde koşan ergen olma arzusundaydım. nilgun teyzem
    ressamdı. ona özenip tuval, yağlıboya, fırça falan almıştım. fazla işime yaramadılar maalesef. sadece ağaç
    çizmekten ibaret olmadıgını öğrenince ressamlıgın, vazgeçtim haliyle. trt-2'deki ressam amcaya da inancım
    kalmamıştı. aldatılmış hissetim.
    sonra o sıralarda koleksiyon yapmak modaydı. bir arkadasım deniz kabugu
    koleksiyonu yapıyordu mesela, bense peçete. tabii o ucuz, beyaz peçetelerden değil.
    kedilerle köpeklerin zılgıt attıkları, yıldız ile güneşin kır koşusu yaptıgı peçeteler.. ütopik bir tarzları
    vardı yani. bitti o da.

    voleybola başladım, yoruldum. bir folklorde dikiş tutturdum ya, al sana ağlarını örmüş bir kader daha.

    lisede tiyatroya merak saldım ama gösteriden çok sunuculuk yaptım.. ağrılı bir ergenlik dönemiydi.

    gitar hevesimden ise bahsetmesem daha iyi.. yani bir insan birkaç tele bu kadar mı hakim olamaz arkadaş??
    o zamanların hit şarkısı, akdeniz akşamları'nı bile çalamıyordum.

    fotografcılık ise bir sonraki denemem oldu. fakat çiçeklerin ta dibine girip zoom yaparak nereye kadar
    götürebilirdim ki.. makinam sadece okul gezilerinde işime yarardı. bir aman deniz kenarında romantizmi yakalayayım,
    bir faytona geçelim nostaljik hava olsun, ya da salıncakta sallanırken vuku bulan bir tatlı huzur almaya
    geldik tavrı.. hiç hoş değildi..ayrıca ben düğmeye bastın mı fotografı çıkaran makinalardan istiyordum, olmadı.

    lisede gene en iyi hobim sınıf başkanı kalıp hocalara yılısıklık yapmak oldu, çok ekmeğini yemişimdir.

    üniversitede ise ortam çok baska. her yerden sosyallesme meraklısı insanlar fırlıyor. bende de bir her şeyden tadayım
    isteği oldugundan, o fırlayan insanlardan oldum kısa bir dönem.

    satranç kulübüne girecektim mesela, zeka insanın en büyük gücü ya hani, en başında şah mat oldum ama ben.
    ayrıntı vermeyeceğim.

    latin danslarına göz kırptım bir ara, ama çok tırt insanlarla çift olacaktım, o da öylece kaldı.

    fitness konusunda da gecici bir heves sonrası kalıcı bir isteksizlik vardı bünyemde.

    ben yapamadım. nedense isteklerim bana hep yamuk yaptılar. oysa ben farklı farklı pencerelerden bakmak
    istiyordum hayata. onu daha da zenginleştirmek. anlamadı saf.

    yoksa tek bir alan mı gerekliydi, net görebilmek için.

    benim heveslerim hep üstünden bir lokma alınıp tiksinilmiş bamya yemeği gibi.. bir daha sokmuyorsun ya ağzına
    hani nefret edince. yeni tatlar arıyorsun..

    ya belki böyle olmamalı. kararsızım ya.. zaten bu benim en kötü huyum.. bir feysbuk üyeliği alsam mı diye böyle
    kararsız kaldım,
    bir lise dönemimin sonbahar-kış kreasyonu ürünü barbour mont mevzuunda bir de şimdi.

    ama ben yine de bir lokma alıp tiksinmek istiyorum bamyadan. şalgam içmek istiyorum -ıyy ne iğrenç- anafikirli
    vazgeçmelerle, hayatta hep bir şeylere başlamak, beğenmezsem yüzüstü bırakmak istiyorum umursamaz bir tavırla.
    bir de şu yılmaz erdoğan tavrımı bırakırsam bir köşeye, değmeyin keyfime.

    bu maymun iştah erdemdir belki de. bir nimet; en güzel tadı buluncaya kadar seninle olacak.
    yalnız tam da o tadı yakaladıgın anda basacaksın deklanşöre -peyniiir- diyerek, heyecanla..
    bense bir aforizma savuracağım burdan umutla;

    hayat bu muydu? pekiyi öyleyse bir daha..
    10 ...
  37. 254.
  38. bir kompozisyondur hayat; giriş, gelişme ve sonuçtan oluşur.
    giriş : doğum
    gelişme: acı- tatlı duygular
    sonuç : ölüm...
    2 ...
  39. 253.
  40. günümüzde yarısını para kazanmak için çalışmak, diğer yarısını da parayı harcamak için harcamamız, kurulu sistem tarafından beklenen, küçük hedefler konup insanların sıkılmaması sağlanan zaman aralığı.
    3 ...
  41. 252.
  42. hayat:
    -inişli, çıkışlı,dolambaçlı,tümsekli,monoton,
    heyecanlı,taşlı,kaşlı,gözlü,
    sağlı,sollu,hayal,meyal,
    ayık,sarhoş,sınav,mınav,laf,söz,dedikodu,ihanet,sadakat,oyun,
    korku,stres,gülmek,ağlamak,aşık olamak,platonik takılmak,
    küsmek,kırılmak,darılmak,gücenmek,yüzsüzlük,
    iyilik,kötülük,kitap,sinema,tiyatro,alışveriş,okul,gazete,
    dergi,evlilik,boşanma,kan davası,terör,şavaş,mücadele...........
    (yav bir insan bu kadar şeyi gorüyomuymuş hayatta)
    2 ...
  43. 251.
  44. sürekli bir şeylere alışmak.
    2 ...
  45. 250.
  46. yarını planlarken gecen seydir.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük