(#2694813)
çok güzel yazmışsın be küçük. duygularını o kadar güzel ifade etmişsin ki nice şairler belki de vay be der. umarım herşey senin için iyi olur. üzülme artık. bir şey öldürmüyorsa güçlendirir. daha çookkk yaşayacak zamanın var. ablan olarak söylüyorum. kendini yıpratma zor olduğunu biliyorum herkes biliyor ama bir enkaz olmaktan kurtul daha yaşayacak zamanlarına acı. kendini sorgulama. *
hayat devam ederken düşlerde boğulan mor kelebeklerin cesetleri düşer gözlere.başını kaldırıp gökyüze bakarsın bir medet umarsın tanrıdan ya da bir mucize, inanmazsın aslında ama çaresizliğine yenik düşersin.tahtadan bir sahne üzerinde verilen rollere bakarsın rollerin elindeyken bir tanesini bile seçemezsin. saklarsın kendini en bilindik yerlerde en göz önündesindir herkes tanıdığını sanır seni ama yanılırlar.
soğuk ankara gecelerinde boynuna sarıldığım an boyum yetişmedi. ve ellerim sırtına dolanmadı. şöyle sıkıca sarılamadım bu dosta.
adam gibi adam derler ya birileri için. işte bu adam onlardan. götü başı oynamayan. adam gibi adam. özü bir. sözü bir. bakmayın siz nickinin o hantal kedi olduğuna. aslan gibi bir adam bu.
lafını esirgemeyen, kodu mu oturtan, kendini bilmezlere haddini bildiren delikanlı adam.
birçoğunuz dalmışınız bu sanal alemin sahteliğine kendinizden geçmişiniz. sanal dostluklar kurup kendinizi kandırmışsınız. yüzyüze gelip te söyleyemeye cesaret edemeyeceğiniz şeyleri burada rahatça söyler olmuşsunuz. 'gülüm', 'arım', 'peteeem, 'sevgi kelenbeğim' diyerek hitap ettiğiniz kişileri bile tanımamışsınız, tanıyamamışsınız. buraya kendinizi o kadar kaptırmışsınız ki, sanallık kimliğiniz olmuş. biri sizi uyarmaya kalktığında da ne yapacağınızı şaşırır hale gelmişsiniz. tepki görmekten çekinip kimliğinizi, inançlarınız saklamışsınız. yazık...
bu sanal ortamda, sanal insanların içinde birkaç tane sağlam insanla tanışabilirseniz ne ala. işte sözlüğün insana katacağı en güzel fayda budur. gerisi yalandır.
sözlük gelir, geçer ama dostluk baki kalır inşallah...
bir sigara dumanı sadece, içe çekilip hoyratça bırakılan. genzinizde kalan kötü bir tat...
en kötünün bile kötüsüyle karşılaştığımı sanırdım hep. oysa en kötünün kötüsünün bile, kötüsü varmış. bununda vardır, öğrendim.
öğrendim artık insanların iyi olmadığını, en dürüstün bile en iyi yalancı olduğunu öğrendim. üzülüyorum artık sadece, çünkü bir daha kimse üzemeyecek. üzülemeyeceğim insanlara, yaptıklarına...en aşağılık kelimeler çıksa bile ağızlarından, ağızların çıkan kelimeler, kör bir bıçak olup parçalasa da bütün etlerimi, susacağım bütün olup bitenlere. bir lal olacağım, bir kör, bir sağır. tek kelime çıkmayacak ağzımdan, duymayacaklar!
vallahi çok şey değildi hayallerim, tanrı denenden istediklerim. değildi, değildi...
tanrı ya da hayat ya da herkimden istiyorsak vermeyecek istediklerimizi, vermiyor. gidip almaya da takatim yok, güç desen; tanımıyorum.
'aslında her aşk, görülmüş eski bir mektuptur kalbimin köhne çekmecelerinin birinde. hangi birinize ağlayayım; ulan ne çok terk ettiniz beni be!'
bu aralar uzun uzun hikaye dinlemekle geçti vaktimin çoğu, herkesin kendince bir hikayesi herkesin kendince bir sebebi var, ama ben böyle bir hikaye daha önce ne duydum ne de gördüm, sanal merkezli bir aşkın insana neler yaptırabileceğine şahit oluyor ve elimden bir şey gelmediği için üzülüyorum, ama her aşk hikayesinin içinde bir şeyler birbirine benzer, 'daha öncekiler' gibi, her anlattığımız hikayenin daha öncekilerle ilgili versiyonları olmuştur, onuda çok sevmiştik, onunda gidişini kaldıramamıştık, şimdi sadece hikayenin kahramanı değişik, aslında bizim arayışımız bu hikayeye yeni kahramanlar kazandırmak, bu hikayeleri yeni kahramanlar üzerinden devam ettirmek, ulan şu canına yandığımın dünyasına bakıyorum da, çok sevip de hala beraber olan hiç mi kimse olmayacak, kendinize bir sorun bakalım acaba olmayan bir şeyi istemek olmasın aşkın gerçek tarifi.
aşık olunabilecek bir kadın yoktur, çünkü hiç bir kadın bunu hak etmez.
bu arada şu sahte romantizimden sıyrılıp kadınlar hakkında başka bir şey daha karalamak istiyorum, sözüm ona kadın hakları savunucuları ve kendini aydın laik olarak tanımlayan kadınlar, cumhuriyet tarihi boyunca önünüze ilk defa bir fırsat gelmiş, denilmiş ki kadınlar artık ikinci sınıf insan değil isteyen istediği gibi giyinsin, isteyen istediği gibi inansın denmiş, kadınlar üzerinden ilk defa bir yasak kalkacak, davulu zurnayı çalıp halaylar çekmeniz gerekirken, siz götünüzü yırtarak size tanınan haklarınızı başka kılıflara sokarak red ediyorsunuz.
ülkemizde cinayet işlemenin cezası 36 yıl hapisle belirlenmişdir, yani birini öldürürseniz 36 yıl ceza verilir 24 yıl cezaevinde yatarsınız, ama karınızı aldatıyor diye öldürürseniz toplam 4 sene yatar çıkarsınız, şimdi o güzel kalçalarınızla değilde beyninizle düşünün, birileri sizin için birşeyler yapmaya çalışıyor ve siz ne ile karşılık veriyorsunuz?
ikinci konuyu bu başlığa yazmamın sebebi ise malum, mesaj kaygısı.
organize etmeye çalıştığı zirveyle beni benden alan, gelemeyecek olsam da alkışladığım yazardır. gittikçe bağlanıyorum lan bu turuncu kediye, sonunda bi bokluk çıkmasın bak?*
aslında her şeyin sebebi, şu amına kodumun 14 şubat'ı.
daha haftalar öncesinden hiçbir 14 şubat'a sevgiliyle girememek dedik, part time sevgili arayışına girdik, yetmezmiş gibi bir de, ben bu yazıyı sana yazdım diyerek 14 şubat kutladık. sonra şerefsizin birine bozuldum, gece gece dertleşmek istedim dostlarla.
troy'du ilk durağım, kuzenim. ufak falan ama etkili hani. star gazetesinin reklamları gibi. kardeşimiz dediklerimizin attığı kazıklardan bahsettik, sağolsun dinledi. rüya içinde yüya gördüm bir ara, ona da uğradım biraz. sonra sönmek bilmeyen özel mesaj ikaz ışığı * saati sabaha karşı etmişti bile.
saat 5'e geliyordu uyumak için bilgisayarı kapattığımda.
daha ne olduğunu anlamadan bir ses, bir gürültü tepemde. abim... ablamın işi varmış da, onu bırakacakmış yenimahalle'ye. ben de onun yerine şantiyeye gidecekmişim. uyandım çaresiz, fakat gözlerim kapalı hala. şehrin dışında dağlık bir yer olan şantiyeye vardığımda, bakmadım ama saat en geç 10'du. kahvaltı ettim, en son babalar duyar vardı tv'de, ona bakıyordum bir yandan da. hallederiz aş gururla sunar. ulan kadir, ulan kadir... *
kahvaltıdan sonra, uyumak istiyordum aslında ama, gelen giden olabileceğinden çaresizdim, uyumamalıydım. çayımı aldım, sigaram yok! sanki dünyanın sonu; kahvaltı etmişim içecek sigaram yok. abim düşüncelidir, vardır onun zulada sigaraları diye her tarafa baktım ama yoktu. market yolu gözüktü. yürüyerek yarım saatten fazla sürer gidiş gelişim. ee uzun bir zaman, hem yürümeye de takatim yok.
bir kamyonetimiz de var, sürekli şantiyede duran. kullanımı aslında otomobilden çok daha kolay ama, insan ister istemez korkuyor. büyük ya hani. hem yollar berbat, allah'ın dağı. sağın dağ, solun uçurum!
ama hiçbir şey sigarasızlıktan daha kötü olamazdı, o an için. kontak üzerinde, oturdum koltuğa. bi it var kapıda, karabaş der abim ona. havladı durdu, gitme diyordu sanki. uzunca zinciri olduğundan epeyce havladı etrafımda, siktir lan, it oğlu it dedim. dedikten sonra vallahi sustu! radyoyu açtım, abim de bizden, açılan ilk kanal imaj radyo. ve ahmet kaya söylüyor, hadi bize gidelim yar!
pek ahlakım değildir ama sesi de epeyce açtım. ara sıra harfiyat götüren kamyon şöferlerinden başka kimse yok duyacak. tüm bunlar olurken ben şantiyeden çıkmış, dağ yoluna girmişim bile. hafifçe bir rampa çıkıyorum. bir viraj var yolda kör bir nokta. dağın bir ucu hafifçe dışarı çıkmış, karşıyı görüş sıfır. yolun solundan giyorum görmek için ama, bir kamyon gelirse diye düşünerek sağa geçtim. kimse yok diye, hızlı gidiyor adamlar.
viraja girer girmez, karşıyı görüyorum. in cin yok!
yolun boş olduğunu gördüğüm anda önümdeki çukuru da fark ettim. ulan salak adam, gir çukura, ne olacak! sikmişim kamyoneti! ama yok, salaklık yapacağım illa, huyum kurusun... sola kırdım direksiyonu. uçuruma sıfırım! işte o anda dünya ile ilişiğim kesiliyor, erkekliğene sokayım yalan söyleyecek değilim, it gibi korkuyorum. o korkuyla bir de sağa asılıyorum. kim tutar artık amına kodumun arabasını. götü bir yerde, önü bir yerde. yaklaşık 50 metre o şekilde gittikten sonra, kurtuluş yok diyorum. neden firene basmak aklıma gelmiyor, ya da basmıyor muyum bilmiyorum...
direksiyondan destek alıp kasıyorum kendimi, kapatıyorum gözlerimi. sallanıyorum, ters düz oluyorum, cam sesleri duyuyorum ama açmaya cesaret edemiyorum gözlerimi. anne diyorum sadece, anne. küçükken de anne anne diye ağlardık ya, vallahi öyle. anne diyorum. bütün olup bitenlere sadece anne diye tepki gösteriyorum.
sonra bir sessizlik, bitti diyorum. gözlerim hala kapalı. gözlerimi açtığımda tanrıyı göreceğim diyorum, hesap vakti gelmiş olacak. hayır korkuyorum da, allah şahidim ölümden değil... yapacaklarım var benim hala, yapmak istediklerim. hesap sormam gerekenler var. bunları yapamamış olmak korkutuyor sadece.
gözlerimini açıyorum. vallahi nasıl, nereden çıkıyorum bilmiyorum ama dışardayım. aptallaşmışım, hiçbir şey düşünemiyorum. sağ ayağım feci ağrıyor, oturuyorum olduğum yere. ensem de, ve göğsümde de ağrılar var.
tüüühhh, aman aslanım, aman yavrummm diyerek biri üzerime doğru geliyor. yukarıda kamyonunu görüyorum, belli ki kamyon şöförü. hiçbir şey yokmuş gibi, arkamı dönüp işiyorum. sanki kendimdeyim. en azından olup bitenleri düşünebiliyorum.
dur kımıldama diyor, kırıkların vardır. sonra adam kendinden geçiyor, su su diyor. su yok mu? amca iyiyim diyorum, telefonum nerde, babamı aramalıyım.
hemen arabanın etrafına gidiyor, bakıyor sağa sola. o sırada fark ediyorum cebimde hala telefon. arıyorum babamı, ama sanki hiçbir şeyim yok. kaza yaptım diyorum baba, şantiyeden çıkarken uçuruma yuvarlandım. biliyor ya o da orayı, bir teleş bir telaş sormayın. iyiyim diyorum baba, ağrılarım var ama kendimdeyim. çıktım arabadan da dışarı. geliyorum diyor hemen, kapatıyorum.
kamyoncu amcam sağolsun hala su yok ki su diyor. bir ambulans çağıralım . öyle ya, kaza yaptım ulan, ambulansı ara önce. aklıma gelmemişti vallahi. arıyor, güçlükle anlatıyor adresi.
olduğum yere sırt üstü uzanıyorum. hava soğuk lakin güneş var. sol kolumu gözlerimin üzerine atıyorum, sonrası rüya...
gözlerimi açtığımda bir sedye üzerindeyim. kolumda serum hissediyorum, başımda boyunduruk mudur ne sikimse takmışlar, nefes alamıyorum neredeyse. sonra bir tebessüm, gördüğüm rüyayı hatırlıyorum. öyle güzeldi ki...
oradan oraya götürüyorlar. tomografiydi, röntgendi, adli vakaymış da kan testiydi alkol için. kafalarına göre takılıyorlar anlayacağınız.
kaburgalarımdaki kırığı saymazsak biraz çizik ve ufak yaralarla atlatmışım.
velhasıl kelam, duyupta yanıma gelen, tanıdıkları doktorları arayıp benimle ilgilenmelerini sağlayan, arayıp ta ulaşamayan, ve şu anda bizim evde içeride oturan, geçmiş olsuna gelen dostlarıma sonsuz teşekkür ederim. işte sanal alemin insana kazandırabileceği değerlere bazı örnekler.
şimdi kurtlar vadisi. bakalım polat abimiz, iskender büyük ile nasıl baş edecek.
büyük bir araba kazası geçirmiş , uçuruma yuvarlanmış olduğunu öğrendiğim yazar. verilmiş sadakan varmış. bir sabah kalkıyorsun...hayatının film şeridi gibi önünden geçtiği zamanı yaşıyorsun ve bir anda uyanıyorsun... çevrene baktığında her şeyin kendin için değiştiğini görüyorsun. belki de ölümü soluyarak onun kokusunu alarak. kendine çok dikkat et kısa zamanda toparlanman dileğiyle.
4999. entryimi de sana girmiş bulundum.
e be garfiyıldcığım, ilahi adalet işte. kaza bir işaret sana. bırak şu vatan hainliğini.! akıllı ol!
hem diyorum, kısırlaştırsak mı şu vatan hainlerinin analarını. köklerini kurutalım.
"Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim. "