günün şiiri

entry3078 galeri300 video20 ses2
    124.
  1. Karanlık, zifiri karanlık...
    kırık pencereden giren havanın soğuğu,
    küf kokusuyla karışarak burnumu acıtıyor.
    ciğerlerime dolarken bir el sanki
    beni boğmak istiyor,
    yeter yaşadığım dercesine.
    duvardaki saatin tik takları
    sanki bunu onaylıyor.
    "evet vaktin geldi" diyen
    pis bir sırıtma yelkovanda.
    akrebi canlanıp beni sokmak için fırsat kolluyor.
    içimdeki ürperti,
    yaklaşan ölümün korkusu mu?
    burada kapana mı kısıldım yoksa.
    duvarlar üstüme geliyor.
    artık taşıyamıyorum tavanı.
    dizlerimin bağı çözülüyor,
    gözlerim kararıyor.
    allahım,
    kalbim duracak, hissediyorum.
    içimdeki tarifsiz acı
    damlayan gözyaşımda tozlaşıyor.
    ölecek miyim gerçekten?
    kaç tik tak sonra?
    bir ses kulaklarımda.
    hayır bu,
    bu senin sesin:
    "ölmeyeceksin!"
    "yaşayacaksın ama bensiz..."
    0 ...
  2. 123.
  3. uzunluk ölçüleri dışında hayaller kurdum hep
    derinlikler ötesi boğulusum bu yüzden.
    hiç bir hacim ölçüsüne sığmayan yalnızlıklar yasadım
    ve ağırlığını hiç ölçemediğim yıkılışlarım.
    şimdi senle yada sensiz.
    ne değişir sanıyorsun ki.
    kabirlere sığamam mı yani?
    0 ...
  4. 122.
  5. Bilmezdim Sevgininde Bir Rengi Olduğunu
    An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma.
    An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında.
    Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında...
    Ne yolumdasın ne yolsun sen bana...
    Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu,
    Bilmezdim, umudun bir rengininde siyah olduğunu.
    Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim...
    Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım.
    Gölgen ki, düşüvermiş kalbime..
    Ne yakınsın ne uzaksın sen bana.
    Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu...
    Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.
    Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk,
    Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk...
    Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle,
    Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana..
    Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu..
    Bilmezdim, gökkuşağınında çiçek gibi solduğunu.
    Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur.
    Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur.
    Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu...
    Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana
    Bilmezdim yağmurun suyuda hasretiyle kuruttuğunu,
    Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu...
    Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim...
    Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim.
    Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde...
    Ne yalansın ne doğrusun sen bana...
    Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu.
    Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.
    Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur...
    Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur.
    Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda,
    Ne aşkımsın ne canımsın sen bana.
    Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu,
    Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu...

    alıntı.
    1 ...
  6. 121.
  7. uzunca zamandır görmeyeli seni
    bir başka kadın, bir hoş olmuşsun
    kollarıma alıp sarmayalı seni
    beyaz peynir gibiydin kaşar olmuşsun.

    kayserili mükremin yılmaz
    0 ...
  8. 120.
  9. düşünmeden severken ki halimi düşünüyorum.
    bugün kar yağmadı.
    bugün oldu.
    günaydın dedim.
    pierre loti'ye baktım,
    haliç'e baktım,
    galata'ya baktım.
    düşünürken onu,
    düşürdüm denizin dibine içimdeki soğuğu.
    üşüdüm,
    gözlük taktım.
    şaşırmadım.
    kemiklerim ısınmadı güneşe bakarken...
    ne kadar su varsa tükürdüm üzerine.
    ağaç bilir,
    taş bilir,
    toprak da bilir,
    ama o bilmez içimin kanını, soğuğunu,
    bilirim.
    gittim, bir sürü yürüdüm, bir sürü koştum!
    akşam oldu;
    canım bende değil...
    0 ...
  10. 119.
  11. bir uykunun en güzel yanı seninle uyanmaktır...
    senden uzak bir uykuyla kandıramıyorum hiçbir geceyi...
    0 ...
  12. 118.
  13. Bir eşi olmalı insanın
    Rüzgar onun kokusunu getirmeli,
    Yağmur O'nun sesini.
    Akşam onu görecek diye, pırpır etmeli yüreği,
    Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan, eve dönerken,
    Cennetten köşe almışçasına
    Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı...
    Her bir hücresinden aşkın fışkırdığı,
    Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın!
    Ben seni ölene dek seveceğim boş laf!
    Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim...

    Can Yücel.
    4 ...
  14. 117.
  15. ÖĞRENDiM...!!
    Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
    Işığı gördüm, korktum. Ağladım.

    Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
    Karanlığı gördüm, korktum.
    Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
    Ağladım.

    Yaşamayı öğrendim.
    Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
    aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

    Zamanı öğrendim.
    Yarıştım onunla...
    Zamanla yarışılmayacağını,
    Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

    insanı öğrendim.
    Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
    Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

    Sevmeyi öğrendim.
    Sonra güvenmeyi...
    Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
    sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

    insan tenini öğrendim.
    Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
    Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

    Evreni öğrendim.
    Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
    Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
    Gerektiğini öğrendim.

    Ekmeği öğrendim.
    Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
    Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
    önemli olduğunu öğrendim.

    Okumayı öğrendim.
    Kendime yazıyı öğrettim sonra...
    Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

    Gitmeyi öğrendim.
    Sonra dayanamayıp dönmeyi...
    Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

    Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
    Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
    Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

    Düşünmeyi öğrendim.
    Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
    Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
    olduğunu öğrendim.

    Namusun önemini öğrendim evde...
    Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
    gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
    sürmemek olduğunu öğrendim.

    Gerçeği öğrendim bir gün...
    Ve gerçeğin acı olduğunu...
    Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
    "lezzet" kattığını öğrendim.

    Her canlının ölümü tadacağını,
    ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
    Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
    Olur ya ...

    Kalp durur ...
    Akıl unutur ...
    Ben dostlarımı ruhumla severim.
    O ne durur, ne de unutur.

    mevlana.
    0 ...
  16. 116.
  17. bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken...
    beni sevda yerimden vurdu yine zaman...
    şimdi sana söylenecek tek cümle;

    bende sana yetecek kadar ben kalmadı...*
    0 ...
  18. 115.
  19. Sıkıldım Hemde Çok Sıkıldım...!

    Anlatmaya Çalıştıklarımı Anlatamamaktan, Her Yazımda Yanlış Anlaşılmaktan! Her şeyden Ama Her şeyden Sıkıldımmm!

    Anlıyamıyorum Ben Bir Türlü!

    Acaba Cinayet Romanları Yazanlar Hep Katil mi!? Ya Soygun Filmleri Yapanlar, Onlar da Soyguncu mu Yoksa!?

    inanamıyorum Ben Yaşadıklarıma ve Yaşatılanlara! Değil Dilim, Nutkum Tutuldu Artık! Tek Kelime Çıkmaz Kalemimden! Çıkamaz...!!!

    Bu Son Çıglık, Benden Yana...!

    Son Haykırış...!

    Kapatıyorum Sayfamı...!

    Artık Bu Kadarı Fazla!

    Taşıyamıyorsunuz Cümlelerimi...!!!

    Anlıyamıyorsunuz Altındaki Acıları...!

    Nasıl Anlamak istiyorsanız Öyle Anlıyorsunuz...!

    Bu Son...!

    Yazmaktan Vazgeçiyorum...!

    Yazmaktan Vazgeçmekle Kendimden de Vazgeçiyorum...!

    Çünkü Yazmaktan Vazgeçmek Kendimden Vazgeçmektir ve Kendime Vereceğim En Ağır Cezadır!

    Ama Unutmayın ki...!!!

    Uzun Bir Yolculuktur Hayat!
    Başını Bildiğin Ama Sonunu Göremediğin... Yaşarken Türlü Acılar Çektiğin...

    Kimi Zaman Umarsızca Sevdiğin Ya da Sevildiğin... Gelmeyeceğini Bile Bile Beklediğin..

    Uzun ve Dikenli Bir Yoldur Hayat!
    Çoğu Adımını Çıplak Attığın... Kanayıpta Yaralara Garkolduğun, Ama Umduğun, Ama Umut Ettiğin...
    Yoksunluğuna Hayıflanırken Sevginin, Bulduğunda Kaybettiğin...

    Uzun ve Yorucu Bir Yoldur Hayat!
    Çekilesi Zamanlarda, Çilesi Bitmeyecek Bir Gezi... Hem Heyecan Yaptığın, Hemde Kahrolduğun..

    Uzun Bir Yolculuktur Hayat!
    Sonunda iki Avuç Toprakla Gittiğin...!!

    alıntı.
    0 ...
  20. 114.
  21. çekilmez bir adam oldum yine
    Uuykusuz, aksi, lanet
    bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
    azgın bir hayvan döver gibi
    o gün çalışıyorum...
    sonra birde bakıyorsun ki
    ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü,
    sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
    ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
    kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
    çekilmez bir adam oldum yine
    uykusuz, aksi, lanet
    yine her seferki gibi haksızım
    sebep yok olması da imkansız
    bu yaptığım iş ayıp rezalet
    fakat elimde değil
    seni kıskanıyorum.

    nazım hikmet ran
    1 ...
  22. 113.
  23. anlatmak istedikçe her şeyi birden yitiriyorum
    bir kutupyıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım
    yapayalnız kalıyorum birden güzelim
    ve müthiş ağlamak istiyorum
    gecenin kanatları kırık bir saati var bilmem bilir misin
    ölüm korkusu alkol gibi yayılır damarlara
    sakın o saatte sokaklara çıkma
    denize bakma
    karanlığa
    yıldızlara bakma sakın
    o saat
    işte güzelim o saat
    ölüm, o ateşkuşu
    ölüm; o mavidüğüm
    denizkızlarının türküsünü söyler
    ben yalnızım
    orkestrada kırık bir saz
    kanayarak koşan bir kurt
    yüreğim dağbaşında unutulmuş vakur bir bayrak yırtılırcasına
    bir kutup yıldızı bir ben bir dinmeyen ağrılarım
    çiftleşen kuşların böceklerin insanların yalnızlığı
    ve müthiş ağlamak istiyorum

    hasan hüseyin
    0 ...
  24. 112.
  25. Damla damla birikti karanlıklar bitimsiz oldu sonra...Çıkmaya çalıştım bu dipsiz kuyudan.Tutundum yanlara çekmeye çabaladım kendimi yukarıya
    Yapamadım...
    Daha düşüşüme anlam veremiyorum.buradan nasıl çıkarım?
    Çarpıp çıktığın kapı aralığında tutsaktım en son...Mevsim değişti sandım. meğer sana üşümüşüm. Sonra efkar bastı evi dağıttım biraz ortalığı...Baktım yalnızlık boyumu aşmış. bende anılarla vedalaştım.
    Her vedada ölür mü bir parçası insanın?
    Ölürmüş...
    Mevsimlerde hazandı ama yapraklar düşmemişti daha.
    Ellerimde bir terk ediş mıhlandım sokağa...
    Buruk bir gidiş duruyordu orta yerde ve ben kabullenmiyordum.
    Koşar adım geçtim ışıklı caddelerden sokağının dönemecine kadar soluk bile almadım sana gelirken.Kapıyı açınca gördüm seni -belki görmesem daha iyiydi-
    Gidiyorum diyordu gözlerin ve ben durduramıyordum bakışlarını...
    Mevsim sana ayazdırüzgar birbirine kattı ortalığı...
    Uğultusu sağır etti kulakları bense duymuyordum kendi çığlığımı haykırmaktan
    Sen duyuyor musun?
    Yerle bir oldu eşyalar hepsi birer birer attı kendini yere.Benim gibi...
    Engel olmak istemedim gidişine hiçbenim korkum kendime...
    Debeleniyor aramızda ayrılık kal diyeben onu çekiyorum yolundan...
    Kendime bavulunda yer ararken yakalıyorum benive utanıyorum
    Firar saatlerime saklanıyorum sonra usulca alıkoyuyorum bedenimi ayaklar altından...
    Tek kelime etmesen de anlaşılır sözlerin.Bir eksiliş oluyorsun ses etmeden ömrümden...
    Hadi vedalaş kendinle içimde
    Bir güle güle yok mu bana
    Y(Ç)ok mu?
    Yaprak misali düştüysem baş aşağı
    Ve tutunamadıysam
    Hatta ağladıysam bir yandan
    Gücüm yettiğince bir hevesle kaldırdıysam başımı
    Son seslenişiydi bu nefesimin
    Sana dairliğimin son perdesiydi...

    alıntı.
    0 ...
  26. 111.
  27. Düğün şiiri

    ister yaz ister oku
    düğünümüze bir kilim doku
    hem fakirem hem aşık
    hediye getirmişem bu boku..

    ilyas salman.
    0 ...
  28. 110.
  29. yalnızlık şiiri

    karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
    yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
    bu gece dağ başları kadar yalnızım

    çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
    dudaklarımda eski bir mektep türküsü
    karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
    gözlerim gözlerini arıyor durmadan
    neredesin?
    Attila ilhan
    0 ...
  30. 109.
  31. birazdan masama kurulup, kurşun kalem ile kağıtlar dolusu yazacağım şiirdir.
    0 ...
  32. 109.
  33. neden ağladığımı bilmiyorum, diyorsun
    çünkü birşeyler değişiyor içinde
    kendini ikna etmiyor düştüğün boşluk
    bildiklerin başkalaşıyor gözlerinin önünde
    yabancılğı öğreniyorsun

    gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını
    güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var
    çünkü haksız olduğunu
    kalbinin bir yerinde biliyorsun
    gündüzün kepenklerinde duyduğun güven
    çelimsiz gölgelerin fısıldadığı
    küçük sırlarla büyüyorsun

    zamanın ve
    aynanın önüne bırakılmış
    kısa bir mektup bu
    belki çok sonra anlayacaksın içindekileri

    ama şimdi okuyorsun..

    murathan mungan
    0 ...
  34. 108.
  35. yumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
    yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
    şimdi orda herşey seninle başlıyor
    şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait
    ve sana ait olmayan
    nazım hikmet
    0 ...
  36. 107.
  37. 1923`ün ılık bir ekim sabahında
    kayaların toprağa dikine saplandigi yerde dogdum
    toprak anayla kaya babanın oğluyum ben
    toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
    toprak anam sessiz, ama toprak anam dopdolu
    toprak anam toprak anam anadolu
    babamsa saği solu belli olmaz
    bir gürledi mi yer yerinden oynar
    göğsünde çatırdamalar olurmuş
    onun için derdi, onun için sayısız irili ufakli
    kaya parçaları vardır bu topraklarda
    ve sen benim oğlum
    ve sen kayaların oğlu
    bu taşı toprağı birarada tutacaksin
    kolay değil kayaların oğlu olmak
    kuzeyden esen rüzgara
    güneyden gelen kavurucu sicaga
    karşı koruyacaksın onları
    kolay değil, kolay değil
    kayaların oğlu olmak
    2023`ün ılık bir ekim sabahında
    bacaklarimda hafif bir uyuşma ile uyandım
    ve sanki yüz yıllıkk ulu bir çınar gibi
    kök salmaya basladım o sabah
    ve ilk kez sağımda solumda asırlardır
    durmakta olan diger çinarları farkettim
    doğudan hafif bir seher yeli yükseldi
    ve asırlık çınarlar benide aralarına aldılar
    ve 2023`ün ılık bir ekim sabahında
    yeni bir kayaların oğlunun doğusunu
    beraberce seyre koyulduk...

    (bkz: kayaların oğlu)
    0 ...
  38. 106.
  39. rabbim kız okula geliyor, yaşasın cumhuriyet.
    0 ...
  40. 105.
  41. bir eylül dü başlayan içimde,
    ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    çimenler sararmıştı
    rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    deli deli esiyordu rüzgar
    dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

    neydi o bir zamanlar
    sevmişliğim, sevilmişliğim
    o heyheyler, o delişmenlikler neydi
    ne bu kadere boyun eğmişliğim
    ne bu acıdan korlaşan yürek
    ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

    beni kötü yakaladın haziran
    gamlı, yıkık eylül sonuma
    bir ilk yaz tazeliği getirdin
    masmavi göğünle
    cana can katan güneşinle
    pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    çiçekler açtı dokunduğun
    çimler büyüdü yürüdüğün
    ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    dallarım yere değiyor
    güneşi batmadan saçlarının
    bir dolunay doğuyor bakışlarından
    gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    ölebilirim artık

    ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    baksana; parmak uçlarım ateş
    lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    benimle meydan oku her çaresizliğe
    benimle uyu, benimle uyan
    birlikte varalım on üçüncü aylara...
    *
    1 ...
  42. 104.
  43. aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi?
    neydi çekip kendine, beni bağlayan
    kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
    elleri ta içimde o dev miydi?

    etime bir alev değmişçesine
    nasıl da yakardı öptüğü zaman
    bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
    yorgunum şimdi bin yıl sevmişcesine

    hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
    gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
    hani, o var olmalarımız öpüştükçe
    o delice sürdürmeler yaşantımızı

    hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
    sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
    kudurmuş arzularla zamanı yenmek
    ve en kuytularda buluşmak korka korka

    kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
    kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
    varmak için o sevgiyle açılmış kollara
    apansız düşmek yükseklerden bir yerden

    oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
    sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
    avunmak... Kırık dökük anılarla artık
    kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de.
    0 ...
  44. 103.
  45. bir kere benim gözüm ol, gör seni.
    o gözlerini kaçırmalarını, gör de...
    "unut beni" de bir kez daha,
    güzelliğine arkamı bile dönemiyorum ki.
    1 ...
  46. 102.
  47. baharı hissedemediğim,
    kaygımı salamadığım dünyam,
    yorgun sözleri süzüp elime ,
    taş atıp, vurduğum sokaklar elveda.
    yamaçlarında yüzdüğüm seyhanım,
    kavgasında büyüdüğüm mahallem, elveda
    okey taşlarının, tavla zarlarının,
    müzik fonu oluşturduğu her insan
    gözlerimi yaşartan şerefsiz,
    ve dudaklarımda dans ettiğim sevgilim elveda.,
    büstünü parçalayıp insanlığın
    samimi gülüşleri savurdan dudak
    ve yol geçen hanına dönüşen
    bu sanat, bu edebiyat elveda
    güneş, güneş yakalanacaksa eğer
    sana söz veriyorum
    kopartıp her bir ışının,
    her bir rengini sunacağım sana.
    ve şuna inanki sevgilim şuna inan,
    diyeceğim merhaba...
    *
    1 ...
  48. 101.
  49. desem ki
    desem ki vakitlerden bir nisan aksamıdır
    ruzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor
    sende seyrediyorum denizlerin en mavisini
    ormanların en kuytusunu sende gormekteyim
    senden kopardım ciceklerin en solmazını
    toprakların en bereketlisini sende sürdüm
    sende tattım yemislerin cümlesini
    desem ki sen benim icin,
    hava kadar lazım,
    ekmek kadar mubarek,
    su gibi aziz bir seysin;
    nimettensin, nimettensin.
    desem ki...
    inan bana sevgilim inan
    evimde senliksin bahcemde bahar
    ve soframda en eski sarap
    bırak ben soyleyeyim guzelligini,
    ruzgarla nehirlerle, kuslarla beraber.
    gunlerden sonra bir gun,
    sayet sesimi farkedemezsen
    ruzgarların nehirlerin ku$ların sesinden,
    bil ki ölmüsüm.
    fakat yine uzulme musterih ol
    kabirde böceklere ezberletirim guzelligini
    ve neden sonra
    tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
    ki mahser günüdür
    ortalığa düşmüşüm seni arıyorum..

    cahit sıtkı tarancı
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük