SEVGiLERDE
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.
Hislerimi sana anlatabilseydim
Böyle düşer miydim çaresizliğe
Kelimelerde saklayabilseydim seni..
Katlanabilir miydim bu sessizliğe...
En güzel kelimeleri getirin bana..
Bir de senin güzelliğin görünsün yeter...
Bak bakalım o kelimeler ne hallerde..
Hece bile olamazlar sen varken..
Anlıyor musun..
Aldanma sakın bakma yüzüne..
Aynalar değil seni sen yapan..
Güzelliğin aynalarda saklansaydı..
Bir mecnun narası yeterdi belki..
Ama kelimeleri titreten
Dilime prangalar vuran
Aynalardaki değil..
Yüreğimdeki sensin.. **
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin
Sana kafir dediler, diş biledim Hakk'a bile
Topladın saçtığı altınları yüzlerce elin
Kahpelendin de garez bağladım ahlaka bile.
Sana çirkin demedim ben, kafir demedim
Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin
Yaşadın beş sene kalbimde, misafir demedim
Bu firar aklına nereden, ne zaman esti senin.
Zülfünün yay gibi kuvvetli çelik tellerine
Takılan gönlüm asırlarca peşinden gidecek.
Sen bir ahu gibi dağdan dağa kaçsan da yine
Seni aşkım canavarlar gibi takip edecek.
Faruk nafiz çamlıbel-firari
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!
Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım ma,
Kesin değil!
Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!
Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara
Kendime kırgınım
Maziye hiç değil, ana kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına
Bir hayli kırgınım
Beni ben kırdım oysa,
iyi değil!
Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum!
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum,
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum,
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık,
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim,
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı,
Sana bakan yanımsa toprakla aynı,
Ne yaparsan yap gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin,
Gözlerim yorgun, dudaklarım hissiz,
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır,
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların kavuşmaları hep beklentisiz,
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi, sesine aşina yanım onca sessizlikten sonra artık sağır!
isteyerek değil!
Çok çalıştım,
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine,
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine,
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen,
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için çok çalıştım,
Daha önce de gitmiştim, kendi isteğimle!
Anladım ki daha önce sevmemiştim,
Çok çalıştım inan,
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye,
Her defasında daha da tozlaşan canımı kırmadan korumaya,
Ve alışmaya kendime, bu göz gözü görmez dumanlı halime,
Çok alışmaya çalıştım hem de,
Tanıştım seninle doğan yanımla da ölen yanımla da,
Birini yaşattım, yaşatıyorum da hala ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da!
Yorulmak dinlenmekle geçmiyor,
An be an çöküyor insanın içindeki güç,
Işığı sönüyor, beyaza dönüyor rengi gitgide, hissizleşiyor,
Ne yormak istedim seni ne de yormak kendimi,
Çok çalıştım,
Gitmeye de kalmaya da,
ikisi de aynı acı,
Kolay değil!
Ben nerde bir çift göz gördümse
Tuttum onu güzelce sana tamamladım
Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu
Bir bunun için yaptım
-Garson bira getir
Garsonun adı Barba
Ben nereye gittimse bütün zulumlardı
Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm
Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu
Namussuz bir çağ bu biliyorsun
-Garson rakı getir
Garsonun adı Hakkı
Sen belki de bir resimsin ne haber
Kırmızı bir Beykozun yanında duruyorsun
Yapın bir de ağaç yapmış yanına
Dallarına konsun diye kelimelerin
-Garson şarap getir
Garsonun hali harap
birazdan bir meydandan geçersin.
elinde eldivenlerin,
soğuğu hissetmeden, doğuya doğru çevirisin yüzünü.
akşam olmadan yetişirsin uzaklığa.
kadın mısın, büyümüş müsün?
belirsiz
her şey yeniden başlamaya müsait,
ölümler kokusunu ağaçlardan almışken,
bıraksan olduğu gibi,
yazılsa yeniden sen,
olurdu aslında
aklıma düşüşün saklı,
nedir bıraktığın bunlar, tuhaf.
yoksa bu şehir mi bilinmeyen ağrıların kaynağı
benim azalmışlığım, çoğaltıyor mu sigara altı sohbetlerde seni,
kim bilir.
geceler adından göz açtırmıyor!
sen her gün yeniden oluyorsun
bilmezsin varlığını,
nasıl işgal ettiğini bir bedeni.
Bir gecikmişliğin mektubudur bu sana.
Bir geç kalınmışlığın kalıntıları...
Senden sonra içime batan ne kaldıysa yüreğime hediye,
Hepsi bitmiş bir aşkın kalın tığları...
Batıyor canıma,
... Canım cehenneme...
Sen...
Yüksek dağların eteklerine kurulmuş o köhne barınak!
Kaç göçebe aşka çatı oldu eteklerin,
Kaç tenden ter yağmurlu geceye sığınak?
Yüzünün en katı katmanı şimdi gülüşün,
Gülme,
Utanıyorum kendimden...
Korkuyorum,
Ve korkmalısın yapabileceğim şeylerden.
Aklına bile gelmeyen şeylerden mesulsün, bilemezsin.
En çokta, benden...
Bir narçiçeği açıyor avuçlarımda, kırmızı...
Avuçlarım yangın yeri,
Kor alev, kırmızı...
Çoktan adını bile unuttum,
Aldıracağım hayallerimden o doğmamış kızımızı!
Acıyor avuçlarım.
Ve açılıyor sonra,
Allahım affet...
Bedeninin en yumuşak yerinden öpmek isterdim seni,
Eğer,
Bu kadar derine saklamasaydın kalbini...
Geçmişe verebileceğim bir cevabım yok, üzgünüm.
Üzgün değilsin...
Değilsin, çünkü senin en büyük cevabın benim!
Sevdi diyeceksin,
;Hem de çok sevdi,
Bu yüzden gittim...
Allahım;
Beni öldür!
Failim meçhul olacak bu gidişle...
Ben yoklama kağıtlarına kendi adımı,
Üzerinde uyuduğum sıralara senin adını yazıyordum.
ikimizin adının yan yana olduğu tek yer,
Aynı otobüse aldığımız o çift kişilik tek biletti
Sen gelmezdin,
yok diye geçerdi adın aşkta.
Ben göğsümü gösterip işaret parmağımla,
burada derdim...
Acıydı,
Tahammülsüz...
Katlanacak gücüm yoktu, üzgündüm ve güçsüz.
Tam da burada,
Sağ omuzum bir karış solunda kopuyordu kıyamet sansürsüz.
Bir darağacı aklımda,
Karıncalar gezinirken alnımda.
Yalnızlık volta atarken,
Çıplakken sen sıcak bir banyodan sonra anadan doğma,
Sobeyken sağım solum aşka,
Saklanamıyorken körebe...
Çürümez denmiyordu...
Sen bana karışıyordun,
Ben de sana...
Öptükçe cinsiyetlerimizi değiştirir gibi inliyordu dudaklarımız.
sen, kadınım diyorsun,
ben, erkeğim...
Hala melekler kadar temiz ve güzelsin, aldım intikamını kendimden.
Sen kanadın diye,
Ben de kestim o gece bileklerimi...
koynuma kadar yaklaştırdım seni.
gülümsedim hiç durmadan.
embesil aşık sevinciydi yüzümdeki.
öyle çok bulanmıştım ki sana,
dudağımdan sen salyaları sızıyordu.
bir nefes daha fazla almadan hayattan,
anladım,
sen ölüm içindin.
ondan buradaydın.
gelmiştin, geliyor gibi yapıp,
gelmiyordun aslında.
ben mutluydum,
sen mutluydun,
yaşıyor gibi yapıp,
aslında ölüyorduk...
Benden önce söylenmiş sözlerin haklılığına kızdığım oldu zamanında
ama inandığımda. . .
ömrümde her şarkı başka bir kapı açtı. . .
bu şarkının ardında sen!
Bu kapının ardında ise benden önce söylenmiş sözler vardı. . .
Seçtiğimiz hayatlar mı bunlar?
Seçtiklerimiz mi?
Bunca yokluk, bunca kırıklık, bunca acı!
Seçtiklerimiz evet. . .
Hayat bu sevgilim, çoktan seçmeli!
Senin aşkınsa dönem ödevi. .
Bu şarkı sadece benimdi sevgilim!
Ve ben büyük bahçeler istemiştim ikimize.
Yazmışsın ya! Onu sevebileceğimi düşünmüştüm.
işte o günden beri, belki de bu yüzden sadece
Bu yaralar, bereler, sanaydı! Bile'ler. . .göre'ler.
Şahidim gök kubbe. . .
Yağmur ve Sen
Çıkar at üstünden,
içinden,
Kirlenmiş ne varsa çıkar,
Bir sen kal,doğduğun an gibi çıplak,
Bir sen kal,
Sevmemiş,sevilmemiş,
Ve dolayısıyla incitilmemiş yüreğin,
Gün yüzü görmemiş saflığın,
Küfürsüz dudağın,
El değmemiş teninle,
Gözlerini dünyaya henüz açmış bir çocuk gibi masum,
Ve de şaşkın,
Ama bir o kadar hevesli yaşamaya,
Sonra yağan yağmurun sesine kulak ver,
Gecenin karanlığından süzülüp inen,
Ve bir çırpıda at kendini dışarı,
Koş,
Yağmurun en hırçın düştüğü yerde bekle,
Bırak, tane tane düşsün koynuna,
Bırak, saçlarına dokunsun,
Yüzüne aksın,
Sonra süzülsün kirpiklerinden,
Yanağına doğru,
Ayak uclarından düşsün toprağa,
Koş hadi yaklaş,
Sarıl sımsıkı sarıl yağmura,
Her damlası ile ayrı ayrı kucaklaş.
Yağmur dindiğinde, yeniden doğmuş olacaksın,
O an gökyüsüne bak,
Göreceksin,
Ay çıplak teniyle dokunacak geceye,
Yıldızlar sıra sıra dizilmiş,
Işıl ışıl gökyüzü,
Ve sen yenilenmiş olacaksın,
Yeni bir geceye,
Ve sonrasında yeni güne merhaba diyeceksin.
Her şey sil baştan yaşanacak.
Ve her şey çok daha güzel olacak.
eskisi kadar özlemiyorum seni,
ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlar da..
adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
biraz yorgunum..biraz kırgın..
... biraz da kirletti sensizlik beni !
nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
"iyiyimler" yamaladım dilime.
tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni..
gel diye beklemiyorum artık,
hatta istemiyorum gelmeni..
nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum
benim derdim yeter bana banane !!
alıştım mı yokluğuna ?
vaz mı geçiyorum, varlığından ?
tedirginim aslında,
ya başkasını seversem ?
inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem ...