hayatımızın içindendi. kaotik, paralel yaşamlara kendince bir şeyler katmaktı. yörüngede dolaşmamızı, kırık aynaları birleştirmemizi sağlıyordu. mavilikti. yitirilen etik değerlere, insanlar adına bir kilometre taşı eklemekti. sonsuzluktu. erdemlilikti.
gökyüzüne yay çizmekti...
soğuk otobüs camlarına dokunmaktı, şekiller çizmekti...
103. gün ve yangın artığı bir şehir...
gitmek için gelmiştim. çocuksu anıları bertaraf etmişti bir rüzgar. uzaktım, kendime bile. sadece bu kadar. bütün kapılar ünlemlere çıkıyordu; kalbime bir nokta koydu bir baykuş ve çekip gitti...
ve sonra sustum kaldım öyle; kalbim bir bataklık, bir çizgi attı bir rakun, ufka doğru...
ve sonra bir kız belirdi, çivit renginde bir çantası vardı. güneş gösterisine yeni başlıyordu ki kayboldu. bir paralel demeti çıktı sonra okyanusun kızıllığında, penguenler şaşırıp kalmıştı. geceler gündüzleri tavaf ediyordu...
ve sonra zenci kelebekler belirdi kızıl ötesi dairelerde. havada asılı kalmışlar, aysa yine yitik. bir el uzandı küflü bir odadan. rahatsız etmek istemiyordu, zenci kelebekler ve ağılı sinekler. baykuşlar yas tutuyordu...
seninle başlardı en güzel, en umutlu ve en mutlu dünya
ve seninle biterdi en çirkin, en umutsuz ve en mutsuz dünya
seninleydi gökyüzüne düşebilmek
seninleydi güneşi batmayan gündüzler
hayatın karanlığında seninle ışıklanıyordu dünya
seninle başlıyordu bu yaşam
seninle atıyordu bu kalp
ve seninle ölüyordu bu kalp
gökyüzüne düştüğümüz zaman...
gökyüzüne düşer
ilk yağmur tanesi
çelik gri.
bir şeytan uçurtması
ipini koparır
karşı asi.
bir kırlangıç
dalar bodoslama
asi mavi.
bir ateş düşer
yangın harmanından
kızıl erguvani
gökyüzüne düşmek;
sana düşen
toz bulutu gibi.