sivas'ta yobaz katliamına kurban giden gencecik bir halk ozanı, saz sanatçısı.
Ah bu Türk yanım benim; Hititlerden başlayarak
Ah bu Ermeni yanım benim; çok konuşkanım, çok susanım
Ah bu Rum yanım benim; ağıt söyler oynayarak
Ah bu Arnavut yanım benim; sevdasını bileğime bıçakla yazarak
Ah bu Çerkez yanım benim; inatçı, sarışın ve atak
Ah bu Laz yanım benim; hoyrat, lacivert ve matrak
Ah bu Yahudi yanım benim; mağrur, ermiş ve oynak
Ah bu Tatar yanım benim; Gümüs savat, parlak toynak
Ah bu Arap yanim benim; Mümin, cesur ve korkak
Ah bu Gürcü yanım benim; gaddar, pos biyikli, sarsak
Ah bu Kürt yanim benim; sığınırım dağlarıma, yoksulluktan utanarak
Ah bu insan yanım benim; boynumda bir çıngırak...
1993'ten bu yana yobazların güçlenerek daha fazla seslerinin çıkması dışında ülkede pek bişeyin değişmediğini hatırlattı bu dizeleri bana. insanı insandan ayırana, kendinden olmayanı katledene lanet ettirir.
bağlama çalardı ama öyle bağlama virtiözü falan değildi. eğer bağlama virtiözü dinlemek istiyorsanız çetin akdenizi tavsiye ederim.
öyle aman aman bir sesi de yoktu sadece siyasetin ve bu ülkede bir kesime ait olmanın verdiği avantajı iyi kullanmış birisiydi.
madımakta öldü diye yere göğe sığdırılamayan bir türkücü çok da abartmaya gerek yok.
6 yaşında bağlama çalmaya başlayan, 16 yaşında ilk albümünü çıkaran "22 senelik ömrüne" 3 albüm sığdıran, türk halk müziği sanatçısı.
türküleri insanın içini ezer. muazzam bir sese sahip. mekanı cennet olsun, ruhu şad olsun. allah onun ölümüne, diri diri yanarak can vermesine sebep olanların binbir türlü belasını versin.
dinlemeye doyamadığım türkülerinden sadece bir tanesi, "sen benim başıma neler getirdin".
ulu orta onca kişi tarafından cayır cayır yakılıp öldürülmesine rağmen, failleri zaman aşımından serbest kalınca artık türklerini dinlemeye yüzümün tutmadığı sanatçıdır.
alevide olsan, putperstte olsan öteki tarafta nasıl bakarız senin yüzüne be ustam.
şelpe ismiyle bilinen saz çalma teknigini türkiye'ye getiren ve sevilmesini saglayan alevi halk ozanıdır.sivas katliamında yitip giden aydınlardan birisidir.
bir insan ömrünü neye vermeli harcanıp gidiyor ömür dediğin,yolda kalan da bir yürüyen de bir ömür harcanıp gidiyor ömür dediğin...büyük usta!çok daha büyük olacaktı zulüm ejderha olmasaydı telli duvaklı yurdumda.
Güneşli bir temmuz günü ulaşmıştı haberleri. antalya'da dostlarla birlikte bir bahçede oturmuş çay içiyorduk. rengarenk yaz çiçekleri, televizyondan bahçeye düşen yangın görüntüleri ve " ölenlerden kimlikleri belirlenenler" le birden cehenneme dönüşmüştü. ölmenin onursuzluk, yaşamanın tonlarca ağırlıkta bir yük olduğu günlerden biriydi. hatırlıyorum; hasret'i son gördüğüm gün gelmişti aklıma önce. almanya'da köln şehrinde, tren istasyonundaydık arkadaşlarla. onu demiryolunun karşı tarafında gördük. el salladık karşılıklı, hal hatır sormaya başladık uzaktan. sonra tren geldi karşı tarafa, bir süre bekledi ve hareket etti. uğultusunu bırakarak uzaklaştığında, o yoktu. sonradan düşündüm de, almanya'da ulaşım araçlarının dakikliği, son görüşmemizi kısacık kılmıştı. ama bugün onu her düşündüğümde, o günkü gülüşü ve nadir siluetiyle geliveriyor karşıma. sonra bir ilkbahar sabahı, ankara'da, zafer çarşısı'nda çay içişimiz, eşine sevgiyle bakışı... telefonunun hep borcundan dolayı kapalı oluşu.. geride kalanların anlattıkları sonra. kaçış yolu ararken pencereden baktığında başına isabet eden parke taşı. geriye dönüp, yüzü kan içindeyken bir sigara yakıp, bir tane de arif sağ'a uzatırken; "yak hocam yak. bu son sigaramız" deyişi. olayı başından sonuna kaydettiği video kameranın filmiyle birlikte hala kayıp oluşu.. babasının tek oğlunun ardından sessizce ağlayışı..
gördüm anaların ağlamasını,
babaların ağlaması bir başka.
babaların ağlaması bir beter.
demiş hasan hüseyin. hasret'in babasının ağlayışı, ağustosta çam ormanı yangınıydı. ölümünden üç ay sonra doğan bir erkek çocuğunun babası; hasret gültekin...şelpe ustası ve türkü söylemenin...
için için süren yangının alevleriydi yükselen madımak'tan, "yaralarımızı saralım. oy beni, dertler ortağı toprak" diyen hasret toprakta şimdi. kiminle kardeşiz, görmediniz mi hala? yanan köylerin, gözaltında kaybolanların, faili meçhullerin ülkesinde kardeş bedenlerden yükselen dumanlar yakmadı mı genzinizi hala ?
hatırlayıp hüzünlenmemek elde midir! yapıp ettiği, çalışı, söyleyişi, besteleri, röportajlarında görülen bilgili, olgun, açık kafası... yirmili yaşlarda bir çocuk, o gün otelde ölümünü bağlamasını elinden bırakmadan, otelin en üst katında türkü söylerek karşılayan bir çocuk.
17 yıl önce bugün ateşlerde yanan bağlama üstadı. şimdi esen yumuşama rüzgarlarıyla "evet bu ülkede kürt ve alevilere haksızlık yapıldı" diyip de 10-15 sene öncesine kadar sesini çıkaramayan ortama göre tavır alanlardan çok daha cesurdu; çünkü ilk kürtçe kasedi çıkarmıştır türkiyede.( (bkz: newroz))
büyük bir sanatçı olmaya adayken yolun başında hayatını kaybetti. dünyasının anasını ağlatanların konuştuğu dile ağzının suyu akıp kendi coğrafyasındaki bir halkın diline bilip bilmeden tepki gösterenlerin dolu olduğu bir coğrafyada yaşama hakkı verilmeyecekti ona...
yanlış ülkede doğmuş, salak bir zihniyetin kurbanı olmuş, sanatçısını yakan insanların ve buna göz yuman bir siyasi odağın kurbanıdır...