elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni *
biliyor musun?
senden ayrılalı sakal bıraktım
zamanının akışına koyuverdim kendimi
gömleklerim kolalı değil artık
pantolonum ütülü değil
ayakkabım boyalı değil
öylesine değiştim ki
görsen tanıyamazsın
sabahları gün doğarken kalkıyorum
ilk işim bir sigara yakmak oluyor
ve bir süre denizin hışırtısını dinliyorum
sonra, apansız sen geliyorsun aklıma
gözlerin, dudakların, ellerin geliyor
şimdi nerdesin kimbilir
yatağında uyuyor olmalısın
artık beni görme rüyalarında
korkarsın.
mevsim sonbahar malum ya
serde de kör olası şairlik var
boyuna hüzünlü şeyler düşünüyorum
ağaçların yaprakları dökülmeğe başladı
keskin poyrazlar esiyor kuzeyden
kuşlar durmadan göç ediyor
ara sıra düşenler oluyor yorgun ya da yaralı
tutup okşuyorum tüylerini, gagalarından öpüyorum
ve diyorum ki
sana kavuşmak için bir göçmen kuş olmalı
işte böyle
günler, haftalar geçip gidiveriyor
saçım, sakalım birbirine karıştı
yine de her geçen gün
kendime biraz daha alışıyorum
ve biliyor musun
unutamayacağımı bile bile
seni unutmaya çalışıyorum... *
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi tül darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
sahi ne kadar da çok severmişiz
yıllarca, yüzyıllarca öpüştük
sigaralar tuttuk, içkilerin en iyisini sunduk
istersen bu gece burada kal ,dedik
sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
iyi bildiğimiz ne varsa yaptık, ayrıldık
ortada
her zamanki gibi bir karanfil kaldı... *
bak bunlar ellerin senin, bunlar ayakların,
bunlar o kadar güzel ki artık, o kadar olur
bunlar da saçların işte, akşamdan çözülü
bak bu sensin çocuğum, enine boyuna
bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
sabahlara kadar koynumda yatmışsın,
bak bende yalan yok vallahi billahi,
sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur.
işe bak sen, gözlerin de burda
gözlerinin ucu da burda, yaşamaya alışık
iyi ki burda yoksa ben ne yapardım?
bak çocuğum, kolların işte çıplak işte,
bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
gözlerin sabahın sekizinde bana açık
ne günah işlediysek yarı yarıya.
sen asıl bunlara bak, bunlar dudakların,
bunların konuşması olur, öpülmesi olur
seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde,
vapurdaydık, vapur kıyıya gidiyordu
üç kulaç öteden istanbul gidiyordu
uzanmış seni usulca öpmüştüm,
hemen yanımızdan balıklar gidiyordu. *
Öyle uzaklardan durup bakma bana ,
Dokunmak istiyorsan,
Durma
Dokun yüreğime
Gizli tebessümler ardında saklı yüreğim
Başkaldırır hep sevdalara
Özlemek sebepse aşka
Özledim delicesine.
Yüreğimi sevda yaptım aşka
Şiiri yağmurlarla yıkadım
Martılarla seviştim satırlar boyu
Yelkensiz gemilerle çıktım hep yola
Özlemek buysa aşkı
Özledim delicesine.
Söyle nasıl birşeydir bilir misin?
Sevişmek özlemlerle
Darmadağın bir yürekle
Beklemek sesizce
Kırdım zincirlerimi,
Kurtulacağım elbet
Bu kırmızı yapışkan iplerden
Her yalnızlığımı bir buluta yükledim
Dudaklarımdan süzülecek gece
Kopacak aşkın tutkusu
Öpüşecek benimle aniden
Ötesi berisi yok artık sevdanın
Işıkları karartan bir geceden
Sana aşkı yazıyorum
Mor menekşelere veriyorum
Teninin kokusunu
Özlediğim ,
Zamansızca yolunu beklediğim
Yıldızlarım tek tek yok oluyor
Bana yanlızca suskunluğum kalıyor
Özlemek buysa aşkı
Özledim delicesine.
Öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı.
Fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım.
Kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya.
Manzaraysa ayrılığa sıfır!
işte her şey hazır..
Acılarımla iki lafın belini kırdık.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik..
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik. Cemal Süreya
Herkes kırılamaz; bazen ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için
Ama dünya kütüklerin..
Ağlayamaz herkes; ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
Dünya ise küçüklerin..
Sevemez herkes; bir orman olmak gerekir sevmek için
Bak ki dünya çöllerin.. (yılmaz odabaşı)
kulak verin sözlerime iyice,
herkes öldürebilir sevdiğini
kimi bir bakışıyla yapar bunu,
kimi dalkavukça sözlerle,
korkaklar öpücük ile öldürür,
yürekliler kılıç darbeleriyle!
kimi gençken öldürür sevdiğini
kimileri yaşlı iken öldürür;
şehvetli ellerle öldürür kimi
kimi altından ellerle öldürür;
merhametli kişi bıçak kullanır
çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
kimi satar kimi de satın alır;
kimi gözyaşı döker öldürürken,
kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
herkes öldürebilir sevdiğini
ama herkes öldürdü diye ölmez.
- dayı, sonra bir başkası öldürür, sonra bir başkası. sevilen öldürüldü diye ölmez de, öldüren ölür dayı.
herkes sussun
boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi,
dursun her şey yatağımda
ben neye ağlayacağımı bilirim
hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini...
bu son,
artık uykusundayım herkesin
yaradılışı değilse de
yokoluşu gördüm... *
ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım
falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım
senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım
yalnız aşkı vardır aşkı olanın,
ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
sen yüzüne sürgün olduğum kadın,
kardeşim olan gözlerini unutmadım
Çocuğum olan alnını, sevgilim olan ağzını
dostum olan ellerini unutmadım...
Sen yoksun.........
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki.....
Boşuna bu nehir......
Çırpınıp pırpırlanması.....
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider..
Boşuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemiyeceğiz ki..
Özlemlerde ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız..
Birlikte ağlayamayacağız ki
Seviyorum seni boşuna..
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki ...
gelmeye fırsatın yok biliyorum.
peki ya ben
ben var mıyım?
ya da hakkımda bildiklerini sırala
gelmiyor mu hiç bir şey aklına?
anladım.
konuşan gözler meselesi,
belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum
yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi.
peki ya sen
sen var mıydın?
hakkımda bilmediklerine ağlarken.
yoktun
gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyor musun?
çünkü;
onlar da yoklar.
sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayale.
halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve asi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile.
peki alınız sizin
daha istemiyorum
bu el, bu ayak
bu duyu bu düşünce
sizin..
daha istemiyorum.
dallarda, göklerde ,sularda
açılarım bir denklemle uykusuz,
belki anlarlar beni
sevindirirler, umdururlar ama
sizin,
daha istemiyorum.
ta çocukluğumdan beri
yanım sıra yürüyen
sevince, acıkınca
konuşunca yazınca duyduğum şey,
sizin.
daha istemiyorum.
gece koyu karanlıklar büyür,
alır tasalarımı yollarda
alır güzelliğimi dağlardan
peki sizin, bu doldurduğum boşluk,
sizin,.
daha istemiyorum.
hepsi taş, toprak ,orman deniz
ışıksızlığını yaşadığım varlık
yokluğunda ağrıdığım ölüler,
hepsi hepsi
sizin.
daha istemiyorum. *
yine akşam oldu,
yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,
uzaklık aynı gerçi,
heryerdeyken olan uzaklığın pek değişmedi,
yine akşam oldu orda olduğu gibi,
görebiliyorum seni burdan da,
aynısıydı ordayken de,
uzaklıktan korkmuyorum belki de,
orada da aynıydı uzaklık gerçi
donuklaşmış oldu artık bu,
bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi,
galiba ben baştan kaybetmişim,
belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş... *
..
Aşk kaçmaktan çok kovalamayı sever,
Görmekten çok özlemeyi,
Dokunmaktan çok düşlemeyi,
Ve aşk öyle haindir ki;
Nerde imkansız varsa onu sever... özdemir asaf