1915: Ermeni Soykırımı kitabın yazarı kitabında ;Soykırımı inkar etmek insanlık suçuna ortak olmaktır diye yazmıştır ermeni vakfı onur nişanına hak kazandı.
yazısını okudum. ama bir laf sokma gibi bir şeye rastlamadım. neye göre istifa etti. Başbakana laf atmamış, başbakanın barışına laf atmamış neden atıldı bu insan. Bence devam etseydi bir şey demezlerdi. Ama bir can dündar için aynı şeyleri söyleyemem yada yılmaz özdil için. Onlar mesleklerini yapıyorlar. Ve korkmuyorlar yazıyorlar. Ve şunu tekrar diyebilirim ki hasan cemal yazdıkları için istifa etmedi çünkü istifa ettirecek bir yazı değil.
cemal paşa eğer ki birinci dünya savaşı sonucunda emeline ulaşıp suriye kıralı olabilse idi şu anda esad yerinde oturması muhtemel kişidir. bu günkü suriye, ürdün, lübnan ve israilden oluşacak olan bu devlet kurulmadan yıkılmıştır. çünkü almanlar yenilince biz de yenik sayıldık.
Eski solcu takılan abilerimden hatırlardım adını. Nitekim 1981 - 1992 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmenliği yapmışlığı vardır. 1944 doğumlu Hasan Cemal ittihat ve Terakki'nin en önemli isimlerinden olan Cemal paşa'nın torunudur. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Hasan Cemal Ankara'daki haftalık Devrim Dergisi'nde, 1969 yılında gazeteciliğe başladı. 1986 yılında Sedat Simavi, 1989 yılında da Nokta Dergisi'nin "Doruktakiler" ödüllerini kazanmıştır.
Hasan Cemal'in Barışa Emanet Olun (2011), Türkiye'nin Asker Sorunu (2010), Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim (2005), Kürtler (2004), Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım (1999, Özal Hikayesi (1989), Tarihi Yaşarken Yakalamak (1987), Demokrasi Korkusu (1986), Tank Sesiyle Uyanmak (1986) isimli kitapları vardır.
in
Hasan Cemal'in kitapları arasında şimdi bir tane daha eklendi. Everest Yayınları'ndan çıkan kitabın adı "1915: Ermeni Soykırımı"
Kitabın kapağında Hasan Cemal'in Erivan'daki Ermeni Soykırım Anıtı'na üç beyaz karanfil koyarken fotoğrafı kullanılmış.
1915 yılında Ermenilerin yaşadığı bir acıdan, kayıplarından yana kimsenin şüphesi yok. Ama bu acıları sadece Ermeniler yaşamadı. Türkler de yaşadı. Ermeni Devlet Arşivleri'nde bunlara ulaşılabiliyor. Yetmezse Rus Arşivleri'nden de ulaşılabilir. Ama bir araştırmacı gazetecinin başvuracağı ilk kaynak kendi milleti ve o milletin vicdanı olmalıydı. Gönül isterdi ki Hasan Cemal ve benzerlerinin biraz da bölge halkına gidip danışmalarıydı. Benim anlayamadığım bizim yazarlarımızın neden kendilerine, kendi halkına yapılanları bu kadar çabuk kabullenmeleri. Dünya Savaşı'na girdiğimiz yıllarda Ermeniler de bir bağımsızlık mücadelesi vererek kendi ülkelerini kurmak istediler. Balkan Devletleri'nden esinlenmişlerdi. Balkan Devletleri mücadelerini kazandılarsa da onlar başaramadı. Bu bir varolma savaşıydı ve kaybettiler. Eğer Ermeniler bu başarısızlıklarını soykırım olarak adlandırıyorlarsa o biz neden Bulgaristani Yunanistan ve diğer balkan devletleri'ne karşı bu davalara girmedik. Ermenilerin bir kıyıma uğradığını kimse tartışamaz ama onların yaptığı kıyımları da kimse tartışamıyor. Bizim bu konuda eser veren yazarlarımızın çoğu sadece Ermenilerin yaşadığı acılardan bahsediyorlarken Türk tarafının acıları pek bir çabuk atlanıyor. Türklerin yaşadığı acılardan bahseden eserlere ve yazarlara da faşist, radikal milliyetçi gibi yakıştırmalarda bulunuyorlar. Anlamak istiyorum ama gerçekten anlamıyorum.
Bu ülkenin entellektüel yazarlarının nedense Türkiye Cumhuriyeti ve milletinin menfaatine yazı yazmama sorunu var. Kendi halkını, milletini övemeyen, bunu zayıflık, bağnazlık, cahillik olarak gören bir yazar kesimi var. Bu insanlar 100 yıl önce yaşanmış olayların üzerine atlarken daha 20 yıl önce Ermeniler'in Hocalı'da yaptığı katliamdan tek kelime ile bile olsa bahsetmiyorlar. Birleşmiş Milletler'in bile "insanlığa yakışmayacak" ve "insanlık Dışı" olarak nitelediği bu olaylara bir kelime ile olsa eleştir be kardeşim. Yani söylemeye dilim varmıyor ama bu kadar mı satıldınız siz!
Hasan Cemal de her ne kadar müthiş bir birikime sahip olsa da, entellektüelliği ve kültürü tartışılmayacak olsa da kendini şehit askerlerimize, patlayan bombayla ölen vatandaşlarımıza, arabası yakılan insanlardan, Ermenilerin katlettiği Türklerden, Ermenilerin güneydoğu Anadolu'da Fransızlarla, doğu anadolu'da Ruslarla yaptıkları işbirliklerinden, ülke birinci dünya savaşı'nda iken yaptıkları ihanetten bahsetmekten alıkoyuyor. Topkı diğer türevleri gibi. Eğer Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Çanakkale Cephesi'nde başarılı olamasalardı da Rusya'nın hasretle beklediği yardım onlara ulaşsaydı ve Rusya'da Komünist Devrim hiç yaşanmasaydı bugün doğu Anadolu sınırımız hangi ilimizden başlayacaktı acaba? Doğu Anadolu'da bugün Ermenistan Devleti olacaktı ve o zaman kayıtsız kalacakları bir türk soykırımından söz ediliyor olacaktı.
Biz Türkler nedense herkesin yaptığından çok daha sert bir şekilde kendimizi eleştiriyor, kendimizi haklı görmeyi zayıflık olarak görüyoruz. Bunu yaptığımız süre boyunca da Hasan Cemal gibileri çok çıkacaktır.
Evet, hiç mi sızlamıyor vicdanınız? iktidar demek böyle bir şey. Vurdumduymazlık... Kibir... Ben bilirimcilik... Soslu ego... Küstahlık... Şımarıklık... Duyarsızlık... Uzun iktidar yıllarında, anlaşılan, hepsi birlikte geliyor. Gerçekten çok yazık!
Milliyet dün bu manşetle çıktı: Hiç mi vicdanınız sızlamıyor?
Çok isabetliydi.
Gökçer Tahircioğlunun Ankaradan gönderdiği habere en uygun başlık oturtulmuştu gazetenin mutfağında.
Evet öyle.
Ben de soruyorum:
Hiç mi vicdanınız sızlamadı?
Biliyorum.
Şimdi bin dereden su getirebilirsiniz. Ama inandırıcı olamazsınız. Yaptığınız vicdana da sığmıyor, adalete de...
1978de Ankaranın Bahçelievler semtinde Türkiye işçi Partili (TiP) yedi genci telle boğarak öldürmekten hüküm giyen Ünal Osmanağaoğlu ile Bünyamin Adanalı...
Önce 19 yıl kaçak yaşadılar.
Sonra 1999da hapse girdiler.
13 yıl yattılar.
Daha 11 yıl daha yatacaklardı.
Ama 3. Yargı Paketi yetişti.
TBMMde bir gece yarısı operasyonu yapıldı, Ak Partiyle MHP arasında.
Anlaşılan CHP de uyutuldu.
Gece vakti sergilenen ince bir oyunla, Yedi kez verilen cezaların tek seferde çekilmesini sağlayan bir madde eklendi pakete.
Böylece, 13 yıl cezaevinde yatan eski ülkücülerin cezası 10 yıla düştü. 3,5 yıl fazladan yatmış duruma geçtiler ve önceki gece büyük bir hızla tahliye edildiler.
Bahçelievler Katliamı emektar avukatı Erşen Sansal, iki eski ülkücünün katledilen her bir genç için sadece 2 yıl hapis yattığını belirtti ve mahkemeye şu tepkiyi gösterdi:
itiraz beklenmeden bırakıldılar. Yargıtaya başvuracağız ama karar çıkana kadar kaçabilirler.
Gökçer Tahincioğlunun haberinin bir bölümü şöyle:
Bahçelievler Katliamı davasının hükümlüleri, Ünal Osmanağaoğlu ile Bünyamin Adanalı, 3. Yargı Paketine, kendilerinin de aralarında olduğu bazı eski ülkücüler için konulan özel düzenlemeyle cezaevinden kurtuldu.
Mahkeme, sanık avukatlarının bile şahsa özel düzenleme olduğunu kabul ettiği düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine taşımayı reddetti.
Bünyamin Adanalı ile, DiSK Genel Başkanı Kemal Türkler suikasti davasından da zamanaşımı sayesinde kurtulan Ünal Osmanağaoğlu Bandırma Cezaevinden tahliye edildi. Bünyamin Adanalı da akşam saatlerinde Çanakkale Cezaevinden serbest bırakıldı.
Haberin kritik bölümü ya da zurnanın zırt dediği yere gelince...
Şöyle:
Hükümet, TBMM Adalet Komisyonunda görüşmeler sürerken, MHP ile anlaşarak bir son dakika önergesi ile 3. Yargı Paketine geçici bir hüküm ekledi. Başbakan Erdoğanın onayıyla hazırlandığı belirtilen önerge...
Evet, hiç mi vicdanınız sızlamadı?
Uludere Katliamı konusunda bir özürü bile esirgeyen siz değil misiniz?
Hapiste 700ü aşkın öğrenci yatarken kılı kıpırdamayan siz değil misiniz?
Büşra Ersanlılar hapisteyken, KESKli sendikacılar tutuklanırken sessiz kalan siz değil misiniz?
BDPli milletvekilleri hapis yatarken, tahliye talepleri birer birer reddedilirken nerelerdesiniz?
Gencecik insanlar parasız eğitim diye bir pankart açtıkları için, başına poşu geçirdikleri için yıllar boyu hapse mahkûm edilirken sesinizi niçin duymadık?
Aleviler ses verirken kulaklarınızı tıkayan sizler değil misiniz?
TBMM çatısı altında bir cemevine bile kulak asmayan siz değil misiniz?
Evet, hiç mi sızlamıyor vicdanınız?
iktidar demek böyle bir şey.
Vurdumduymazlık...
Kibir...
Ben bilirimcilik...
Soslu ego...
Küstahlık...
Şımarıklık...
Duyarsızlık...
Uzun iktidar yıllarında, anlaşılan, hepsi birlikte geliyor.
Gerçekten çok yazık!
bazılarının dayattığı tabuları tınlamayan, önyargısız, araştırmacı ve bu ülkede nesli tükenmiş vicdan sahibi gazeteci. kürt sorununa ilişkin yazdığı kitaplar, kürt sorunu hakkındaki bilgisi, samanyolu tv dizileri seviyesinde olan yeni nesil için önemli birer kaynaktır.
pekakaya terör örgütü demeyelim, zira onca yıl böyle dedik de ne oldu diyen zattır. bebek katili bir örgüte terör örgütü demeyelim de ne diyelim acaba? bu şahsa "hasan abi" diye hitap eden tayyip'e oy veren milliyetçi-muhafazakar camia uyumaya devam.
dedesi cemal paşa ne idi ki kendisi ne olsun. bu ülkede, pkk ankara'dan düzenli istihbarat alıyorsa müsebbiblerden birincisi bdp'dir ikincisi bu türevdeki gazetecilerdir.
taktir ettiğim yazar.
Her yıl bir şekilde kandile gidip murat karayılan ı bulmayı başarıp röportaj yapıyor.
Bizim devletimizde murat karayılan ı iran yakalasın diye dua ediyor.