Bugün bir ameliyat daha geçirecek olan devrimci tutsak. Dün kendisini görememiş olsam bile bulunduğu hücrenin penceresinden geçmiş olsun güler abla diyebildiğim ve bunu duymuş olması şahsımı sevindirmiştir. Balcalı hastanesinde kendisi için kurulan standı herkes ziyaret edebilir. refakatcılarından gerekli bilgileri alabilirler. Aynı şekilde ziyarete gelenlerin kendisi için tutulan bir deftere duygularını yazabildiği gibi...
tedavi hakkı elinden alınmış olmasına yönelik beyan edilen fikirlerin haklı olduğu ancak, hakkındaki devrimci, nefer gibi ithamların kesinlikle kabul edilemez olduğu, vatandaşa ve emniyet birimlerine kurşun sıkma gafletinde bulunmuş terörist.
hapishaneye tatile gitmişde, hesabı ödeyemediği için rehin alınmış gibi feveran edilen terörist. mehmet de ölmek istemiyordu... hukuk , insan hakkı diye konuşan, hak hukuk bilmez vatansız cahil caniler kıydılar ona. üstelik mehmet in davasıda davaydı hani, vatan....
türk ordusunun şerefli mehmetçiğini katlederken bizim kadar insan olamamış, ben bunlara sıkıyorum ''ama''... bile diyememiştir. onlar insan değil miydi? onların ki hayat değil miydi? değilmiş ki öldürmekten çekinmemiş. insandan saymamış.
o halde siktir ettim gitti. o zaman bana ne. hayat sana ne kadar kolaysa, bana da o kadar kolay. ben de saymıyorum insandan bu katili. insan olana insan diyorum. katil ne zamandan beri iyiliği temsil ediyor?
3 kuruş maaşa çalışan askerin ocağını söndüren bir kadın ne zamandan beri iyiliği temsil ediyor?
dünyanın neresinde katil olmuş bir insan iyi insan oluyor?
--spoiler--
güler zere'nin beter olması gerektiğini düşünenlere sözüm yok. zihinlerini "ama.." ile kuranlarla, insan hayatı değerini bu "ama"larla belirleyenlerle...onları siktir et.
benim sözüm güler zere'nin haksız bir muameleye uğradığını düşünenlere, karşı karşıya bırakıldığı muamelenin insan haklarına aykırı olduğunu düşünenlere;
ne bekliyorsun bir ses çıkarmak için, güler için toplu çıkarılan tek ses olan, her cuma 19.30'da, taksim meydanı'ndan galatasaray'a yapılan yürüyüşe katılmak için? veya tüm illerde yapılan eylemlileklere en azından ellerinle bi alkış tutmak için?
ne bekliyorsun?
ölmesini mi?
"sadece kötülerin nefret dolu sözleri ve hareketleri için değil, iyilerin dehşet verici sessizliğinden ötürü de bu nesil pişmanlık duymalı."
--spoiler--
hiçbir şehidimiz için başlık açılmayan sözlükte, altına 76 ileti girilen bölücü karakter.
dağda canla başla bizim rahatımız için savaşıp şehit düşmüş bireye bir ileti dahi yazmayacaksın, bölücü hain karaktersizlere özgürlük diyeceksin. yazık sözlük yazık, sana da bana da.
sözlükte ne kadar terör ve terörist destekçisi insan var, onu bize göstermiş mahkum.
iyi bir tetikçi, sevilmesine şaşırmıyorum. ama ölecekse, ölür. ''sayın zere, aldığı kellelerin bedelini ödüyor'' desem çok terbiyesizce bir açıklama olurdu, milyonlar tepki gösterirdi.
o yüzde şöyle diyelim, devrim tutsağı, sizin deyiminizle gerilla, katil, ocak söndüren... şuan aldığı canların bedelini ödüyor.
türkiye cumhuriyeti devleti yüzünden değil, hayat birgün herkese ödetecek diye.
hee şunu da söyleyeyim, tedavisinin dışarıda yapılmaması hukuksal bir hatadır, normalde olmaması gerekir.
ama hukuğun, adaletin amına insan öldürerek binlerce defa koymuş biri için nasıl bir adalet yankısıdır bu?
sen adaletin, hakkın, hukukun içine sıç, kanunları çiğne, insanları öldür. adına da devrim de.
sana yapılınca bu hak mı, hukuk mu?! ağalar paşalar çay bahçelerinde diye ağla. kendi düşen ağlamaz.
canlarım benim ya!..
biz bu mesele için 86 senedir direniyoruz! ne hacısı, ne hocası, ne avrupalısı, ne de teröristi, eşkıyası bizi bölemedi.
direniş bitmeyecekmiş. seninki bitmez de, benimki biter mi ulan?! benim mücadelem emperyalistlerle; kıçınıza don, üstünüze kamuflaj verenlerle.
sen ister polise taş at, ister molotof at. kendine devrimci de, kendini bi sikim zannetmeye devam et.
insan hakları insan hakları diye böğüren camışların bu kadının şehid ettiği, yaraladığı askerleri, babasız bıraktığı yetimleri, kocasını bir daha göremeyecek kadınları insandan saymayarak kendi *davalarına ihanet ettiklerini görüyoruz. Evet. Kanserdir. Ancak kanser tedavisi gördükten sonra o katil düşüncelerden nasıl kurtaracaklar hangi tedaviyi uygulayacaklar bilinmez. Muhtemelen ömrünün geri kalanında ağına yeni düşürdüğü teröristlere asker nasıl öldürülür dersi verecektir.
bir kac saat oncesinde, kendisinin serbest birakilmasi icin taksim de mitingi yapilan kisi.
o degil de; miting de attiklari slogan, "ozgurluk degil, adalet istiyoruz" idi. ancak "guler zere ye ozgurluk" pankartlari ile o kadar celisiyorlardi ki anlatilmaz yasanir sozluk.
garip saksakcilari var vesselam.
Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.
Yürek... nasılda dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Benim yüreğimde, öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes...
Ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. Ben içinde kala kalıyorum. Her sese tebessümle cevap veriyorum. Bilerek değil, kendiliğinden! Sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden kopan her sesi.
ister yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!
Hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe telaşında oluyor yüreğim.
Evet sizlerden bahsediyorum Adana'nın sıcağı kadar sıcak yüreklilerim, Seyhan'ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim. Seviyorum sizleri. Kapı önünde değil, işte tam şuramda oturuyorsunuz.
Şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. Günlerdir oradasınız ve ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? Uzanıp dokunuyorum size, en çok da umutlu hallerinize. Hani o yüreğinizin sesinin gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim, her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. Ve her seferinde sizin gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. Sarılıyorum ellerinize sımsıkı, sarılıyorum bütün gücümle.
Sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. Sevgisini, yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan, her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri...
Dostlarımız da var tabii bu kavgada. Dost yürekleriniz her daim yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. Sesinizi sesime kattınız. Her kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor biliyorsunuz. Bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan yana... Selam olsun sizlere.
Kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. Hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. Ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. Sevgimin derinliğini görün diye. Ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri... Hem de çok!(BÇ)
Merhaba
Şu anda gecenin bir vakti, sesinizi duyuyorum yine. Nasıl ki sizin sesiniz ulaşıyor bana, biliyorum ki benim sesim de size ulaşıyor. Yüreğimin atışlarına karışıyor, sizin yürek atışlarınız. Sonra kocaman bir yürek oluyor sol yanımda.
Yürek; nasılda dolu doludur yüreklerimiz... Neleri neleri sığdırmamışız ki biz yüreklerimize.
Benim yüreğimde öyle çok şey var içimde. En başta o büyük sevgili; karanfil kokularımız, yanı başımda kokusu kır çiçeklerine karışanlarımız, sizler, canlarım, tüm sevdiklerim, yarım bıraktığım her şey, sevgisini hissettiğim herkes;
Ne zamandır dara düşse yüreğim, acıya kesse bedenim parmaklarımın ucuna dokunuyorsunuz, gözleriniz değiyor gözlerime, bu küçük hücrem kalabalıklara karışıyor, birden çok ses çıkarıyor. Ben içinde kala kalıyorum. Her sese tebessümle cevap veriyorum. Bilerek değil, kendiliğinden! Sizler ise gülen gözlerinizle karşılıyorsunuz içimden kopan her sesi.
ister yanı başımda olsun, ister bir adım ötemde kapı önünde, ister bir sokakta olun, ister herhangi bir şehrin, bir yerinde oturun, ister adli tıp önünde oturun ben sizleri hissediyorum. Sıcaklığınız, gücünüz, sesiniz, beni sarıp sarmalıyor. Bundandır bu illet her sıkıştırdığında karşısında başımı dik tutmam. Ona çelme takmaya hazırlanmam bundandır. Sizler benimlesiniz ya gerisi boş!
Hele kısacık bir yolda gözleriniz, gözlerime takılınca bir serçe telaşında oluyor yüreğim.
Evet sizlerden bahsediyorum Adana'nın sıcağı kadar sıcak yüreklilerim, Seyhan'ın yakamozları gibi parlayan ışıl ışıl gözlülerim. Seviyorum sizleri. Kapı önünde değil, işte tam şuram da oturuyorsunuz.
Şimdi birde kavgamın şehrinde oturanlar var. Günlerdir oradasınız ve ben kim bilir kaç kez uzandım sizlere bilir misiniz? Uzanıp dokunuyorum size, en çok da umutlu hallerinize. Hani o yüreğinizin sesinin gözlerinizin terine karıştığı anlardaki hallerinize, ben hep sizinleyim, her seferinde çoğalarak dönüyorum hücreme. Ve her seferinde sizin gücünüzle yerle bir ediyorum hücremi. Sarılıyorum ellerinize sımsıkı, sarılıyorum bütün gücümle.
Sonra gönlümün hep hareketli derinlerinde olanlar var. Sevgisini, yoldaşlığını, dostluğunu satırlara yükleyip her seferinde buraya koşan, her seferinde umut taşıyan canımın canı yoldaşlarım; öyle özledim ki sizleri, öyle seviyorum ki ben sizleri;
Dostlarımız da var tabi bu kavgada. Dost yürekleriniz her daim yanımda bunu bana hep hissettirdiniz. Sesinizi sesime kattınız. Her kavgada insan dostunu omuz başında görünce duygusu farklı oluyor biliyorsunuz. Bir dost gülüşü gönderiyorum sizlere; sevgiden, kavgadan yana; Selam olsun sizlere.
Kime ne desem, ne yapsam yarım kalacak biliyorum. Hangi köşesini tutsam bir başka köşe eksik kalacak iyisi mi burada bitirmek. Ama gözlerinizin ta içine dikiyorum gözlerimi. Sevgimin derinliğini görün diye. Ve son olarak tekrar ediyorum; seviyorum sizleri; hem de çok!
tedavisinin içeride yapılabileceği raporunu veren adli tıp kurumunda onkolog bulunmadığı ortaya çıkmıştır. alınan raporun bilimsel bir yanının olmadığını algılamak istemeyen beyinlere bu gelişme kazınır belki. beyinlerine kazınırda tecritin insanları nasıl ölüme gönderdiğinin farkına varırlar.
-1993 yılında Tunceli'nin Çemişkezek ilçesinde iki vatandaşın öldürülmesi
-1993 yılında bir emniyet bekçisinin şehit edilmesi
-1994 yılında Hozat ilçesinde askeri konvoya ve jandarma karakoluna silahlı saldırı düzenlenmesi (karakol erlerinden bir tanesi şu andan belden aşağısı olmadan yaşamakta http://yenisafak.com.tr/r...ik89adf8d319a9ac7abby.jpg +)
-1994 yılında da Tunceli'nin Pertek ilçesinde üç askerin şehit edilmesi, yedi vatandaşın öldürülmesi,
-1994 yılında Ulukaya köyünün yakılması ile iki kez güvenlik güçleri ile silahlı çatışmaya girilmesi.
-1995 yılında bir vatandaşın öldürülmesi, beş kişinin kaçırılması (bu kişiler halen kayıp ve yakında bilgi kirliliği ile faili meçhul denilerek devlete atılacak suçun nesneleridirler)
-1995 yılında Hozat ilçe Jandarma Komutanlığı'na ağır silahlar ile saldırı düzenlenmesi
Sokarım böyle düşünce suçuna da devrimciliğede,önce kadının yaptıklarına ve bıraktığı gazilere bakın.
idamın kaldırılması ve yargının geç işlemesi.işte iki kötü bir iyi ediyor ve bu kadın hala içerde...
hic bir seyi olmayan ergenekonculari hastahanelerde agirlayan zihniyet kanser birisini neden tedavi ettirmez. bu nasil bir fasistliktir. modern iskencenin acik ve net örnegi bu ayiptir, yazik, günahtir.
edit: "tedavi ettirmis" gibi yapmak ile "tedavi ettirmek" arasinda cok fark var, cok bilmis tavirlarim oldugunu dusunenlere duyurulur.
Sınıf sorunu basit bir sorun değildir. Bu sorunu anlamakta ücret, kar, artı-değer, sömürü gibi kavramlar bazen çok anlamsız, yetersiz kalır. Güler Zere bunu bir kez daha ve görkemli bir şekilde çok iyi anlatıyor. 37 yıllık ömrünün neredeyse yarısını sınıf mücadelesinde "içeride" geçiren Güler Zere, sınıfa hayat vermek için çıktığı yolda, sınıfı ayakta tutmak için direniyor.
Güler direniyor: Çünkü kanser olan Güler değil, sınıfın kendisi.
Güler direniyor: Çünkü ölüme mahkum edilen Güler değil, sınıfın kendisi.
Güler direniyor: Çünkü cezalandırılan Güler değil, sınıfın kendisi.
Güler direniyor: Çünkü umut dolu olan Güler'in kendisi, onu "cezalandıran"lar değil.
Güler direniyor: Çünkü ölüme mahkum edilen Güler değil, bu köhne düzeni ölüme mahkum eden Güler.
Güler daha ömrünün baharında sınıf mücadelesine katıldığında köhnemiş bir düzeni, ücretli kölelik sistemini red eden görkemli bir başkaldırının ne olduğunu biliyordu. Ne yazık ki Güler'in bildiğini işçi sınıfı ve onun "örgütleri" anlayamadı. Öyle olduğu için de Güler'in mücadelesini anlayamadı: ne dün ne bugün... Bu tarihsel bir olgu olarak hep karşımıza çıksa da, Gülerler hep bu tarihsel olguya inat çoğalacaklar... sınıf mücadelesinin görkemli bayrakları olarak meydanlarda, dağlarda, ovalarda, kentlerde, sokaklarda, fabrikalarda, barikatlarda dalgalanacaklar. Dalgalanmakla kalmayacak, bir pusula olarak yol gösterecekler. Böyle olduğu için de sınıfını bilmek önce Güler Zereler'i anlamaktan geçer. Güler Zereler'i anlamayan, Güler Zereler'e sahip çıkamayanların bir sınıf sorunu yoktur: ister sendika, ister parti, ister vs olsun...
Güler Zereler sınıf mücadelesinin buzkıranlarıdır, yol açanlarıdır... Güler Zereler sınıf mücadelesinin tarih sahnesinde unutulmayacak görkemli başkaldırılarıdır.
37 yıllık ömrünün neredeyse yarısını sınıf adına "içeride" geçiren Güler Zereler sınıfın özgürlük tutkusudur; "içeride" özgür olanların dışarıda ücretli kölelik sistemine teslim olmuş olanlara görkemli, coşkulu bir özgürlük çağrısıdır. Güler Zere kısaca budur.
Güler Zere devrim çağrısının görkemli bir bayrağı olarak hayata direniyor, işçi sınıfını hayata bağlanmaya çağırıyor.
Güler Zere sosyalizme olan bir inancın tutkulu yandaşı olarak hayata direniyor sosyalizm düşünü hayata geçirmeğe çağırıyor.
Güler Zere mücadelenin inanmış bir militanı olarak sınıf mücadelesinin yoluna ışık tutuyor, işçi sınıfını devrime çağırıyor.
ağalar, paşalar içeri girerler uyduruktan hastalıklar icat olunur ve bir bakmışsınız ki kafelerde çay yudumlarlar. güler zere gibi hastalığı sabit bir mahkum içeride ölümle baş başa bırakılır. bu nebiçim adalettir..