öyle huzurlu uyuyordu ki anılarımız o güzel yerde uyandırmak haksızlık olurdu. düşünüyorum da nerde bıraktık, en son ne zaman deli gibi mutlu olarak ordan ayrıldık ve ne zaman o kadar uzaklaştık, nasıl oldu da vazgeçebildik o huzurdan.. her güzel şeyin bir bitişi vardır ya nasıl bırakıldığı hiç hatırlanmayan işte aynen öyle. hepsi orada bi yerlerde öylece duruyor, gizli ve huzurlu. o kadar masum ki bunca yıllardan sonra artık bizim bile görmemiz haksızlık o güzel anıları. onun için hiç eşelemedim hafızamı, olduğu gibi, geçmişi düşünmemeye çalışarak yaşadım orayı yıllar sonra. şimdiki zamanı görecek, çirkinleşecek diye o güzellikler ödüm koptu. *
söz de izin günümdü ama aziz yıldırım'ın gözaltına alınmasıyla sabah erken saatte gelen telefondan sonra akşama kadar emniyet müdürlüğü önünde kamerayla nöbet tuttum. kısacası lanet olsun.
Ayrılık ardından onunla yaşadığın eve girdiğin ilk anın getirisi en yakıcısından gözyaşları. Anılarını görmek, hatta bizzat o anıları tekrar tekrar yaşamak. Hiç gitmeyecek gibi olan boğazındaki yumruk. Yutkunamamak. Ağlayamamak. Konuşamamak. Arayıp dön diyememek bilmek ki en iyisi bu. Bu durumdan nefret etmek ve sonsuz sessizlik. Çokça sigara. Unutma isteğiyle içilen bira. Sızılan kanepe. Uyanıp yeniden içilen sigara ve bira.
Uzun bir süre sanırım her günümün özeti bu..
ağır çekim bir intihara meyilli, bilinçsiz tavırların. eğer bir yaratan olsaydı, bizi bu kadar yalnız bırakmazdı. tek gerçek büyük bir külfet olan bedenlerimiz, herkesin doyumsuz açlığını uyandıran.
Öyle biryerdeyim ki.ne gitmesi mümkün, ne kalmasi mümkün
olan.öylece bir yerdeyim iste.vazgecmekle direnmek arasinda,akla karanin tam
ortasindayim..kaybetmenin arefesinde ,yeni bir hayatin esigindeyim,kalsam canim
yanacak, gitsem...