en son 15 yıl önce gittiğim park. kadıköyden vapurla gittiğimizi hatırlıyorum. hayatımda ilk defa vapura binmiştim ve ilk defa avrupa yakasına gitmiştim. çocuktum, sevinçliydim. hayvanat bahçesi halen aklımda. ailemle birlikte geçirdiğim en güzel gündü. şimdi nasıldır merak ediyorum.
yavrım
rengarenkli ağaçtan sağ kol üzerine yirmi yedi metre yürü
sonra yüzünü denize çevir ve sesin çıktığınca alüminyuuummm diye bağır.
gidin gezin, benim canımı sıkmayın.
Envai çeşit ürüne sahip mağazalar kadar karışık, %50’ye varan indirimler kadar saçma durumdayım. Araba lastiğinde uyuya kalmış kedi gibiyim, bir fark edenim yok ve birazdan öleceğim. Banka reklamlarında oynayan imam gibiyim, doğruyu savunup yanlışa teşvik ediyorum. Çamaşır makinasında unutulan tek çorabın diğer teki gibiyim, bir yarısını yolda bırakmış tek başına da işe yaramaz. “Anlat da biz de gülelim” diyen öğretmen gibiyim, sinirden ne dediğinin farkında olmayan. Düdüklü tencere gibiyim, zararsız ama patlamaya hazır. Gülhane Parkı’nda ki ceviz ağacı gibiyim…
istanbulun gülüdür,anılar vardır,ücretsiz orhan gencebay,ferdi tayfur,müslüm gürses konserleri vardı,hayvanat bahçesi ve ailelerin çay sohbetleri, samimi muhabbetleri vardı. Yeşilçam tadında mistik bir havası vardı o da bitti birçok şey gibi.