hatice öğretmen meğer komunistmiş

entry1 galeri0
    1.
  1. şimdi düşünüyorum da bunun kesinlikle başka bir yolu vardı. bu, bazen gece uyumadan hemen önce geliyor aklıma, bazen de sadece öylesine bakkala giderken. mesela dışarı çağırsalar da olurdu, ders saatinin bitmesini bekleseler de olurdu. ama onlar öyle yapmadı. onlar izleyebilecekleri en gaddar yolu seçerken ne hatice öğretmeni düşündüler ne beni ne de diğerlerini. bunu bize ders olsun da ibret alalım diye yapmış olamazlar çünkü gözleri ne kadar dönmüş olursa olsun onlardan alabileceğimiz korku dersinin bize bir şey öğretemeyeceğinin farkında olmalılardı. evet ben ve bazı arkadaşlarım bir müddet daha yatağımızı ıslattık bu olaydan sonra, bazıları bir daha hiç gelmedi aramıza, bazılarımız da nedensiz ağlama nöbetleri geçirdiler sonra sonra, ama bunun onlara bir yararı yoktu ya da ben böyle düşünüyorum.

    ben doğduğumda ablamın beş yaşında olması ve eskiden ablaların abla gibi olması tüm çocukluğumda -hani deyim yerindeyse- ekmeğini çok yediğim bir hediye idi benim için. kendimi bilmeye başladığımda iki tane annem vardı. geceleri annemden daha çok ablamın yanında yattım ben. annemden daha çok ablam bana ekmek arası hazırladı. annemden daha çok ablam bana masallar okudu. ve ben ilk ablamdan duydum hatice öğretmeni.

    hatice öğretmen benim ablamın ilkokul öğretmeniydi. hep bahsedilirdi onun ismi evde ve ben de hep çok merak ederdim nasıl biri diye. onunla ilk tanışmam ablamın beni de bir sınıf gezisine götürmesi ile başlar. şimdiki üsküdar harem sahil yolu o zamanlar deniz kıyısında plajların, küçük beton ve ahşap iskelelerin, sakin balıkçı sığınaklarının ve denize doğru uzanan çimenlik ve çam ağaçlı alanların bolca olduğu ve yaz akşamlarında ayazma, salacak, çiçekci halkının çoluk çocuk aktığı mesire alanıydı.

    hatice öğretmen bir gün önceden tüm sınıfa yarın son dersi sahilde yapacağız deyince, akşam ablam bana da hazır olmamı beni de sahile götüreceğini söylemişti. ne ablamın sınıfını merak ediyordum ne de sahilde yapacakları dersi. sadece adını defalarca duyduğum ve her seferinde kafamda farklı bir tiple canlandırdığım, muhtemelen o yaşlarda bir meleği nasıl tasvir edebiliyorsam aynen o şekilde hayal etmeye çalıştığım hatice öğretmeni görecektim. o sabah nasıl sabah oldu hala şaşarım. küçük bir çocuk heyecandan uyuyamamaya ne kadar dayanabilirse işte o kadar dayandım.

    üsküdar cumhuriyet ilkokulu hemen ayazma cami yanında, tarihi yüzyıldan daha eski ve her eski okul binası gibi kirli sarı renkte üç katlı bir binadır. tipik bir mahalle okulu gibi görünse de eğitim kalitesi yüzünden paşakapısından çiçekciye hatta toptaşından bile öğrencilerin geldiği belki istanbulun değil ama üsküdarın meşhur ve başarılı okullarından da biridir. o zaman oturduğumuz ahşap ev okulun tam karşısında hatta neredeyse içiçe diyebileceğimiz yakınlıktaydı ve ders zilleri ile teneffüse çıkan öğrencilerin okul bahçesinde birbirlerini kovalarken attıkları çığlıklar rahatlıkla duyulurdu. ablam okul kapısından sınıfla birlikte çıktığında ben hemen kapının yanı başında elimde ablamın eski beslenme çantası ve içinde bazı kalemler, kuruboyalar ve defter ile bekliyordum. hem ablam, hem de sınıfımdaki diğer kızlar başıma üşüşüp de beni öpmeye, sıkıştırmaya başladıklarında ben etrafımdaki kalabalıktan kafamı uzatıp hatice öğretmen'i görmeye çalışıyordum. o, kıvırcık kısa ve sarı saçlı, kare büyük çerceveli bir gözlük takan ve yanakları kızıl çillerle dolu hani şimdi görsem belki de yaramaz bir oğlan çocuğuna benzeteceğim kadın bana doğru gülümseyerek gelip önce yanağımı okşadı sonra da;
    -kızlar haydi sıraya, emine sen de kardeşinin elini tut dedi.
    sanırım hayatında ilk defa benden bahsetmişti.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/256649/+
    üsküdar cumhuriyet ilkokulu ve arkada ayazma camii.

    sınıf gezimiz yaklaşık üç dakika sürdü. bu okuldan sahildeki çam ağaçlarının altına ulaşmamız için yeterli bir süreydi ve henüz okuldaki diğer çocuklar teneffüs bitip de derse girmeden biz gideceğimiz yere varmıştık bile.

    tüm sınıf resim defterlerini, kuru pastel boyalarını çıkarırken ben de kendi çantamdan annemin bana verdiği küçük boyama kitabımı kendi kuru boyalarımı çıkardım. o zamanlardan kendi kendime geliştirdiğim bir tekniktir ve şimdi bu sırrı sizinle paylaşıyorum; bir işi iyi yapmak istiyorsan sevdiğin birisinin ya da daha iyisi etkilemek istediğin birisinin seni izlediğini farzederek yap. işte o gün ben de pembe panter'i boyarken hep hatice öğretmen beni izliyor, kafasını minik omuzlarımdan uzatmış yaptığım her güzel boyama hamlesini güümseyerek onaylıyor hayali kurmuştum. pembe panteri o kadar dikkatli bir şekilde boyuyordum ki sanırım o da bana aşık oluyordu.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/256566/+
    -hatice öğretmenin gezide çektiği fotoğraf. sağ alttaki velet benim.-

    akşam eve döndüğümüzde doğruca mutfağa gittim. annem yemek yapıyordu ve ben büyük merakla bana "yarın" cevabını vermesi umuduyla sordum:
    - anne ben ne zaman okula başlayacağım?
    cevap malesef tüm hayallerimi yıkmıştı :
    -iki sene sonra.

    iki sene o zaman için "neredeyse kendimi bildim bileli" süresi ile aynı uzunlukta bir süre idi benim için. bitmeyecek kadar uzun bir süre. gelmeyecek kadar uzak.

    bu iki sene boyunca hatice öğretmen ile olan ilişkimiz düzeyli bir şekilde devam etti. ben sık sık ablamın sınıfına giderek derslere giriyor, ama istediğimde çıkıp eve gelebiliyordum. etrafımda ablamın arkadaşlarından oluşan bir kız ordusu ben ne istersem yapıyor ben istemesem de yanaklarımı sıkıp öpüp duruyorlardı. ama o bollukta bile hatice öğretmeni hiç aldatmadım. hiç bir zaman etrafımdaki hiç bir kızın ondan daha güzel ondan daha melek olduğunu düşünmedim.

    iki sene ve bir eylül ayı gelinceye kadar olan süre geçmiş artık okula başlayacağım ve tüm yaşadıklarım arasındaki en heyacanlı günüm gelmişti. ben okula biraz geç başladım. iki saat kadar. hangi evrakta hangi eksiklik vardı bilemiyorum ama okulun açıldığı gün tüm çocuklar sabah sekiz gibi dersbaşı yapmış olmasına rağmen ben saat onda hala annemle birlikte müdür muavini odasında bekliyordum. müdür muavini anneme sınıfımı tarif etti, eline bir kaç dosya verdi ve beni sınıfa götürebileceğini söyledi. annem yürüyerek ben ise onun elini tutmuş ama uçarak sınıfıma gittik. 1-B sınıfı.

    işte ben o gün ablamla olan beş yaşlık farkın en kaymaklı avantajını kullandım. hatice öğretmen ablamın sınıfını ilkokuldan mezun etmiş ve yeni bir sınıfla olan beş yıllık serüvenine benim sınıfımla başlamıştı. önümüzdeki beş yıl boyunca ben, o ve aşkımız yarım gün boyunca aynı sınıfta nefes alacaktık. bence dünyadaki cennet benim okula başlamam ile 1-B sınıfında yaratılmıştı.

    o sabah gene okula gitmek için annem tarafımdan kaldırıdım, yumurtam ağzıma sokuldu, şekerli süt diktirildi, kışın rahat olur diye cuma pazarından alınmış ve çok az arkadaşımda olan siyah kadife önlüğüm giydirildi, beyaz ve sert kolalı yakalığım takıldı, beyaz süs mendili dikkatice açık mektup zarfı şeklinde katlanıp göğüs cebime yerleştirildi ve sümüğümü silmem için de yan cebime dörde katlanmış bir diğer mendil -ama düz beyaz süs için olanlardan değil de ekose çizgileri olan baba mendillerinden biri- konuldu. ben okula gitmek için abimin eline verildiğimde ( annem bizi kapıdan uğurlayıpta eve dönene kadar elimden tutar, annem içeri girer girmez elimi bırakır ve koşarak benden onbeş yirmi adım uzaklaşırdı. o zamanlar üçe giden bir erkek için, bire giden sümüklü kardeşin elinden tutmak büyük bir utanç kaynağıydı ) kapı çaldı ve babam geri geldi. "hükümet devrilmiş" dedi. iskeleye kadar gitmiş, arabalı vapur iskelesinde onu yoldan çeviren askerler "amca hükümet devrildi sokağa çıkmak yasak eve geri dön" demişler. o da uncular caddesindeki fırından altı yedi tane ekmek alıp eve geri dönmüştü.

    bunun ne demek olduğunu tam olarak bilmiyordum. kafamda canlanan imge kocaman siyah ve adı hükümet olan bir duvarın sağa sola kaçışan insanların üstüne doğru devrilmesi şeklindeydi. sonradan anladım ki olay zaten tam olarak buymuş. hükümet denilen o köhne duvar altında sağa sola kaçan binlerce masum insanı ezerek devrilirmiş.

    okullar tekrar açıldığında ben hatice öğretmene, ilk aşkıma, meleğe tekrar kavuşmuştum ama bir şeyler siyah gibiydi. siyah bir şey gelecekti. o gün geldi.

    sınıfa dört asker girdi. hatice öğretmen sert bir şekilde onlara dışarıda beklemelerini söyledi. kim bilir ki belki bize bir veda konuşması yapacak belki hepimizi son bir kez öpecek ya da dersi sanki dışarıda onu elinde tüfeklerle bekleyen kimse yokmuş gibi yapıp teneffüs zili çalana kadar devam ettirecekti. bilmiyoruz.

    iki asker kolundan tutup sürüklemek istediğinde çelimsiz bacakları ile karşı koymaya ve bağırarak kendisini bırakmalarını söylemeye başladı.
    -ben gelicem, bırakın siz ben geleceğim.

    askerler bırakmadı. biri omzundaki tüfeği çıkarıp eli boş olan diğer bir askere verdi. benim hiç yapamadığım, hayatımdaki en büyük aşk olmasına rağmen boyum onun yarısı kadar olduğundan hiç beceremediğim bir şekilde kolunu hatice öğretmenin boynuna dolayıp ayağıyla çelme takarak kendisinin yarı ağırlığında olan kadını yere düşürdü. hepsi kızgın yüzlüydü ama bir tanesi olayı sırıtarak izliyordu. yüz üstü yere kapaklandıktan sonra küfürler ederek başının üstünden siyah postalı ile sert bir tekme attı. haticemin yüzü yerde sekti ve başı kalkarken onlarca kan burnundan ve ağzından yere sanki sürahiden boşalırcasına aktı, kırık gözlüğü de bu kan gölünde gövdesi daha önce batmış ama direkleri halen sağlam bir şekilde suyun üstünde duran bir yelkenli tekne gibi öylece kalakalmıştı. tüfeğini geri aldı.sırıtarak sınıfa bir bakış atarken bir diğeri haticemin üzerine eğilip kollarını arkasında birleştirdi ve bileklerine kelepçe taktı. iki kolundan tutarak ayağa kaldırdılarsa bile haticem baygın vucudunu onların kollarına bıraktı. dizlerinin üzerinde sürükleyerek sınıftan çıkardılar. son kalan asker yanımda oturan elif'in yanağını okşadı ve o da peşlerinden dışarı çıktı.

    Bir komünist daha zapturapt altına alınmıştı. kahraman türk ordusu bir muharebe alanını daha arkasında, hemen kara tahta önündeki kan birikintisi ve o birikintiden doğup sınıf kapısına doğru yönelen iki nehir -mesela fırat ile dicle- gibi kesintisiz kan izlerini bırakarak terk etti. kahraman ordumuz yasanın kendilerine verdiği devleti, vatanı ve milleti koruma ve kollama görevini bu sefer yirmialtı adet yedi yaşındaki çocuğun şahitliğinde yerine getirmişti. herkes gibi ben de ağlıyordum, çoğu gibi ben de altımı ıslatmıştım.
    o günden sonra komünist hatice öğretmeni bir daha hiç görmedim. benim yanımda iken adı da pek geçmedi ama bazen çat kapı salona girdiğimde annemin evdeki diğer komşu kadınlara;
    -meğer komünistmiş.
    dediğini duyduğumda ondan bahsettiklerini biliyordum.
    ben ortaokuldayken ve yan sınıftaki arzu'ya aşıkken ismini son kez duydum. hatice öğretmen hapisten çıkmış.

    diğer resimler :
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/256567/+
    olaydan sonra okulun ilk döneminde ne okumayı öğrenebildim ne de öğrenci olmayı becerebildim. ilkokul birinci sınıf öğrencisi için "orta" not almak "çocuk gerizekalı olabilir bir baktırın" demek ile aynı şey. ama bir kaç ay sonra okulun ikinci döneminde toplamışım kendimi.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/256568/+
    annemin ricası ile yeni öğretmenimiz "resmi" olmasa da kendi eliyle bana bir başarı belgesi hazırlamıştı. diğer çocukların bazılarının aldığı kırmızı kenar süslü ve kocaman t.c li "teşekkür belgesi" yanında biraz soğuk olmuş ama beni ikna etmişti.

    çeşitli kereler imla hataları düzenlenmiştir.
    söykü için yazılmış kurmaca bir öyküdür.
    5 ...
© 2025 uludağ sözlük