gul kasidesi

entry2 galeri0
    1.
  1. federico garcia lorca şiiri,

    fakat, bilge karasu çevirisi ile,

    Gülün istediği
    Değildi şafak
    Dalının üstünde, ölümsüzcesine,

    Bir başkaydı aradığı.

    Gülün istediği
    Bilgi değildi, gölge değildi
    Uykuyla ten sınırında

    Bir başkaydı aradığı.

    Gülün istediği
    Gül değildi
    Göklerde, durgun,

    Bir başkaydı aradığı.
    2 ...
  2. 2.
  3. 1.necati bey divanı'nda yer alan ve peygamber efendimiz için yazılmış her dizesi gül biten kasidedir:

    yılda bir kere menâr-ı şahdan didâr gül
    gösterür nite ki nur-ı ahmed-i muhtâr gül

    oldı mânend-i medine hoş münevver gülistan
    devha-i güldür menâre pertev-i envâr gül

    cem' idüp evrâk-ı âl üstine itmiş zer-fişân
    yazmış ol mecmuaya vasf-ı ruhun ey yâr gül

    dâimâ mecmuası düşmez elinden ruz ü şeb
    benzer ider ruhlarun vasfını istihzâr gül

    umaram senden vefâ ey serv-i bostân-ı cemâl
    gerçi gülzâr-ı cihanda virdüği yok bâr gül

    var iken yüzün güle meyl eylemez dil bülbül
    ârife bir gül yeter lazım değil tekrar gül

    bâğa gel kim eyledi peyda yed-i beyzâ semen
    gözün aç kim gösterür ahdar şecerde nar gül

    el salar etrafa durmış sebze sahnında çınar
    gel ki işret nimetini eyledi isâr gül

    bâde-i hamra ile çeng ü neye virdi amel
    tevbe vü zühd-ü- salahı eyledi bi-kâr gül

    başdan ayağa zer ü yâkut ile piruzeden
    donanur diler kim ola şahid-i bâzâr gül

    cam-ı nevruzi içüp mestane yüzbin naz ile
    şah-ı şuhun salınur boynına şahid-var gül

    goncda gibi gam dikenlerinde bülbül kan yudar
    karşısunda bad-ı subh ile güler oynar gül

    sağlu sollu hardan hançer takınmış guyiya
    zahid-i yâbis dimağ ile ider peykar gül

    ah-ı aşıkdur senin hüsnünden agah eyleyen
    na’ra-i bülbülden olur her seher bidar gül

    eyle redd ağyarı kim dillerde makbul olasın
    başlar üzere yiri vardur itse terki har gül

    bunca naz u bunca şiveyle bir aylık ömri var
    kendüyi zinet iderse tan mı şehri-var gül

    şah-ı adil devridür var guşmal it ey saba
    bülbüle cevr eylemekden itsün istiğfar gül

    padişah-ı dadger derya-dil ü vâlâ-güher
    kim nem-i hulkından eyler sebzeler izhar gül

    âsuman-ı saltanat han bayezid ol kim anun
    kadri bağında niçe horşid gibi var gül

    ab-ı lütfı irmese ser-sebz olmaya çınar
    bad-ı hulkı esmese bitürmeye gülzar gül

    nevbahar-ı lutfı bezl itse kerem ni’metlerin
    sath-ı sebze sahn-ı çini ola hansalar gül

    ab-ı cud irse sehab-ı himmetinden sebzeye
    bi-tekellüf serv yemiş vire isfidar gül

    atı na’linden cihan mihrab gibi secdegâh
    iti izinden olupdur yer yüzi hemvar gül

    şemse-i şems-i zıya-efruz-ı alem husreva
    safha-i tiğ-i cihangiründe bir zerkâr gül

    meclisünde bağ bir mahbub hidmetgardur
    çeşm nergis kad sanevber hat çemen ruhsar gül

    pâyuna isar içün ey serv-i bağ-ı saltanat
    eylemiş lâ’lin tabaklar içre zer ihzar gül

    goncalar arz itmeyince tapuna hemyan-ı zer
    nasb olunmadı çemen iklimine serdar gül

    tac-ı yakuti geyer piruzeden bağlar kemer
    gülistan-ı bezmüne olalı hidmetgar gül

    tuti-yi gülzar-ı bezmün olmağ içün eyledi
    harı nahun bergi şehper goncayı minkâr gül

    ab-ı adlünden humarını ider ıslah mül
    buy-ı hulkundan sudaına kılur timar gül

    mevkiinde itdüğünçün lutf-ı mahz olur gazab
    nitekim fasl-ı zemistanda görünür nar gül

    ağ destarı rida-yı sebzi varken yakdılar
    ahd-i adlünde meğer kim bağlandı zünnar gül

    bad-ı hulkun itmeyince ta’n ile bağrını kan
    virmedi gülşende buy-i nafe-i tatar gül

    nimeti hulkun kohusında ire diyu nasib
    damenin açup gedalar gibi durur zar gül

    bad-ı subh ol denlü hulkun tibini pür itdi kim
    çâk çâk olmuş görür damanını her bar gül

    şehriyara himmetün mahbub-i has u amdur
    hiç meclis var mıdur k’anda ola ağyar gül

    padişaha bir şikâyet var kulundan tapuna
    kim bu ma’niden idüptür didesin hunbar gül

    serv urur göğsine kef-dest-i tehi âşık-misâl
    goncanun zer kisesin açmakla kocar har gül

    yakdı zillet narına ben haki tab’-ı abdar
    nitekim her dem gülab içün yanar naçar gül

    can ile meddahunam dil-teng koma beni kim
    andelibinden cihanda olmdı bizar gül

    gülşen-i vasfunda her beyti necati çakerün
    benzer ol mevzun nihale kim ucında var gül

    zineti eyyamıdur hatt ile şi’rün şöyle kim
    reng ü buy ile olur arayiş-i gülzar gül

    benzüme bir nahl-i rengin bağladı kim yaraşur
    andan itse lutf yollarını istifsar gül

    tac-verler üzre şaha şehriyar ol şehriyar
    nice kim her nevbahar olur şeh-i ezhar gül

    ------------- günümüz türkçesiyle --------------------

    gül dalın minaresinden yılda bir kere,
    hz. muhammed’in nuru gibi yüz gösterir.

    gül bahçesi medine ne hoş aydınlık oldu.
    minare gül ağacıdır, gül de nur parıltısı.

    gül al yaprak üstüne altın saçıp zerefşan kâğıdı yapmış,
    sonra da o mecmuaya yanağının vasfını yazmış, ey sevgili!

    gece gündüz mecmuası elinden düşmez,
    gül herhalde senin yanaklarının vasfını hatırlıyor olmalı.

    ey güzellik bahçesinin servisi ben yine senden vefa görmek sitiyorum,
    hher ne kadar bu cihan bahçesinde gülün meyve verdiği görülmemişse de.

    senin yüzün varken gönül bülbülü güle bakmaz,
    arif olana bir gül yeter, başka gül lazım değildir.

    bağa gel ki beyaz gül yed-i beyza peyda etti.
    gözünü aç, bak, gül yeşil ağaçta ateş gösteriyor.

    çınar çimenlikte durmuş etrafta el sallayıp davet ediyor.
    gel ki gül yeyip içme için gerekli olan şeyleri ortaya döktü.

    gül kırmızı şaraba, çeng ve neye verdi kendini,
    tövbeyi, sofuluğu, her türlü ibadeti bir yana bıraktı.

    gül baştan ayağa altın, yakut ve firuze donanır.
    çarşıda pazarda ünlü bir güzel olmak diler.

    gül nevruz şarabını içip kendinden geçerek,
    güzeller gibi kıvrak dalın boynuna sarılır.

    bülbül gonca gibi gam dikenlerinde kan yutar,
    gül ise onun karşısına geçip sabah yeli ile gülüp oynaşır.

    gül sağına soluna dikenlerden hançerler takınmış,
    sanki kuru beyinli sofu ile savaş ediyor.

    yabancıları kov ki gönüller seni kabul etsin.
    gül dikenleri bırakırsa başlar üzerinde yeri vardır.

    sana güzel olduğunu fark ettiren güzellerin ahıdır.
    gül her seher bülbül sesinden uyanır.

    bunca nazı bunca işvesi olduğu halde bir aylık ömrü var.
    gül kendini şehirliler gibi süsleyip bezerse şaşılmamalıdır.

    ey bahar yeli, adaletli padişahın devridir, var gülüp kulağını büküp ihtar et de
    bülbülü incitmekten vazgeçip tövbe etsin.

    derya gönüllü yüksek yaradılışlı ve adaletli padişah ki
    onun yaradılışının nemiyle yeşillikler gül bitirir.

    o saltanat göğü olan bayezid han ki,
    onun ululuğunun bağında güneş gibi nice gül vardır.

    lütfunun ilkbaharı cömertlik nimetlerini saçsa,
    yeşillik çini bir avlu olur, gül de sofra donatan.

    cömertlik yeli onun manevi teveccühüyle çimenliğe erişse,
    hemen servi yemiş verir, akkavak da çiçek.

    atının nalından dünyanın her tarafı mihrab gibi secde yeridir,
    itinin izinden yeryüzü gül gibi olmaktadır.

    aleme ışık saçan güneşin şemsesi,
    senin dünyayı fetheden kılıcının üzerinde altınla işlenmiş bir güldür.

    senin meclisinde bağ bir güzel hizmetkârdır.
    göz nergis, boy ardıç ağacı, yanaktaki tüyler çimen, yanak da güldür.

    ey saltanat bağının servisi, gül senin ayağına saçmak için,
    lâlden tabaklar içinde altın hazırlamıştır.

    goncalar senin huzuruna altın kesesi sunmayınca,
    gül çimen ülkesine başkumandan tayin olunmadı.

    senin çiçek bahçesi gibi olan meclisine hizmetkâr olalı beri,
    gül, yakuttan taç giyip firuzeden kemer bağlar.

    senin meclisinin çiçek bahçesine papağan olmak için,
    gül, dikeni tırnak, yaprağı kanat, goncayı gaga yaptı.

    senin adaletinin suyu ile şarap sarhoşunu ayıltır.
    yaratılışının kokusu ile gül baş ağrısı verdiğinin ağrısını tedavi eder.

    tıpkı kış mevsiminde ateşin gül olarak görünmesi gibi,
    gazap bile yerinde ettiğin için lütfun ta kendisi olur.

    ak sarığı, yeşil cübbesi olduğu halde yaktılar.
    her halde senin adaletli zamanında gül papaz kuşağı bağladı.

    yaradılışının yeli azarlayarak bağrına kan oturtmadıkça,
    bahçede gül tatar nafesi gibi kokmadı.

    senin yaradılışının nimetinin kokusundan bir nasip erişir diye,
    gül eteğini açıp dilenciler gibi mahcub ve zavallı durur.

    sabah yeli yaradılışının kokusunu o kadar artırdı ki,
    gül her an eteğini parça parça olmuş görür.

    ey hükümdar, cömertliğin ve iyiliğin her sınıftan insanın sevgilisidir.
    hiç meclis var mıdır ki, gül orada yabancı telakki edilsin.

    ey padişah, kulundan huzuruna bir şikâyet var,
    bundan dolayı gülün gözleri kan saçmaktadır.

    servi eli boş, istediğine ermemiş fakir âşık gibi göğsünü döğer de,
    diken altın kesesine bezmeyen goncayı açarak (yani para dökerek) , gülü kucaklar.

    gül suyu elde etmek için zavallı gülün yakıldığı gibi,
    parlak yaradılışım yüzünden horlanma ve sefalet ateşine yakıldım.

    seni candan övenim ben, gönlümü darda koma,
    gül hiçbir zaman bülbülünden bıkmadı.

    senin vasıfların bir çiçek bahçesidir ki, orada necati kulunun,
    her beyti ucunda gül bulunan düzgün fidana benzer.

    güzel yazı ile şiiri süslemenin zamanıdır,
    çünkü gül koku ve renk ile çiçek bahçesinin süsü olur.

    necati senin meclisine öyle bir güzel ve süslü nahil bağladı ki,
    gül ondan incelik ve hoşluk yolunu sorsa yeridir.

    ey padişah, sen de taç sahiplerinin üstüne sultan ol,
    nasıl ki her bahar gül, çiçeklerin şahı olur.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük