izlenmeyecek kadar kötü olmayan dizidir. Hatta bence güzel bile sayılır. Sırf uyarlama diye bir diziye kötü denir mi? Denmese keşke. monku düşünmeden izleyin bi, allahın adını verdim. Sahur vaktinde de yayınlanıyomuş, bilsem her gece izlemez miydim? Gerçekten izlerdim.
2. sezonu da bitirmiş olan müthiş dizim. türkiye' de son yıllarda behzat ç gibi kaliteli yapımlarla yükselen bir tür polisiye. arka sokaklar bu türün başlangıcını yaptı diyebiliriz. kalitesizdi ama türk izleyicisini polisiyeye alıştırdı. ve türkler güzel polisiye işler çıkarır algısını oluşturdu. miyadını doldurdu diyebiliriz. şimdi bu bir bayrak yarışı ve bir üst level olarak galip dervişe geçti bayrak.
yabancı dizilerden alışık olduğumuz dizinin son sahnesinde noktayı koyma olayı galip derviş' te de mevcut. her bölümü güzel bitiriyorlar.
galip derviş ise müthiş bir karakter. her ne kadar ekran karşısından sempatik gelse de bazen kendi kendime cidden böyle bir adama dayanılabilir mi diye sormuyor değilim. galip dervişi çekici kılan diğer bir yan ise karısı belgin' in ölümünden sonraki yası. ve onun paralelinde oluşan karakter yapısı, obsesifliği. her zaman içinde dram olan işleri sevmişimdir. bu yanıyla az biraz mentalist' i de çağrıştırmakta. ama galip derviş nevi şahsına münhasır bir dizi.
her seferinde başka bir macera ve bölümlerin hemen hemen hepsinde kaliteli bir oyuncuya rastlamaktayız. bu da dizinin kalitesini ekstradan yükseltiyor. kemik kadro: derviş, hülya, başkomiser izzet, ahmet aynı zamanda yan kemik kadro: pervin hanım ( deniz türkali gerçekten çok yakışıyor bu diziye ), yusuf, komiser ali, çaycı neşe ve tabiki doktor fırat ( psikolog rolünün hakkını veren tecrübeli oyuncu levent öktem. olağanüstü tek kelimeyle. )
oyuncular da bu kadar profesyonel olunca ortaya da böyle kaliteli bir dizi çıkıyor işte.
takip ettiğim kaliteli bulduğum ve değerlendirilmediğini düşündüğün nice konuk oyuncu beni her bölümde şaşırtıyor. örnek: murat prosçiler, murat eken, dost elver ve daha niceleri...
severek ve ilgiyle takip ediyoruz. özellikle normal bölümleri değil ama yazın yayınlarlarsa tekrar bölümlerinin daha da ilgi göreceğini düşünüyorum. saat 10' a koyarlarsa reytingler hem yazın hem yeni sezonda tavan yapar diye düşünüyorum. ben de tekrar tekrar izlerim ayrıca.
engin günaydın aşkım aşkım' dan beri yükselen grafiğe sahip olağanüstü bir oyuncu. galip derviş rolüyle de kendini aşıyor, bize de seyir zevki kalıyor bir tek. engin günaydın' da en sevdiğim şey oynadığı rolleri sahiplenmesi ve adeta o role bürünmesi. ayrıca biraz klişe de kaçsa işiyle gündeme gelmesi. kalitesini ortaya koyduğu işlerle belli etmekte zaten kendisi.
daha devam edeceğine çok sevindim. bir de internet sitesinde izlerken reklam dozunu abartmasalar ve videolarını gözden geçirseler ( donmalar vs. olmakta ) 10 numara 5 yıldız olacak olan dizi.
yazının sonuna da gelmişken sizi dizinin komik şarkısı aşk isyandır bebeğimle başbaşa bırakıyorum
45. bölümüyle ağlatırken güldüren, güldürürken ağlatan, bunları yaparken bir yandan da düşündüren, düşündürmenin yanı sıra da hay ben böyle işin dedirten, ilerleyen zamanlarda da hafiften küfür ettiren bir dizi tanımını fazlasıyla hak etmiştir.
"- babalık zor zanaattır derviş. ailevi sorunlar da her zaman karışıktır.
- karışık filan değil, son derece basit. arabasına bindi, el salladı ve gitti. bu kadar."
"herkesin adı geçmeye değmeyecek bir babası olabilir."
"yani için rahat edecekse söylim galip, bunun anasını da terk ettim ben."
"sizi niye terk ettiğimi şimdi daha iyi anladım."
"yalnız senden bir ricam var. lütfen arabaya bindiğinde el sallama."
monk'tan aktarılan şuan kanal d ekranlarında yayımlanan dizidir. orjinalinde adrian monk karakterini canlandıran tony shalhoub kadar iyi olmasa da iyi diyebileceğimiz engin günaydın galip derviş rolündedir. daha önce izlemeyen varsa ''monk'' dizisine bakmalarını şiddetle tavsiye ederim.
bu diziyi dünkü bölümde hissettiklerim nedeniyle seviyorum işte. galip derviş ilk kez yanıldı. faturasını da ağır ödedi. Derviş'in Nermin'i sevmesi nedeniyle tabağındaki karışık sebzeleri bile yemesi, mutfağın kokusundan rahatsız olmasına rağmen ses etmemesi, bir yabancının ördüğü atkısına hijyen mijyen dinlemeden sarılması... sonra o "kim benim gibi birini gerçekten sever ki?" kuşkusu ve o kuşkuyla karşısındakini yıkıp dökmesi... dünkü bölüm, en sevdiğim bölümler sıralamasında ilk üçü zorladı diyebilirim.
o değil de, hiç kimsenin seni gerçekten sevmeyeceğine inanmış olmak, sever görünenlerin hep bir art niyet peşinde olduğunu düşünmek gerçekten zor olsa gerek.
pazar gecesi saat 23.00'e alınan dizi. üç haftadır böyle. önceki birkaç hafta cumartesi 23.00'tü. ondan önceki düzen perşembe akşamları 23.00 idi. hemen öncesinde de perşembe akşamları 20.00 idi ki en güzeli oydu. lütfen sevenleri şu diziyi internetten değil sıcağı sıcağına televizyondan izlesin. sabaha karşı 3 sularında tekrarları veriliyordu bi ara. dizinin kendisi o saate alınacak hatta yakında yayından kaldırılacak diye korkuyorum.
epeydir böyle güzel bir bölümünü izlememiştik. dün akşamki bölümün insanı duygudan duyguya sürüklemesi tek kelimeyle müthişti. ikiz gökkuşağına bakıp "ikizmiş. bunların biri büyük biri küçük." diyen tek insan olma özelliğine sahip galip Derviş'in, aslında bu durumdan pek de memnun olmadığını, herkes gibi gökkuşağına bakmaktan zevk almak istediğini içimiz acıyarak görüyoruz. geri dönebileceği mutlu bir çocukluğu olmadığını zaten erkan can'lı geçmiş bölümden hatırlıyoruz. bu yüzden yaşamak istediği çocukluğu seyrettik gülerek. bilhassa 6-7 yaşlarındaki galip'in olayı çözdüğünü söyledikten sonra anlattığı hikaye beni çok pis güldürdü. mal gibi, ciddi bir hikaye bekliyor olmamdan olabilir tabii ki* gelen hikaye ise şu:
- olay aynen şöyle oldu: adam karısını kuyumcunun önündeki otoparktan kaçırdı. muhtemelen ona ilaç verdi. sonra onu buraya getirdi. tam 3 gün boyunca kadınla alay etti. onu aşağıladı. küçük düşürdü. herhalde mücevherlerle ilgili bir sorun vardı aralarında. ama dün gece olay büyüdü. bütün bu gerilimin ortasında adamın pantolonu düşüverdi. adam da bu utanca dayanamadı ve kendini öldürdü. yapacak bir şey yoktu; çünkü kadın onun poposunu görmüştü.
ayrıca bölümün başında doktor Fırat'ı taklit ettiği hır hır hır'lı sahneler de takdire ve kahkahaya şayandı.*