go oyunu sayesinde zihnimi feci topluyormuşum. önünü alamıyorum yani o derece... zihnim o kadar toparlanıyorki, yoruluyor azizim...
(bkz: godrum godrum tüm istediğim buydu)
*gitmek uzaklara gitmek
*alıp başını gitmek
*düşünmemek grekir ardından kalnları
*unutmak!
*gitmek çılgınca uzaklara gitmek
*zaten bu akşam ölmenin
*zaten bu akşam gtmenin vaktidir!...
bu kadar çok, atatürk türk düşmanının bulunduğu yerde!...
Go nun savaşla ilişkilendirilmesi yanlıştır. bu kadar kısıtlamamak gerek. go hayatla ilgilidir. hatta şibumi'de "go hayatın sadeleştirilmiş şekli değildir, hayat go nun sadeleştirilmiş şeklidir" e benzer bir cümle geçiyor.
uzakdoğuda oda arkadaşı seçerken go oynarlarmış. birini yıllardır tanıyormuşçasına karakterini öğrenebilirmişsiniz eğer iyi bi oyuncuysanız. ve iyi oyuncular oynadıkları tüm oyunu tüm hamleleriyel birlikte akılda tutabilirlermiş. öyle bağımlılık yapan bir oyunmuş ki, iki kişi oynarken yemek yemeği unutup açlıktan susuzluktan ölmüşler. japonyada* iki arkadaş go oynarken deprem oluyor, taşları yerine dizip oynamaya devam ediyorlar.
go oyununda handikap vardır. usta bi oyuncuysanız * rakiple aranızdaki farka göre belli halihazırda belli miktar taş bulundurur tahtada. böylelikle oynarken rekabet olur ezici üstünlüğün verdiği zevksizliği yaşamazsınız *
go bir savaş değildir, biraz araştırırsanız siyah ve beyazın uyumu, birlikte yaşama kavramlarını da görürsünüz.
ve son olarak satranç savaşçıların ve tüccarların oyunudur. go ise filozofların ve sanatçıların.
tamam iyi güzel oyundur da tutkunları tarafından sürekli satrançla karşılaştırılması goyu biraz antipatikleştiriyor gibi.
"satranç tüccar oyunu, go filozof oyunu", "bilgisayar en iyi satrançcıyı yener, gocuyu yenemez". ne gerek var bunlara.
siyah ve beyaz renkte taşlarla, 19*19 bir tahta üzerinde oynanır. taşlar tahta üzerindeki çizgilerin kesiştiği noktalara koyulur. oyun taşları hareket ettirerek değil sadece bir noktaya koyularak oynanır. taşlar birbirini "yiyemez" ya da her hangi bir şekilde ortadan kaldıramaz, sadece esir edildiğinde tahtadan kaldırılabilir. go oyununun sistemi savaş stratejisi geliştiren komutanlar tarafından kullanılırken zamanla oyun haline gelmiştir. çok stratejik düşünce ister.
oyunda amaç taşları koyarak rakipten daha büyük alan çevrelemektir. basit gibi görünen bu amaç aslında büyük bir stratejik savaştır. oyunda rakibin bir veya birkaç taşının etrafını kendi taşlarınızla çevirirseniz o taşı/taşları esir etmiş olursunuz. esir olan taşlar tahtadan kaldırılır ve o alan sizin olur. bazı oyunlarda çevrelenen alana değil esir edilen taşlara göre galip belirlenmektedir.
bir go oyuncusunun oyun düzeyine göre seviyesi vardır. bu seviyeler 25 kyu'dan başlar, ilerledikçe düşer. 1 kyu'dan sonra 1 dan olunur. dan seviyesinde rakam yükseldikçe seviye yükselir. profesyonel bir oyuncunun ulaşabileceği en yüksek seviye 9 dan'dır.
strateji açısından satrançtan daha fazla alternatifiniz bulunan bir oyundur fakat puanlama sistemini bir türlü anlayamadığım oyundur, ulan satrançtaki gibi net bir galibiyet yok oyunda bir kere önde olmak var ve bu öndelik her an değişiyor. Bu sistemide çözersem mükemmel bir oyun.
pc de kendi kendine oynamak için igowin var. oynarken keşfettim ki tam ortadan başlayıp sağa ve sola doğru taşları aralıksız diziyorsunuz. * masayı siyah taşlarla ikiye böldükten sonra oyun bitene kadar "pass" yapıyoruz. ve işte kazandık.
Uzakdogu da ortaya cikmis insanlik tarihinin en eski zeka oyunudur. Bu oyunu oynamada satranc daki gibi zeka ve mantik yeterli degildir, ic gudu ve tecrubede cok onemli yer tutar. Soyle ki dunyanin en iyi satranc oyuncusu kabul edilen Kasparov un bile deep blue adli bilgisayara kaybetmesine karsin siradan bir go oyuncusu bile dunyadaki en iyi programli go oynayan bilgisayarini rahatlikla yenebilmektedir. Ayrica go oynayan kisinin oyun tarziyla kisiligi arasinda bir baglanti oldugu rivayetlerdendir.