ciddi anlamda en üst seviyede oyuncularla çekilmiş, ne varki aynı kaliteyi gösterememiş film. güldük unsurları var elbette lakin özellikle sonlara doğru adamı esnetiyor. aksine başında izleyici oyuncular ve konuya girişin başarısından dolayı çılgınlar gibi eğlenmeyi vaad ederken, çıta gittikçe düşüyor ve tam zamanında film sona eriyor.
bülent emin yarar'ın ise tam analmıyla yardırdığı filmdir. sanırım haluk bilginer'i bile gölgede bırakmıştır oyunculuğu ile.
yine de gördüğüm kadarıyla vizyonda pek kalmamıştır. bu da üzücü bir durum. zira 2 haftada geri plana atılacak bir film değildir eksiklerine rağmen.
hakikaten harika film. bir dolu göndermeyle dolu olması da çok hoş ayrıca. kendini ciddiye almanın çok da matah bir şey olmadığını söyleyen komplekssiz ve sıradanlığı erdem kabul etmiş bir bilgenin elinden çıkmış olması filmi ve göndermelerini daha da manidar kılıyor. gülüp geçiyorsunuz, gülüp geçilecek bir hayatta yaşadığını bilmenin verdiği idrakle. yönetmenin 'çok da ciddiye almayın ama bizim de bir derdimiz var' tevazusuyla çektiği film tam da bu yüzden harika işte. kendinizi kasmıyorsunuz, yalnızca eğleniyorsunuz ve ara sıra tatlı bir tevekkülle a ne kadar da doğru ya da a ne kadar da güzel diyorsunuz.
kıyasıya eleştiriler de var filmde, mesela dandik aşk şiirleri yazıp genç kızları avına düşüren üçüncü sınıf bir tutunan şair olarak arzı endam eden Alper Canan(Haluk Bilginer)ın bir sahnede cep telefonunda onuncu yıl marşının çalması mükemmel bir ironi. ayrıca hatırlatmak isterim ki adam genç bir kızla çok ayıp işler yaparken kalp krizinden gidiyor.
ölüm üzerine söyledikleriyle de avrupa'da ciddi bir şekilde etkin olan ama henüz türkiye'yi tam anlamıyla etkisi altına almamış anlamsız bir ölüm korkusunu eleştirmesi de çok hoştu. son söz de filmin müziklerine. özgü namal ve haluk bilginer'in seslendirdiği şarkılar gerçekten çok güzeldi.
güneşin oğlu yoktur. türk mitolojik metinlerine göre güneşin 2 kızı vardır. bunlardan kel kız kışı, saçlı kız baharı temsil eder. güneşi kutsayan merasimlerde türk, güneşten kel kızı yani soğuk ve verimsiz kışı geri göndermesini ve saçlı kızı yani verimliliği getirmesini diler.
halkımızın fazla gülememesine de acayip bakmıyoruz tabiki, yaklaşık 2 senedir küfrederek güldüren filmler haricinde bir film çekilmedi, çekilemedi.
evet güneşin oğlu filminde de epey argo ve küfür mevcuttur ancak bu küfürleri insanları güldürmek için kullanmamışlar. oyuncunun başına kötü birşey geldiğinde basıyor küfürü mantıklı olan da bu değil mi?
illa holiwıd dublajımı yapalım?
-güneş! lanet olsun adamım, o beyaz poponu tekmelerim güneş! bu mudur senin beş para etmez mucizen adamım!
olmuyor sizde görüyorsunuz!
akıcı ve anlaşılır da bir hikayesi var, film boyunca bir telaşadır sürüp gidiyor...
son zamanlarda da izlediğim en iyi türk filmidir. nokta.
sadece başının ve sonunun güzel olduğu, büyük beklenti ve ilgiyle izlenmeye başlamasına rağmen izlenilen en başarısız filmler arasında yerini almış ingilizcesi the sun of sun gibi garip bir isim olan filmdir.
polis filmi gibi bir kara mizah ve absürd komedi örneği olacağı fragmanından belli olan heyecanla beklediğimiz, onur ünlü'nün 3. filmi. Fragman, hikaye vb.. ıvır zıvır için;
"28 temmuz'u 29 temmuz'a bağlayan gece, bu filmle ilgili en ufak birşey bilmiyordum. 29 temmuz gecesi bir fikir düştü aklıma, yazmaya başladım. 6 ağustos'ta ise senaryo bitmişti. 10 günde oyuncu seçimini yaptım. 5 eylül'de çekime başladık, bir gün mola verdik ve 15 eylül'de de çekimler bitti."
diyerek onur ünlü, filmin nasıl bir mucize olduğunu ve filmin gerçek yüzünün seyirci ile buluştuğunda ortaya çıkacağını söylediği, oyunculuk anlamında zirvede, konu anlamında spekülatif, özgün bir onur ünlü filmi.
filmin konusu ise hayli ilginç, basın bülteninden olduğu gibi aktarıyorum;
--spoiler--
Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve Güneşin Oğlu olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize, düşündüğünün aksine Fikri Bey'in hayatını alt üst eder. Fikri Bey'in ruhu artık, çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaktadır. Ve sonunda Fikri Bey, bu kez, yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için, gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki komşusu dünyalar güzeli kız ne olacaktır?
--spoiler--
haluk bilginer'in polis filmindeki karakter gibi saç sakal fora çıkması, beyaz takım giymesi ve de teaser'ın bir bölümünde yine özgü namal ile öpüşmesi akla polis filmini getirse de sanırım alakası yok.