müzikleri, replikleri, dizinin her bir karesi insanın beynine işliyor. göz kırpma isteği uyandırmıyor. ne yazık ki uzun ve sıkıcı reklamlar insanı çileden çıkarıyor ama herşeye rağmen cuma günlerinin iple çekilmesini engellemiyor.
nefis bir şekilde farkında dahi olmadan bizi içine almış dizidir. dizinin tutkunu olup çıkmışız haberimiz yok. okan yalabıkın* oyunculuğu tek kelime ile enfestir. dizi de sinir bozucu olan tek şey cansel elçin'in* kahkulleridir.*
not:casati boya'nın reklam jingleı beynimize işlenmiştir malesef. **
türk televizyonlarında çemberimde gül oya ile beraber yapılmış çok az kaliteli dizilerdendir. önüne gelenin dizi yaptığı şu günlerde sıyrılmayı bilmiştir. üç darbe yılını da verecek olması ayrı bir izlenme sebibidir, yani tek döneme bağlı değil. o yılları yaşamış olanlar için bir nevi flashback'tir de.
kısmıyla geçen akşam yaran bir bölüme sahip olmuş dizi. 1966'da yök mü vardı? harç mı vardı? sorarım size ey senaristler. sayın yapımcı yoksa konsept danışmanına verecek para mı bulamadın bu bölüm için?
artık dönem dizisi olmaktan çıkıp, nostaljik türk usulü bir aşk dizisine dönüşmüştür efendim.
kaliteli dizilerin de çekilebildiğini biz seyircilere ispat etmiş başarılı Atv dizisi.. Her Cuma aslında 21:45 de başlaması gereken ama Sıla yüzünden 22:20'lerde başlayan dizimiz..*
müziklerine hasta olduğum dizi..
özellikle aşağıdaki linkte yer alan bölümde 02:39'da çalmaya başlayan şarkı bir başka harika: http://www.youtube.com/watch?v=dc-msBOHmXg
dünkü bölümle beraber "dönem dizisi" kimligini tamamiyle kaybetmis bir dizidir malesef su asamada. haftalardir yaziyorum ayni seyleri, tekrar yazmak istemiyorum gerci ama benim gibi arka plandaki fon icin yani siyasi olaylarin, kisilerin ete kemige dönüstügünü görmek amaciyla diziyi izleyenler icin gercekten de tahammül sinirlari aci vermeye basladi artik. 25 bölüm önce ciktiginda dönem dizisi olarak, ekrandaki onlarca ayni cizgideki dizinin arasindan gayet güzel siyrilarak, bu televizyon ekraninda kaliteli bir seyler izleyebilmis olmanin verdigi o essiz hazla oturuyorduk her hafta ekran basina. 50'li yillari anlatirken hem bir seyler ögreniyor, hem gayet seviyeli bir ask hikayesi izliyor, hem de yakin tarihimizin en karanlik dönemlerini, kitaplardan okumayanlar icin ögretmenin yolunu buluyorduk. menderes dönemi son derece basarili yansitiliyordu 15 bölüm boyunca ve 15. bölümün sonunda hikaye'nin 60'li yillardan itibaren devam edeceginin müjdesi veriliyordu. ekranda deniz gezmis'in resmi ve arkada calan harika "sevdamiz bir uzun bakis" sarkisiyla. vay be diyorduk, helal olsun adamlara tarafsizlik sözlerini tutuyorlar, cidden hakediyorlar tüm övgüleri.
ikinci dönem basliyordu 16.bölümle beraber yani 6 yil sonrasi. dizinin ilk bölümdeki basarisindan sonra heyecanla bekliyorduk yeni olaylari. gerci ilk bastan itibaren biraz cizgi degismis gibi görünüyordu, sanki ask mesk olaylarini biraz fazlalastiriyorlar mi ne? yok canim, olur mu öyle sey. elbetteki kavusamayan asiklar olacak ama arka planda yansitilan olaylar yine süper olur hic meraklanma sen... diye diye 10 bölüm gecirdik. ne gördük, ne ögrendik soruyorum kendime. cevap kocaman bir hic oluyor malesef. menderes dönemini gayet basarili olarak yansitan yapim ekibi deniz gezmis olayini ya yansitmiyor yada yansitamiyor bir seylerden cekindigi icin. hal böyle olunca da dün geceki gibi gayet normal, gayet bildik, 60'li yillarin ikinci sinif yesilcam filmlerini izliyoruz. iste yazinin basinda dün aksamki bölümden sonra "dönem dizisi" olma özelligini tamamiyle kaybetmistir demem bundan dolayi.
ilk kisimdan sonra birakacaklardi ve bizde bundan 50 yil sonra "ya zamaninda hatirla sevgili diye bir dizi vardi, sahaneydi" diyecektik. simdi olsa olsa "kavusamayan sevgililer" olur bu saatten sonra, kimsede adini anmaz bitince, unutulup gitmeye mahkum ettiler cünkü diziyi. millet olarak aciyi cok severiz ya zaten biz, en güzel ask kavusamayanlarin askidir ya hani, bir film ne kadar aglatiyorsa, o kadar güzeldir ya hani hatta "ya bi agladim, bi agladim sorma o kadar güzel bir filmdi yani" seklinde yapariz ya elestirmemizi... iste yapimcilar da bunun fazlasiyla bilincinde olduklari icin bu hale getirdiler diziyi...
an itibariyle mükemmel bir dizi olduğunu biliyor olmama rağmen nedense öğretmen beyin deniz gezmiş olan konuşmasından önce kullandığı "le color" dosyalarını gördüğümde "ne yapıosunuz ulen" dediğim dizi olmuştur. hani ben kullanıyorum o doyaları 5 km öteden tanırım o alaka yani.
her bölümünde ağlamak ve kendimi helak etmek için geçerli bir sebep bulabildiğim dizidir. müzikleri ise son dönem dizileri içinde en çok dikkat çekenlerdendir.
26.bölümü ile koca bir yuh çektiren dizi.
nejdeti o kadar iyi adam rolüne koydular ki nejdet yasemin ilişkisinden başka bir ilişkiyi ahmet rüya'nın babası olmasına rağmen istemiyordum. bir insan bu kadar mı iyi olabilirdi? fakat senarist baktı ki millet yasemin'le ahmet'i unuttu "çıkış noktamıza ters düşüyoruz." dediler; 2 bölüm içersinde dünyada en nefret edilecek erkekler kategorisine nejdet'i de soktular. *
ya bu çocuğun aşk'ı 2 bölümde nasıl son buldu?
bu güzide evli bir insanlar nasıl birlikte oluyor?
ayla nişanlısına sahip çıkamıyorsa bunu niye gidip evli bir insan olan nejdet'e söylüyor?
.
.
işte bu sorularla zihnimizi kurcalayan dizi, kısa yoldan ahmet yasemin ilişkisine de kapıyı açmış oldu. e madem kapı açıldı bir 5 sene daha beklemesinler bari deyip ne kadar celallensekte kabullendiğimiz dizi. *
01.06.2007 tarihli bölümünde üniversiteli gençler tarafından, amerikan askerlerinin denize döküldüğü sahnede; grup yorum'un gündoğdu adlı şarkısı çalınmıştır. çok da güzel olmuştur. şöyle ki;
Yolumuz devrim yolu
Gelin kardaşlar gelin
Yurdumuza yanki doldu
Vurun kardaşlar vurun
--spoiler--
rte: benim 1968'de 14 yaşında olduğumu bilmiyo musunuz?.. o 24 yaşında kazık kadar adamın benim yerimde ne işi var?.. hadi 1968'i boşverelim, üniversite'de okurken ben öyle biri miydim? ne biçim canlandırmışsınız lan?.. senaristinizi de alın gidin penguen'deki abilerinize. öğretsinler size benim nasıl tasvir edilmem gerektiğini...
--spoiler--
çekimlerinin bir bölümü markiz pastannesi' nde yapılan dizi.
tamda konsepte uymuştur zannımca markiz, buram buram eski beyoğlu kokar. döpiyesli, puantiyeli hanfendiler, istanbulinli, frank usulü giyinmiş beyfendiler canlandırır gözde.