Kedilerin VI. Luise'idir. Yer yer doymaz. Odie (köpek olan diğer ev hayvanı)'den hiç hazzetmez, masalardan, koltuk tepelerinden atar ama onsuz da olamaz. En sevdiği can dostu oyuncak ayısıdır. Nerman (dünyanın en sevimli kedisi)'i yakaladığı yerde Abu Dhabi'ye postalar. Turuncudur, bayık bayık bakar, dünya tatlısıdır.
jim davis tarafından tasarlanıp, 19 haziran 1978 tarihinde hayat macerasına başlayan kedi. o günden bu güne geçirdiği tüm serüvenler şu adresten izlenebilir: http://www.listen-project.de/garfield/
1.insanlar yorgun doğar, dinlenmek için yaşar.
2.Çalışmak yorar.
3.Gündüz dinlen ki gece rahat edesin.
4.Yatağını kendin gibi sev, içinden çıkamayacağın
gibi yap.
5.Yarın yapabileceğin işi bugün yapma.
6.Bugünün işini yarına bırakma, erteleyebileceğin
kadar ertele.
7.Dinlenen birini görünce otur ona yardım et.
8.Oturman mümkünse ayakta durma,yatman mümkünse
oturma.
9.Tembellikden kimse ölmez.
10.Çalışma isteği duyunca bir yere otur ve isteğinin
geçmesini bekle.
"daha geç başlasalardı sabahları sevebilirdim" "daha çok çalışmaktansa daha çok yemek yemeyi tercih ederim" gibi replikleriyle gönüllerde taht kurmuş karakter.
dünyadaki en sevimli kedi. yeşil gözleri, tombiş vücuduyla pek bir tatlıdır. insanın mıncıklayası gelir. hatta tek sevdiğim kedidir bu sevimli tüy ve yağ yumağı. pazartesilerden de nefret eder kendisi.*
feysbukuslara gelmiş yazar. herkes okusun olm, boşver feysbuk falan. al, burda.
- en sevdiğim kadın hoşça kal bile demeden gitmişti.
+ demek ki en sevdiği adam sen değilmişsin.
- umarım en sevdiği adamın yanındadır şimdi. ve yine umarım, en sevdiği adam, onu en azından benim kadar seviyordur...
aylardır kafamı karıştıran, ne yapmam konusunda bir türlü karar veremediğim bir konunun çözümünü bu diyalog göstermişti. ya da bu mesajlaşma...
şairin de dediği gibi;
Ben seversem birini ya evlidir, ya birkaç güne evlenir.
Hoşça kal bile demeden gidebilen en çok sevilen kadın, yeni yaşına girecek birkaç saat sonra. pek duygusal olamıyorum artık. galiba bazı duygularımı onda unuttum.. bir ara verse iyi ya, vermese de olur.
yaklaşık bir senedir kendi de yok. çok değil doğum gününden 1 ay kadar sonra gitmişti. ben unutmuştum tabi doğum gününü. hatta ne unutması, doğum gününü bilmiyordum bile. evet en çok sevdiğim kadının doğum gününü bilmiyordum. aşk dedikleri, yani aslında murat abinin de dediği gibi 'tarihin en büyük yalanı' olan aşk, belki buydu.
her neyse. çok lazım değil bundan sonra aşk. dedik ya gönül işlerini bırakıp, yürek işlerine bakıyoruz artık. Korkmadan! vakitsiz bir sonbahar akşamında, efkan şeşen den dinliyoruz, vakitsiz'i.. ve ortak sancılarla ortak baharları bekliyoruz... hem de imlasız...
yeni yaşına girecek bir kaç saat sonra... normal olsak; sağlık, mutluluk, para vs gibi bir sürü lüzumsuzluklar dilerdik biz de. normal olsak; ayrılmış da olsak, hani böyle aslında dandik olan, özel günlerde bir merhaba derdik. söylenmemiş o kadar şeyden sonra, söylenememiş bir sürü sırdan sonra, bir merhabanın da pek bi önemi olmaycaktır aslında.
hatırlanmak güzeldir, her ne kadar hatırlanmamış olsak da. bir güzellik yapıp bir merhaba diyesim var ya, yok yok belki rahatsız olur. hani en sevdiği adamın yanındaysa...
rahatsız olmasın, rahatsız etmiyorum. ama mutlu olacaksa, hatırlanmak hoşuna gidecekse, bir tebessümü görecekse ayna da, bilsin ki hatırladık bir yerlerde. bilsin ki, doğum gününü bilmesek de sevmesini bildik. becerememiş olsak da. kimin suçuysa...
ömrümün sonuna kadar affedemeyeceğimi biliyor. zaten benim anlamadığım, onu ömrümün sonuna kadar nasıl affedemeyeceğim değil, onun, onu ömrümün sonuna kadar affetmeyecek olmamı göze alması. benim bildiğim bunu göze alamazdı.
sus salak!
sen neyi doğru bildin ki...
-
Ayağı kayan bir çocuk
Kadar şaşkınım, bilemedim
Düz yolda yürümenin imlasını
Kanayan dizlerime bakıp da
Ağlamayı öğrenemediğim gibi
Sevgilisi değildim kadınlarımın
Bir papağan tüneğiydim belki
Ama birkaç sözcük öğrendiysem
Kadınlardan öğrendim, yine de
Bilemedim sevgilim diyebilmeyi
Büyülendim ama büyüyemedim
Aklım ermedi aynalara ve suya
Yüzümü gösterip kalbimi neden
Sakladıklarını öğrenemedim
Şaşkınım, cahilim ben bu dünyada
Ahmet Telli
-
vakitsiz bir sonbahar akşamı. biraz şarap şöyle en kırmızı olanı... o yeni yaşına girmeden birkaç saat önce...
se jinen azad başlığında yer alan entry'sindeki link için silik olduysa hiçbir şekilde savunulamayacak yazardır.
kendisiyle geçmişte özel mesaj vasıtasıyla tartışmışlığımız var idi. dtp'nin son günlerde yürüttüğü siyasete benzer ölçüde entry'ler giriyordu. özel mesajda hiçbir şekilde birbirimize hakaret etmememize rağmen nickaltı vasıtasıyla göndermiş olduğum açıklayıcı özel mesajı farklı aksettirmişti. ha, göründüğü gibi değil başlığında da değindiğim üzere yanlış anlamadan kaynaklı bir durum da olabilir. direkt olarak 'sen şusun, busun.' diyemem bu arkadaşa. ancak şu entry'nin girişindeki başlık yeterlidir bu arkadaş hakkında fikir sahibi olmak için.
moderasyon bu arkadaşı o başlık ve entry'den dolayı sildi ise de o başlıktaki linki neden kaldırmamaktadır anlamak güç. gözden kaçmış olma ihtimali yok. zira silikliği o başlığa dayandırılmış informal kaynaklardan alınan bilgiye göre. ya ibret vesikası olarak tutmaktalar ya da bu işte büyük bir yanlışlık var.
neyse efendim. kimseye bu ülkeyi, bu milleti ve bu bayrağı sev diyemeyiz. lakin bölmek ve parçalamak gayesinde olup, ister fikirleriyle isterse de zikirleriyle bu gayeyi hayata geçirmeyi planlayan kişileri de bağrımıza basacak halimiz yok. hele hele bu gayelerini sosyalizm devrimi ile ilişkilendirirlerse 'çüş' der geçeriz.
kendisine hayatında başarılar, başka insanların hayatları hakkındaki emellerinde başarısızlıklar dilerim. selametle.