giderken, gelirken geçtiğim yerlerden geçiyorum. izleri siliyorum. ne için gittiğimi bilmiyorum. ayrılık saati gelmiştir herhalde. gidince gittigimi unutuyorum. bir daha ki gelişim için çarpıyor kalbim. sonra yalnızlık bastırıyor. kalbim sıkışıyor. sabrediyorum. ağlamıyorum. parmaklarım uyuşuncaya kadar.
sonrası hiçlik sonrası yokluk...
kalınca gidişini izliyorum. ne için gittiğini düşünüyorum. saate bakıyorum. kaybolunca otobüs gözden, gittiğini unutuyorum. ne zaman geri gelecek diye hesaplıyorum. sonra yalnızlık çarpıyor yüzüme. kalbim yine tuhaflaşıyor. sabrediyorum. parmaklarım uyuşuyor. ağlıyorum. sonrası varlık sonrası çokluk....
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara;
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey;
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira;
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu;
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz;
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler;
Bir çocuk daha doğurmalar;
Borçlara girmeler;
işi büyütmeler;
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki;
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek;
Bütçe, zaman, keyif; Denk olsa.
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma;
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun; istemek de güzel.
alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor diyor can yücel. bu yüzden gitmek çoğunlukla ertelenip terkedilmeye bırakıyor çoğumuzun hayatında. zamanının geldiği hissedildiğinde gidişi ertelememek en doğrusudur.
-Çiçekleri alıp çıktı, odayı terk etti, demir kapıyı çarpıp gitti.
-Yüreğinin acısına dayanamadı…
-Galiba.Çünkü gitmenin yürek yarasını biliyordu.
-Gitmek olunca yürek yaralı oluyor öyle mi!
-Hayır! Yüreğin acı ile dolunca gitmek oluyor, böyle
--spoiler--
--spoiler--
onun yaşattıklarına, tüm anılara, gözyaşlarına, kalp kırıklığına, her sokağında bıraktığın izlerle dolu 'aşk-ı şehr'ine, her dönemecinde yalpaladığın hayatına; her şeye 'hoşçakal !' çekmektir gitmek. ama gitmek oyle olmaz derler. doğru da derler. gideceksen ne senin yüzünden kırılmış bir yürek ne de acabalar kalacak ardında. sen eksiksin diye başkaları eksilecek değil ya. gittin mi tam gıdeceksin aslında. arkada gözün kaldıysa gitmiş sayılmazsın. senin yanina aldığın tek yoldaşın beynindir. kalp düşünemez olduğunda o hep yanındadır. gitmeni hatırlatacak, hatırladıklarını unutturacak odur. sen gittiğinde, gitmeyı sectiginde geride bıraktığın hicbir seyin anısı mücadele etmemeli seninle. onlar gizli hançerlerdir. yureğininin en kuytularına yerleşirler, 'o insan' gibi. her yüzün güldüğünde 'hey ! ben hala burdayım' derler, unutturmazlar orada olduklarını, sana ne yaptıklarını; yapacaklarını. işte, gittin mi arkadaş, tüm benliğinle gitmek zorundasın. güçlü olmak , dayanmak zorundasın. yoksa dönüverirsin başladığın yere.
bisiklet sürmeyi yeni öğrenmişseniz, düşmemek için pedala durmadan asılmanız gerekir. tek düşünce düşmemektir bisiklet sürmeyi ilk öğrendiğinizde. nasıl duracağınızı ise ya yol bittiğinde düşünürsünüz ya da bacaklarınıza ağrılar girmeye başladığında.
eğer gidiyorsa insan, bir şehirden hatta bir ülkeden, öyle bir gitmeli ki; duracağı yeri bile kestirememeli. kendi isteğiyle durup düşmektense, bacaklara ağrılar girene kadar gitmek gerekir. sonra bir düşersiniz, ardınızda bıraktıklarınız da sizinle beraber düş olmuş. ilk bisiklet sürüşümden aklımda kalan tek şey düşüşümdür.
en sevdiğiniz şarkıyı yarım bırakın gidin mesela. şarkının bitmesindense, sizin gitmeniz daha az acıtır. çünkü giderken biliyorsunuz, o şarkı bir yerlerde hala çalıyor ve son notayı duymadığınız için, belki de sonsuza kadar sürüyor. elbette o da bir düş.
"her giden güzelleşir
gidiyorum güzelleşmek için
unutulsun diye çirkinliklerim."*
geride kalanlara güzel bir tebessümle veda etmektir. gitmek zordur her zaman, bazen elini kolunu bağlayan nedenlerden dolayı gidemez insan. dedik ya gitmek zordur. gitmek;
geçmişe sünger çekmeyi,
yürekli olmayı,
çılgın olmayı,
yeniliklere açık olmayı,
gaddar olmayı,
severken, sevdiğine düşman olmayı,
acı çekmeyi göze alabilmeyi,
delirmekten kaçmayacak kadar iradali olamyı göze almaktır. yani gitmek kolay olandır!
gitmek kolaydır evet, bunlara sahipsen kolaydır! peki gitmekten bu kadar bahsetmişken arkada kalanlara ne demeli!
kalanlar;
feryat eder,
yalvarır,
hayata sitem eder,
belki yürüyen tabuta döner hepsi...
ama asla gidene kızmaz! kızamaz, beceremez, içinden gelmez!
zaten bunların hepsi giden için değil mi? nasıl kızabilir ki!
velhasıl gitmek zordur neden bilir misiniz? çünkü giden tektir, yanında kimse yoktur ve nereye giderse gitsin geçmişide onladır. aslında kaçtığı şeyden kaçamamıştır! kalanlar için ise diyecek söz yoktur, onlar yine hep beraberler sadece biri eksik! birinin yerinin tutmaz hiçkimse ama yinede beraber olmakla avunurlar.