ayağın taşa çarpsa, taş bile dile gelip, "ah ah eskiden ne güzeldi, eskiden bana başka çarparlardı" diyecek gibi oldu.
herkeste bir iç çekiş, geçmişe bir özlem, o günleri geri döndürme ütopyası var.
bunun asıl sebebi o günlerin çok güzel olması değil bence.
sebebi bugünlerin çok kötü olması. güzel olanın, iyi olanın, ahlaki olanın değerini bilememe.
bencilleşmemiz, kibirleşmemiz, sevmeyi unutuşumuz, kötünün, çirkinin iktidarı ve hegemonyası.
reel dünyamızı düzeltmek belli bir vasata çekmek gerekirken, elimizdeki elektronik ekranların içindeki dünyaları boşa doldurmakla uğraşıyoruz. beğeni almak, kabul görmek, iltifat edilmek, kendini önemli hissetmek...
Şimdi veya yakın zaman da yaşadıklarından daha güzellerini geçmişte yaşadığından dolayı.
ikinci nedeni ise, şu an çevrende olan insanların geçmişteki insanları aratmasındandır. Her iki durum da kötü hissettirir.
Hayatın robotik olmaması,bazı şeylerin değeri olması gibi sohbetler döner,mutluluklar paylaşılır,her şey belki bu kadar kolay değildi ama bir değeri anlamı vardı,keşke o zamanlarla yaşasaydım dedirtendir.
Bir şeyi yaşarken yaşadığınız o tadı alamıyorsunuz, acı veya tatlı. biraz düşününce, geçmişe gidince anlıyorsunuz her şeyi. o zaman mutlu oluyorsunuz veya içiniz çok acıyor. ben bu yüzden olduğunu düşünüyorum. ya da eskiden her şey daha güzeldi.. bilemiyorum altan..
aslında çok basit. bugün ve yarın şayet umut vermiyosa insan doğal olarak geçmişteki güzel anları tekrarlıyor.
hastalık bu bi nevi. geçmiş hiçbir şekilde tekrarlanamaz bir hatıradan ibarettir. iyiyse de kötüyse de böyle. daha iyisi olabilir yaşanılanların, daha kötüsü olabilir. ölünceye kadar insan aynı seviyede durağan bir hayat bile sürebilir. her şey mümkün.
fakat bence açıkçası bizler birer efsane yaratalım diye varız. o potansiyel var içimizde. bu ucuz bir motivasyon sözü değil. gerçekten var. insan potansiyelinin çok az bir kısmını kullanıyor. çünkü çok az bir kısmını fark etmiş. kendisi üzerine hiç düşünmeyenler var. değerli görmüyor kendini buna. oysa milyonlarca farklı detayı keşfedip yeni bir benlik inşa edebilir. bu zor. fakat zorluk neden dokunulmaz olsun? bilakis bizi sadece zorluklar geliştirir. bir kasın nasıl geliştiğini anlarsanız hayatın temel bir prensibini çözmüş olursunuz. sağlıklı bir hayat muhakkak sıkıntılara, gerilimlere, düşüş kalkışlara muhtaçtır. dümdüz ve sessizseniz, ölmüş olabilirsiniz.
elbette geçmişimizin özlenecek tarafları vardır. yaparken çok mutlu hissettiğim eylemlerden sonra şunu dediğim çok oldu; "keşke daha erken başlasaydım." sizi mutlu eden bir eyleme daha erken kavuşmak ve onunla olan tarihinizi daha da geriye götürmek mantıklı bir istek. ama geri kalanlar için o kadar da pozitif değilim. olan olması gerekendir. hiçbir şey hakikaten dengesizce orada öylece duramaz. dengelenmek ister. tamamlanmak. rahat olup kendi hikayenize tanıklık edin. hayır o güzel günler geri gelmeyecek.
şahsım için boş zaman değerlendirme yöntemidir.
sebeplerden biri bu.
başka sebepler de var tabi.
objektif olarak şunu söyleyebilirimki, geçmişteki eşyalar organiktir.
e biz de organikiz. bir nevi hemşericilik yani.
şunu demek istedim.
70 yıllık bir çekmeceli masa var. yere göğe koyamıyorum. yeni yetmeler de gülüyor.
e şimdi ben bu masayı kaldırıp atsam, alacağım masa kimyasal pis kokulu bir sunta masa olacak.
hangisi daha iyi.
ek olarak şunu da ekleyeyim. elbette geçmişte yaşamıyorum.
bugünü de yaşıyorum hem de çok hızlı ve heyecanlı ama o anlardan zaman zaman uzaklaşmak güzel bir şey.