pek çoğumuzun içinde bulunmadığı, yaşamadığı koşullarda başlıyor film ve benzer koşulların varyasyonları ile devam ediyor. insanlar doğacakları yeri, sahip olacakları aileyi ve koşulları seçemezler, varolanın içerisine doğarlar.bunları değiştirmek de çoğu zaman pek mümkün değildir, hatta sahip olduğunuz ırkı inkar edemezsiniz, kafatasınızdan kemik yapınıza kadar size işlemiş bir nüanstır.
karşıdan bakınca yadırgadığımız detaylar içerisindeyken gözümüze batmaz, nasıl ki erkek çocuk sahibi olmanın önemini yitirmesine rağmen, yaşanan yer neresi ve söyleyenin eğitim düzeyi ne olursa olsun şakayla karışık "erkek adamın erkek oğlu olur" lafının içerisindeki baskınlığı bir yerlerde henüz atlatılamamıştır.
çamaşır makinesi bulunmayan kaç ev gördünüz siz hayatınızda, yurt dışına göç ederken kendisine hayvan muamelesi yapılmasına razı olacak kadar madur olmuş kaç insan tanıdınız, kardeşinizle ne kadar kavga etsenizde sizi öldürebileceğine ne kadar inandınız... vb.
ben bu yazdıklarımın hiçbirine tanık olmadım, o yüzden filmi sorgularken o koşullardaki insanların gözüyle görmeye çalışarak izledim. Taşınmak onların kararı değil, kız çocuk doğurmak kadının suçu değil, vatanını terk edip bir tırın içinde hayvan muamelesine maruz kalmak hainlik değil, eşcinsel olmak bir seçim değil, ilk kez görülen makinede kardeşini yıkamak masumca bir fikir,işte böyle bakınca yaşananlar çok da abes gelmiyor, hatta bir o kadar realistçe buldum ben.
hepsi bir yana, filmin müziklerine gelince işte sanatın başka bir boyutu ve gerçek etkiyi yaratan detay. iyi bir ekibin, başarı elleri ve güzel yüreklerinden çıktığı belli.
filmde rol alan, yapımının herhangi bir aşamasında emeği geçen,bu projenin bir yerine teğet de olsa dokunup geçmiş olan herkesin eline sağlık.
yaşananları içinde bulunulan koşullara göre değerlendirin,herkes şanslı doğmuyor.
filmin kurgusu çok güzeldi, konular teker teker sonuca bağlanmış, muallakta hiç bir şey bırakmadan film sonlanmış. mahsun kırmızıgül den beklemediğim kadar güzel bir film. ön yargımı kırdı.
bazı filmler sadece film değildir efendim. abd devleti 1950-90 arasında yapacağı her açılımı,her saçmalığı, güzelliği ilkin sanatla halka sunmuştur. öyle ki düşünmek sürekli bir moda olmuştur. bu film aynen murathan mungan'ın kadından kentler kitabı için 25 kent gezmesini eleştiren bazı yazarların avropaalarda yazarların turnelere çıktığından bihaber olmasıdır. besbelli mahsun kırmızıgül konjonktürü görmüştür biz de güneşi. özalizmin artıyor olması olumlu ya da olumsuz bu ülkede sadece sinemayı değil toplumuda yeniden şekillendiriyor, ister delilere dönün ister göbek atın bu iş eğer demokrasi olacaksa iyidir gerisi kado'nun berfin hikayesi olur.
insanın canını acıtan bir film, hem de bir değil bir çok yerden... bol bol da sosyal mesaj verilmiş. hani böyle bazı filmler vardır tavsiye edenler izleyince kesin ağlicaksın bak derler, o filmlerden biri bu da.
--spoiler--
abisi kadri'yi travesti arkadaşlarıyla görünce bir kovalamaca başlar ya, bir sokaktan aşağı doğru koştururlar, izlerken ben bu sahneyi beyaz melekten biliyorum sanki ya diyosunuz. orda da sarp apak'la mahsun kırmızıgül kaçan babalarının peşinden koşuşturuyolardı aynı sokakta. aynı yönetmenin aynı sokağı iki farklı filmde de bir kovalayış sahnesinde kullanması biraz abuk mu olmuş ne..
--spoiler--
bilgisi olmayanların duygu sömürüsü olarak niteledikleri bir film.
çok bir şey yazmama gerek yok.
belgesel-film.
anlat istanbul-eşkiya-duvara karşı kadar gerçek bir film.
avuçlarım terledi filmden çıktığım zaman.
senaryo değil bence.
gerçek.
köyleri yakılanların norveçten dönmek istemeyeceği kadar gerçek.
köyleri yakılan ailelerin istanbul'da parçalandığı kadar gerçek.
gerçeğin yedi yüzü var demişler.artık neresinden bakarsanız.siz bilirsiniz...
bu ülkede yaşayan herkesin ama herkesin izlemesi gereken film. çok kalite, çok güzel mesajlar içeriyor... kimse enaniyet gösterip de "amaaan mahsun yapmış o ne anlar" demesin. diyen de bu lafını film sonunda yutar zaten...
dün hakkında ilk yorumlarını otobüste yanımda oturan bir kızdan duydugum film. sinemadan yeni çıkmış arkadaşına anlatıyor.
- filmden çıktım da şimdi. heyee. güneşi gördüm. çok acıklıydı. heyee. evet bayaa dramatik. gülaylarlan gittik heyee. * anında tiksindim filmden.
Mahsun Kirmizigül birden fazla konuyu ele almak istemis, ama hizli gecistirmelerle, bunlarin detayina inmeyerek, "herkesin agzina bir kasik bal calarak " bir film cekmis.
Öncelikle film Kürt sorunu hakkinda tek söz etmemis. Savasin nedenleri hakkinda bilgiler edinemedik. Kardes kavgasinin cözümü kuslarla, böceklerle olmaz, fazla ütopyaci bir yaklasim olmus. Bu sorunlar cuntacilarin, devletin sisteminden kaynaklanan sorunlardir.
Köylerden cikarilan, sürülen köylülerin durumunu anlatmak istemis. Ama tirsmis Mahsun Kirmizigül. Gercegi anlatamamis. Köylülerin nasil köylerinden uzaklastirildigini, köylerin yakilarak, köylüleri gurbet ellere attiklarini aciklayamamis net olarak. Eger orada devlet köylülere 6 ay boyunca yalvarsaydi, yakarsaydi, rica etseydi ne olaylar olurdu, ne de Mahsun'un böyle bir film yapmasina gerek kalirdi. Biraz gercekleri anlatmaktan cekinmeyelim. Eger olaylarin ic yüzünü bilmiyorsan arastir, sor, milletin düsüncelerini, hikayelerini dinle. Kendi kafanda yarattigin ütopik hikayeyi gercekmis diyerek, herkesin suyuna giderek anlatma.
Gelelim Norvec meselesine. Mültecilerin ne kadar zorluk cektikleri, ne sartlar altinda yasamak zorunda kaldiklarini merak edenler olaylari arastirsinlar, bilgilensinler.
Escinsellik konusuna gönderme yapmis ama sonundaki sahne olmamis. Kardesini her firsatta döven, onu o yollara atmak icin tesvik eden bir abinin sonunda kardesini öldürmesi ve " sucsuz " olarak gösterilebilmesi icin "gardasim" diye aglamasi fazla ajitasyona giriyor.
Ben her ne kadar Mahsun Kirmizigül hakkindaki önyargilarimi bir kenara birakip, filmi izlemeye calissam da, yine kendisinin yaptigi popülizmi gördüm. Zamaninda Ahmet Kaya'ya sindirme politikalari yapildiginda, Mahsun en baslar da yer aliyordu. Köyler bosaltilirken, yakilirken sessiz kalip, " alem buysa kral benim " tarzinda narsist sarkilar söyleyip, egosunu tatmin edebilmek icin ülke sorunlarina kafa yormaktansa Ibrahim tatlises ile sidik yarismasina giren birisinden böyle bir film beklenir zaten.
mahsun kırmızıgül hakkında, "daha fazla şarkı söylemesin sadece film yapsın" dedirten film. önemli ve ince noktalara değinilmiş, sinema salonunda hepimizi ağlatmıştır.* ülkemizdeki en uzun süreli ve en büyük sorunlardan biri, orada yaşayan ve orada savaşanların gözünden anlatılmıştır. takdir ettim, çok güzeldi.
güneşi götüyle gören insan mavrasının adı olabilir. ya da olsa olsa kendini ve olayları ortayolcu sentezlemeyi öğrenmiş salak zihinleri tatmin edebilir bir ortalaması olarak nitelendirilebilinir. önyargılı olmak, cahil edebiyatı yapan bir gerzek olmaktan kötü olmasa gerek diye de bağlamak gerek.
çaktırmadan böyle gömerim lafları tarzı mahsun kırmızıgül draması.
--spoiler--
ağlatır mı ağlatır, gözünüzün içine baka baka ağlayan, feryat eden iyi bir oyunculuk giydirilmiş her anne ve çocuk her zaman ağlatır.
--spoiler--
olayların her sahne içinde başlayıp bitmesi, bir sahnenin bir sonrakiyle bağının ya çok zayıf ya da kopuk olması her anlamda kötüydü. çok daha iyi olabilirdi. ha görüntüler norveç, dağ filan dersen; e abi cep telefonunda 8 mp kameran var film yapıyor adam olacak o kadar.
bundan sonraki 7 ay ne gösterir, birileri adam akıllı bir şeyler yapar mı bilemem ama şu gün itibariyle 2009'un en iyisi olmayı bu film haketmiştir. sezar'ın hakkı mahsun'a.
gecenin 4'ünde açlıktan mideme kramplar girmeye başlarken ''dur lan vakit geçsin bari, hem sabahki kahvaltıya kadar bir şey yapmış oluruz!'' diyerekten başladığım ve ''insan insana bunu yapmaz!'' diyerek bitirdiğim mahsun kırmızıgül filmi..
lo lo mahsun'dan, alem buysa kral benem'den buralara kadar geldiği için, gelebilme cesaretini gösterdiği için mahsun kırmızıgül'ü can-ı gönülden kutluyorum.. naçizane yorum yapmaya çalışırken cümleleri özenle seçmeye çalışıyorum lakin seçtiğim cümleler bu film hakkındaki olımlu görüşlerimi karşılayacak kadar güçlü kalabilir mi, bilmiyorum..
kimsenin kendisinden kubrickçilik, tarantinoculuk, ridley scottçılık beklemediği mahsun kırmızıgül kesinlikle türk sineması için bir şanstır.. kendini üst düzeyde geliştiren bu adama destek verilmesi elzemdir diye düşünüyorum.. şahsi fikrim mahsun kırmızıgül bu ülkenin yılmaz güney'i olma yolunda emin adımlarla gelmektedir.. yalnız ve güzel ülke adına iş yapan, emek harcayan adamların çok daha fazla destek alması gerekmektedir.. en azından recep ivedik denen film ve kahramanından daha fazla entry girilmelidir bu adamlarla alakalı..
geçişlerini beğenmezsin, görüntü yönetmenliği iyi değildir, tekniği zayıftır vs vs.. bunların hepsini anlarım da adam neden ajitasyon ve demogoji ile suçlanmakta, onu çıkaramıyorum.. kardeşin kardeşi vurması, vurmak zorunda bırakılması, eğitim denen şeyin büyük şehirlere elli tane üniversite açmak değil de köylere, kuytulara götürülmesi gereken en önemli olgu olduğu, insanların seçimlerinden dolayı toplumdan nasıl dışlandığı, yıllarca emek verilen, kalkınması için ter dökülen güzel ülken tarafından hayvan muamelesi gördüğün ama aslında dışarda bu işlerin hiç de öyle yürümediğinin farkına varmak, yıllar süren savaşlar, ekonomik çöküntüler, saçma sapan politikalar, cuntalar, örümcek beyinler yüzünden 28 sene önce terk edilmek zorunda kalınan ülkenin bugün hala aynı olması hatta daha da vahim bir hal alması... bunlar ve benzerleri zaten bilinçli her türk evladının göznünün önünde olan ve farkındalık duyduğu şeyler.. adam bunları anlattığı için ajite eden oldu, demogojist oldu.. bunlar hepimizin bildiği ve belki de sesli düşünemediğimiz olaylar..
her şeyden öte bir sanat eserinin insana verdiği, ilettiği duygu önemlidir nazarımda ki mahsun kırmızıgül bunu oldukça başarılı bir şekilde aktarmıştır.. yıllardır ağlamayan, ağlamayı beceremeyen ve iyiden iyiye kendinde bir sorun olduğunu düşünen bu yazının sahibini bile defalarca ağlatmayı başarmıştır.. işte olay bundan ibarettir..
biz ancak dışardan birilerinin dürtmesiyle birbirimize sahip çıkan, biz olan bir milletiz.. ancak dışardan birileri bizim canımızı yakacak ki biz o zaman kardeş olduğumuzu, aynı havayı soluduğumuzu, aynı takımları tutup aynı kadınlara aşık olduğumuzu, aynı yemeği yiyip aynı suyu içtiğimizi fark edebilelim.. gerisi hep zirveye çıkanları belinden tutup aşşağıya çekmekle eş değer..
yapmayalım abiler, ablalar.. bu ve benzeri filmler kültürümüz ve bizler için şanstır.. eleştirme demiyorum, eleştir.. eleştirinin olmadığı yerde fikirler gelişemez, olgunlaşamaz! yap eleştirini ama adama hakaret etme! kim olduğunu unutma!o adam senle aynı kanı taşıyor, köstek değil destek ol! oku, izle, dinle, gez, öğren.. geliştir kendini, çalıştır saksıyı.. ancak o vakit birilerinin dürtmesine ihtiyaç duymadan ''biz'' olduğumuzun farkına ve idrakine varabiliriz!!
güneşi gördüm ve benzerlerinin devamının gelmesi, seyrine doyulmayan türk filmlerini izleyebilme dileğiyle!