ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım.
bir ip,
öylesine basit bir ip.
ne kadar da masum,
nasılda hallice.
uzun upuzun, ince ipince.
sakladığı bir sırrı yok.
herşey göründüğünce.
gözünün gördüğü kadar birşey işte.
uzar da gider bazen kendi halinde.
yok kimseyle kavgası.
herşeyi sade.
sonra birgün nasıl olduysa artık.
ya bir parmak dolanır.
ya da bir kol dürter.
bazen de biri çeker,
diğeri anlamadan büker.
değişmiştir herşey.
olanlar olmuştur.
kendi halinde ki zavallı masum ip.
korkunç bir düğüm olmuştur.
masum değildir artık.
her tarafı karma karışık.
ne ucu belli ne başı.
tam bir perişanlık.
her önüne gelen kurcalar onu ne yazık.
düz bir yeri yok.
kıvrım kıvrım heryeri.
didik didik edilir.
ellenir en mahrem yeri.
istemese de kendisi,
açılır herbir yeri.
düğüm bile olsan buna dayanılmaz
olur sonunda olacaklar.
olanlar olur.
zavallı düğüm.
en sonunda kör olmuştur.
Geldi de düşüme girdi Hermis;
ben de dedim ki ona
efendim, nasıl da kayıp gitti canım.
Ne güler, ne sevinir, ne de malda kaldı gözüm;
Tek bir şeydir arzuladığım,
Ahir! in sazlık nemli kıyılarını görmek
Ölmektir
istediğim.
Akşam olur hapishane kilitlenir
Kimi kağıt oynar, kimi bitlenir
Kiminin temyizden kağıt gelir
Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil.
Hapishane içinde üç ağaç incir
Kollarım kelepçe anam boynumda zincir
Zincir sallandıkça her yanım sancır
Düştüm bir ormana yol belli değil
Yatarım yatarım gün belli değil.
Haritası parçalandı ellerimde gecenin, bir yitiriş değil
bu, sınırları tutamadım yerinde, gözlerime doldu sular,
şimdi zaman oynak bir gölge. Nasıl başlasak geri dönmemek
için? Hüzünkıran ardında saklanan kalbimle, artık, okyanuslara
açılmak geçmeli içimden. Biliyorum. Ama kavuşmalar ayrılıktır bazen.
Yapayalnız mısın dünyada,
itiyor mu seni doğduğun toprak
Köşebaşlarında haramiler mi...
Etmişler mi içine ekmeğinin
Salacaksın köklerini toprağa
Güneşi çınarla selâmlayıp
Fırtınaya meşeyle duracaksın.
Tutunacaksın diş diş
Tutunacaksın pençe pençe
Geçireceksin kılcal damarlarını evrenin
Gül olup açılacaksın damarlarına
seher seher...
Ceviz olup döküleceksin.
Sana bir mi vurdular
Derlenip toparlanıp
Sen iki vuracaksın
Yoksa yoksun, silerler adını karatahtadan.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?
yaşayan bir ölü gibiyim.
o kadar yalnızım ki bu dünyada.
görünmüyorum artık hiçbir aynada.
tükenmişim erkenden.
tutmuyor elim ayağım.
ağzımdan çıkanı duymuyor kulağım.
kah orada, kah burada.
bilmiyorum neredeyim.
dağılmışım zerre zerre,
ben bile bende değilim.
koskoca evimde bir ben varım bir de kedim.
takılıyor tek başına,
görse bile tanımıyor beni artık kedim.
tatsız, tuzsuz, aşksız.
hem kadersiz,
hem bahtsız.
yalnızım ben yanlız.
o kadar yalnızım ki,
dağılmışım her yere
hiçbir şey yok yerinde.
kim kiminle, kimbilir nerede.
devamlı arıyorum ama,
bende değilim artık ben bile.
omuzumun üstünde başım.
ayaklarım basıyor yere.
tek başımayım kendimle.
görsem dahi ayı gökyüzünde.
faydası yok.
sanki ben bu dünyada bile değilim.
bilmiyorun artık ben neredeyim
tatsız, tuzsuz, aşksız.
hem kadersiz,
hem bahtsız.
yalnızım ben yanlız.
eti geçti
duydun mu
bıçak kemikte
duymadınsa duy artık
behey allahın kulu
bıçak kemikte
duy da silkin n'olursun
bu ne biçim uyku bu
bıçak kemikte
verilmemiş alınmış hep
yük vurulmuş dağlar gibi - insanlık bu mu
çalıyor sömürünün imdat çanları
kımılda da kurtar şu onurunu
bıçak kemikte
topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış
umut hacizde
ya bu neyin puştluğu bu
sana yokluk sana yasak sana dam
insan değil - hâşâ - bir yağmacı soyu bu
bıçak kemikte
üretensin yaratansın yürütensin dağları
bakma öyle kilit kilit duvar duvar
yetsin artık bu susku
bıçak kemikte
anasın boynun bükük babasın kolun kırık
oğullar kan içinde
kaldır artık başını
«kalsın benim dâvam dîvana kalsın» demiş ozan
o dîvan sensin artık
bıçak kemikte
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol
Bir çok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti
Dönen yok seferinden
Bir çok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti
Dönen yok seferinden
Bir çare gönüller ne giden son gemidir bu
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Bir çok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti
Dönen yok seferinden
Bir çok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti
Dönen yok seferinden
Bir çok giden memnun ki yerinden
Çok seneler geçti, çok seneler geçti
Dönen yok seferinden.
Bir alışılmış vakit – her gün geliyor-
Sabahla öğle arası
Yaslanmışım koltuğuma, ağzımda sigaram
Okuyup bitirmişim çoktan gazetemi
Yağmur yağacak, peki, yağsın ve bitsin
Bir uzaklığı teraziyle ölçer gibi
Göğsümde yoğunlaşan sıkıntı
Ve
Masamın üstü karmakarışık
Şiirlerin de eski tadı kalmadı.
Sahi ne demek
Nasıl oluyor
Sardunyası çapraz bir gün ışığı
Tekel birasının tadı
Çıkmalı, birine filan mı uğramalı.
Radyoyu açıyorum, açar açmaz kapatıyorum
Çeviriyorum pikabı
Bugünlerde Mozart’ı seviyorum en çok
Kim ne derse desin Mozart’ı
Ve yağmur başlamadı.
Bir sigara daha
Neden kimse bugüne kadar
Kendini açıklamadı
Gizli bir hüzün dolanıyor gövdemi – neden –
Türü kalmamış çiçeklerden bir uzantı
Kabına bakıyorum plağın
insanlar, insanlar, hepsi birden bir gökkuşağı
Yağmura taktım aklımı, hayır başlamadı.
Yağarsa
Belki bir görümlük yaşamın tadı
Vurup pencereme gidecek
Belki tat bile değil, sanrı
Bu alışılmış vakit böyle her gün geliyor
Sabahla öğle arası.
Ben Etiler’de oturuyorum – herkesin bir adresi olmalı-
iniyorum yokuş aşağı her gün
Denize uğramadan yapamıyorum
Öğleyle akşam arası, akşamla öğle arası
Alışılmış vakit uzun uzun bitiyor
Açıyorum hafifçe kapalı dudaklarımı
Nereye
Turgut’a sormalı, iyi bilir O
Elinde limonlu votkası.
Ey masalar, ey iskemleler
Edip’in yeri boş mu, köşede masanın yanı
Değilim ben böyle mahzun
Öyleyse pulsuz bir dilekçe nasıl olmalı
Unutup baharı bile nasıl olmalı.
yaptıklarımın hesabını,
verecek olsaydım birer birer.
yaparmıydım bu yaptıklarımı.
bilsem ki her yerde karşıma çıkacak.
unutmak istediğim eski hatıralar.
yaşarmıydım o anıları yeniden.
pahalıya aldığım kıymetliler.
ucuza sattığım değersizler.
gerçekten çok mu kıymetliler,
yoksa o kadar mı değersizler.
tartacak bir terazim olsaydı eğer,
gene bu kadar çok mu alırdım.
o kadar kolay mı satardım.
dönüp baktığım zaman arkama,
ne kadar çok kovalayan.
bir şekilde verilecekse,
veremem bu hesabı kendime bile.
fayda etmez son pişmanlık.
faydası yok geçti artık.
tükenerek bitti zaman.
dünya kocaman bir kazan.
yanıyor altında cehennem alevleri.
yoldaydım birgün gene,
işim vardı bir yerlerde.
hızlı hızlı yürüyordum,
kafamda bir sürü düşünce.
tanımıyorum acaba o kimdi,
adamın biriydi.
sarsak sarsak ağır aksak,
önümde yürüyordu.
beyaz saçlıydı adam,
kara kuru, zayıf, ipince.
sıradan kendi halinde,
herkes gibi biri işte.
aniden sendeledi adam,
atılan son bir iki adım.
titreyerek düştü yere,
ne oldu anlamadım.
açılan gözleri,
bir an üzerime kenetlendi.
yardım et dercesine,
umutsuzca uzandı elleri.
ilk defa o gün,
ölen birini gözümle gördüm.
sanki ben de onunla düştüm,
onunla öldüm.
sağdan soldan koştular,
toplandılar başına.
uğraştılar cansız bedeni,
yeniden canlandırmaya.
yoktu artık gözünün bebekleri,
bembeyazdı gözleri.
dudaklarında ki acı mı,
yoksa gülümseme mi.
hani nerde onu sevenler,
nerde sevdikleri.
gidemeyecek o bir daha,
yazlığına kışlığına.
onun evi artık,
toprağın bir metre altında.
sıkılmış yumurukları,
belli ki birisiyle döğüşüyor.
devirip azraili,
sanki geri dönmek istiyor.
azrail ortalardayken,
hızlı hızlı uzaklaştım oradan.
işlerim var daha yapacak,
uzun ömür versin bana yaradan.
ilk defa o gün,
ölen birini gözümle gördüm.
sanki ben de onunla düştüm,
onunla öldüm.
ayaklar altında ezilmiş,
kaldırımda bir taşım.
okyanusu taşırdı,
sana akan göz yaşım.
aldığım her nefeste,
kurduğum her hayalde,
yanlız sen varsın,
düşündüğüm her demde.
alnımda ki satıra,
kalbimde ki damara,
öldüğün zaman,
mezarımın taşına.
benim ismim yanına,
senin ismin yazılsın.
bu alemde,
üç boyut var derler.
birisi en, birisi boy,
diğeride yükseklik.
yanlışmış sevgilim.
yanlışmış.
yalan söylemişler.
gerçekte üç boyut,
sana yakın,
senden uzak,
sensizlikmiş.
Hiç pencerenden baktın mı umuda
Uçup giden kuşları izleyerek
Hiç gece karanlığında ağladın mı
Gökyüzünden düşen yağmura bakarak
Hiç bitmiş çaresizliği yaşadın mı
Anılar elinden kayıp giderken
Belkide,
Bir hiçtin koskaca dünyada yaşarken.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Kirli, acı bir su gibi yürüdü içimde
Dokunduğum, gördüğüm her şeye sindi
Ürperdim, korktum ve biraz şaşırdım
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yağmur altında ya da karanlıkta
Bir başıma kalmış gibi.
Sevgilim böylesine alımlıyken
Güz kuşlarının güneye doğru akıp gideceği yol
iyice belirmişken gökyüzünde
Onarırken, sararken hayat
Çocukların incinmiş gülüşlerini
Artık her park yeri bir apartman inşaatı
Her sokak bir otomobil nehriyse de.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Soğuk camlara dayayarak yüzümü
Kuşağımın acısını, kefenlenen gençliğimizi
Yaşayan ya da artık yaşamayan dostları
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Örterek yüreğime kara bir tülü.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Kapkara bir gece penceremi dalarken
Öleceğini bile bile karşı koymanın onurunu
Yiğitliğin, özverinin, sevginin
Arkadaşlarımın yüreklerinden çıkan özsuyunu.
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Bir darağacında ya da yolda yürürken
Bugün oturdum ölümü düşündüm
Yirmi yaşında ve hayat bu kadar güzelken.
aynı bardaktan içmeyeceğiz
ne sıcak şarabı, ne suyu,
kuşluk vakti öpüşmeyeceğiz,
pencereden bakmayacağız akşama doğru.
sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla,
ama düştüğümüz aynı sevda.
öylesine bir sevgi taşıyorum içimde,
kendimden başka herkese yetecek kadar.
dağlardan kopup gelen bir sel kadar güçlü,
kaynayarak çıkan bir pınar kadar berrak.
nasıl bir aşk bu kıyamıyorum sevmelere.
tutamıyorum elini korkuyorum kırılacak.
sakliyorum sevgimi kalbimin derinliklerinde,
ellerden gözlerden dillerden herkesden uzak.
tek sen varsın geceyle gündüzümün arasında.
hep gece bana sensiz, güneş seninle doğacak.
öylesine bir umut taşıyorum icimde,
birgün senin kollarında uyanacak kadar.
belki de ara ara,
yaptığım aykırılıklar varsa da.
bakmadan kendi yaptıklarına,
bana deli diyorlar.
konuşuyorsam kendi kendime,
kime ne zararım var.
ara sıra vurup kırıyorum,
döküyorum sağı solu.
farketmez orası burası,
bana her yer ayak yolu.
çok sıcak gelmişti hava,
herhalde yaz diye.
ne olmuş yani bir kaç kere,
çırıl çıplak gezdiysem mahallede.
farrketmedim mi sanıyorsunuz.
kapatırken elinizle yüzünüzü,
parmaklarınızın arasından,
faltaşı gibi açtığınızı gözünüzü.
bildiğiniz deliyim işte,
gürbüzüm güçlü kuvvetli.
sizin gibi değilim,
anlamıyorum ben her şeyi,
niye giyilir elbise,
benim için yok bir değeri,
parayla alınırmış,
içtiğimiz su, yediğimiz ekmek.
bulamazsam ben para,
benim ölmem mi gerek.
bakıyorum da karıncalar gibisiniz,
bir ömür paranın peşindesiniz.
kör olmuş gözünüz.
sizin için herşey değersiz.
söyleyin şimdi,
deli olan benmiyim,
yoksa deli olan,
aslında sizler misiniz.
sağa dön karanlık.
sola dön karanlık.
yok ettiler ışığımızı.
ışık yok artık.
hep hukuk üstün bilirdik.
yok ettiler adaleti.
her şey fermanla artık.
özgürlük bile verilen izinle.
bir irademiz kalmıştı geriye.
o da sarayda rehinde.
yazık çok yazık.