..
Aşk kaçmaktan çok kovalamayı sever,
Görmekten çok özlemeyi,
Dokunmaktan çok düşlemeyi,
Ve aşk öyle haindir ki;
Nerde imkansız varsa onu sever... özdemir asaf
...ayakkabılarını kapımın önünde görmek istiyorum!
çünkü bu,
seni seviyorumun içine nal salmak demektir
ve hareketinin bana durduğunu akla uydurur.
oysa seni sevmem toplumu meşru kılar
ve gitmen beni dile indirger sevgilim... *
Kar yağıyordu günlerin puslu yüzüne; o sanal sevgilere, kinlere, kirlere
Bir asker postalının balçıktaki izine
Eski fotoğraflara, üşümüş sevinçlere
Çocukların beyaz nefeslerine
Kar yağıyordu bu ödünç ve haczedilmiş günlere
Kıyılarında bir ceset gibi kaldığımız düşlere...
Belki bu yüzden ne kar ne şiir
Yetmiyordu günleri ağartmaya
Yetmiyordu hayat hiçbir şeyi ucuza kapatmaya... *
Soyunun insanlar
Medeniyetin terli koynundan çıktım soluk soluğa..
Zaten hüznümden başka bir şey giymedim ki. Bilmem kaç asır geriden geliyorum...
Üryan..
Siz tanımadıklarım, korkmayın..
Hiç bir kumaş örtemez üryan düşleri
Buğulu bakışlardan
Masum düşüşleri..
De ki
En mahrem yer değil mi ki gözler..
Onlarla sevişir burda hüzün
Onlarla çoğalır
Onlarla gömülür
Etimin çatlağında gizler..
Dedim ya
Soyunun kendinize
Ödünç vereceğim ellerimi
Size..
Tanrı azad etti karanlığın çocuklarını
Ki hiç bir günah büyümedi
Çıplaktı toprağın titreyen gözleri.
Geçmiş aşkların hüznünden göz yaşı biçtim sizlere.
Ey sizler
Diyelim
ki sessiz gecede poyraz...
Sis çökmüş o heybetli dağlara;
yurdun
da kar altında, gözlerin gök-
yüzünde bir dolunay.
Diyelim ki sınamışsın uzaklığın ihanetini.
Seslere çarpmış sesin,
ama ulaşmamış hiçbir yere nefesin...
Diyelim ki şarabın dökülmüş, suların kesik,
bu hayat seni bir oyuncak sanıyor...
Diyelim ki sana çıldırmak yasak, sana ağlamak
yasak, yarın yasak, düş yasak sana.
Diyelim ki üşüyorsun kısacık bir ömrün sığınağında;
bir çay bile ısmarlamıyor hayat!
Diyelim ki lekesiz hiçbir şey kalmamış artık;
sis çökmüş güvendiğin dağlara...
Kederli bir süvari ol orda, sen orda!
Bıkma atını mahmuzlamaktan,
bıkma bu puştlar panayırında
berrak nehirler aramaktan...
Yaslı bir kışa rehin düşse de günler,
kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt;
o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın.
Çünkü her insan bir limandır başucunda tekneler;
çünkü herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın...
Kimi kanıyor şahdamarından,
kimi bozgununda yetim, dervişan,
kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan...
Üzülme!
Dert etme can!
Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, yürüyebiliyorsan.
Ne mutlu sana!..
Elinde olmayanları söyleme bana.
Elinde olanlardan bahset can!
Üzülme!
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış.
Bil ki! Güzellikler de var bu hayatta.
"Gel Git"lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
gitsem de her yerde biraz vardır
hatırda zamansız bir plak
bir otel kapısı,biraz istasyon
vardır o seninle birlikte olmak
buluşur çok uzaktan ellerimiz
ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.
Sağda, solda izlerin var.
Zor oluyor bazen uyanmak.
"Zaman en iyi ilaç" derdi babam.
Toparlanmaya çalışıyorum.
Kendime yeni uğraşlar buldum;
şiir,
resim,
tiyatro,
sinema.
Seni yazıp,
seni boyuyorum.
Seni oynayıp,
seninle uyuyorum.
elimden gelen bu ben iki kişiyim
çoğalmak neyse ne azalmak zor
birisi seni her an bırakıp gittiğim
öbürü kan gibi tutulmuş seviyor
ağzındaki acı alnındaki çizgiyim
gözlerine kirli bir bulut getirdim
hiçbir sevinç aydınlığı onu silemiyor
elimden gelen bu ben iki kişiyim
birisi kapadığın kapılardan gitmiyor
yağmur yağmaksa o güneş açmaksa o
bir yerin üşüse onun sıcaklığı
öbürü en içten çağrını işitmiyor
alıp tutmaksa o basıp gitmekse o
bakışları kıyısız deniz uzaklığı
elimden gelen bu ben iki kişiyim
ikisi birden çıkmaya uğraşıyor
bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim
birisi yeni baştan serüvene başlamış
öbürü silahında son mermiyi sıkıyor
çoğalmak neyse ne azalmak zor.
Hayatına girerken farklı sandığın kişinin
Aslında diğerleri gibi olduğunu terk edilince anlarsın.
Anlarsın ki aslında kimsenin, farkı yok kimseden.
Sadece biri daha iyi yalan söyler,
Biri daha iyi oynar oyununu.
Hepsi bu!
Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ayışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime... ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.
Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve "ihanet" yabancı bana
ince topukları yaz takunyalarınızın.
Bana kalın, yıkanmayan dayanıklı
Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek
Rengi de, rengi de olmalı elbet
Yıpranmışlığımı örten.
Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren
Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz
Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda.
Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu.
Bir korkuyu tanırsınız yalnız.
yaşlanmak ve bırakılmak.
ben de çeşidi var,
Ama bitişmiyor sizinkilerle,
Sevgiden doğuyor çoğu.
Paramın yettiği bu tezgâhta
Satılan eksileriniz
Ellerim değdikçe soluk alıyor
Eskiyen siz misiniz?
gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!
denize dönmek istiyorum!
Çok alametler belirdi.
vakit tamamdır
.Haram, helal oldu ,
helal haramdır,
Kendi kendimizle yarışmaktayız gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm.” N. H. RAN
su ciğerimizden kaçardı denizlerden bilinirdik
bir tohumu ağaçtan beri açıklayabilirdik
yanlışlıkla simurglardık uçurtma uçururduk aslında
şimdi oturmuş otobüsün gelmesini bekliyor
ve gül üstüne gül düşlüyor mutlaka
işte susku gönlüme iniyor indi
şehirli bin banliyö geçti üstümden sustum
ah beni üflememişler ki beni
ben aslında taşradan önce kuruldum
kutsal kitaplar gibi içime sinmişti adın
gözlerinin dindiği yerde cildin uzzalaşırdı
içerenköy'de inmeyeydin o otobüsten ah!
ah sanki ebu dücane ata çıkardı ama
gözlerime öyle bakma annem ilkokul öğretmeniydi benim!