O kadar çok reklamı döndü ki "vatan borcudur" dedim izledim. Ahmet kural olmasaydı, yaza kadar sarkıtırdım bu borcu.
Son bölümlere doğru Baki'nin gittiği köyde kurulan toplantı bölümünde çok güldüm. Oyuncuların Gülmeden güldüren diyaloglarını çok seviyorum. Baki'nin melankoli halini fazla buldum. Kendini insanlardan soyutlayıp, yalnız ve mutsuzum demek bana şımarıklık geliyor. Yaşadığı geçmişe saplanmış ve orada da mutlu ya da huzurlu ki gerçek dünyaya adaptasyon sürecine adım atmaya irkiliyor.
Spolier vermeden de anlatılmıyor ki! Toparlarsak, minimalize senaryo ile alışık standardın üzerinde keyif aldım.
Sıradaki kilit açıldı : prens' bekleniyor.
1.'ci bölümün 45. dakikalık (özet) bölümünü izledim ve oldukça gerçekçi buldum. imam Hatipte okurken "Hitabet(hala var mı bilmiyorum?)" dersinde -en az bir defa- Cuma hutbesine çıkmak ve ölü yıkama-kefenlemeden sözlü imtihana tabi tutulmuş idik.
Hoca bir arkadaşı sıranın üstüne yatırıp nasıl yıkanacağını ve (gazete kağıtlarından) -kefen keserek- tekvinini tecrübe ettirmişti, sağ olsun - ömrüne bereket..
Melankoliklerin ve depresiflerin izlemesini tavsiye etmem. iki gündür etkisindeyim, şahin kendirici dinlemekten Jiletlicem kendimi az kaldı *
Şaka bir yana sadece ölüm değil, yüzleşmek istemediklerimiz ve yüzleşemediklerimiz ile ilgili çok can yakıcı mesajlar içeriyor. Acısına temas edemediğimiz kim varsa aramıza mesafe giriyor anlamı çıkarılabilir ilk sezonda. Bazen bu en sevdiğimiz bazen de kendimiz olabilir..
hayatta tekamüle erebilmemiz için kaçtığımız ne varsa biz yüzleşemiyorsak bir şekilde ona bir gün maruz kalacağız, kaçış yok…
-uzun yıllar önce- Hendek de dükkanımıza abaza köyünde imamlık yapan (kendisi de çerkez) bir hoca uğrardı ve o anlatmış idi. - Adamlar gelmiş 70-80 yaşına Camiye uğramamış, yanından dahi geçmemiş, öldüğünde çocukları getirir koyar-musallaya "hoca-efendi babamı yıkayı-ver" deyu tuttururlar imiş? Ve o da "- Şu kadar para verin, yıkayayım" diye ayak diretir ve istediği parayı almadan da elini sürmezmiş!.
Sonra da babama döner, "- Yahu haklı değilmiyim, Ali baba?" deyu ünlerdi!.
"Beni kim yıkayacak?" deyu sansasyonel ilanlar verilmiş! Kim yıkayacağını anlatalım;
-Esas(şer'i) olan- mevtayı (birinci derece akraba)'nın yıkaması, tekvin(kefenleyerek) defn etmesi, hatta cenaze namazını kıldırması gerekir!.
Babam -merhum- 2001(2004 yılında vefat etti) Düzce tıp fakültesi hastanesi'nde yatarken eğer "Emr-i Hakk veki olursa oğlum beni sen yıka-kefenle, cenaze namazımı kıldır ve defn et" deyu vasiyet etmişti!. Arabistan da mukim olmamdan dolayı cenazenin hemen akabine yetişebildim, görevinizi yapamadık, hâlâ içimde ukdedir!.
imdi her Müslüman ebeveyn, -dünya hayatını terki-diyar ederken- bu son görevleri yapacak evlatlar yetiştirmelidir. Ha bu kadar imam hatip lisesine ne gerek var diyen gâvurlardan olmamak evladır!.
Beğendim. Herkesin kendinden bir parça bulacağı güzel bi dizi. Abartı yok dümdüz biz, dümdüz türk aile yapısı.
ilk bölümünde gasilane de ölüleri yıkama sahnesinde babamı son görüşüm geldi gözlerimin önüne yutkuna yutkuna bitirdim diziyi, sonra gittim mutfağa bir sigara yaktım.
ahmet kural'ın olduğu fragman güzel gözüküyor zaten. komedi filmi değilse bana göre değil. ben komedi filmi severim. filmler zaten gerçek değil bari güldürsün. allah'tan prestij meselesi gerçek hayat hikayesiyle ilgiliydi.