güray hekim

    2.
  1. trajik, filmlerde görülebilecek bir talihsizlik sonucu düğünü yerine cenazesine katıldığımız; aileside, kendiside mükemmel insan. rahmetle, saygıyla ve en fazlası sevgiyle andığımız; cenazesinde kimsenin başının yanından ayrılıp gitmek istemediği; sanat-radyo camiasının istisnasız sevdiği abimiz.
    0 ...
  2. 1.
  3. geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden genç radyocu. mekanı cennet olsun.
    0 ...
  4. 3.
  5. Nişanlanmasından bir gün önce vefat eden dj. intihar ettiği söyleniyor. Nişanlısının evinden çıktıktan sonra kendisini Marmaranın soğuk sularına bırakıvermiş.
    0 ...
  6. 4.
  7. Sen bana erkendin, ben sana geç kaldım...

    O, mavi gözlü bir devdi..

    Hayır.. Hiç de dev değildi.. Küçücük bir adamdı.. incecik bedeninin içinde kocaman bir deniz taşırdı.. Dokunsan, onun denizi sana doğru akardı. Konuşsan, kelimeler ağzından bilmiş bilmiş çıkardı. Bakardı bazen.. Sadece bakardı. O, yüzünün iki tarafına dağılmış mavi gözleriyle bakardı.. Çoğu zaman susardı.. Hep gitmek isterdi.. Kendinin de bilmediği yerlere.. O yüzden sırtına çantasını asıp, vakur bir yalnızlıkla giderdi. Ama dönerdi.. Narin ve güçsüz bedeninin içinde uçsuz bucaksız denizleri taşırdı.. Ama bu kıçıkırık deniz, onu bir gececik taşıyamadı..

    Bir gün ona, odasındaki eski ve bozuk televizyonları gösterip, neden orada olduklarını sormuştum.. "Bir gün tamir ederim diye düşünüyorum" demişti. Geçmişini sevmeyen adamlar, geleceğe hep geçmişten bir şeyler götürür, o bunu hiç bilemedi. Ben de söylemedim. Çünkü üzülürdü.. Hemen gözlerini devirirdi. Susardı. Belki günlerce susardı.. O, kalp dışında hiçbir şeyi tamir etmeyi bilmezdi..

    Bir gün elinde bir sinema biletiyle gelmişti.. "Şarküteri". Film festivallerini severdi. Bütün festivalleri severdi aslında. Çünkü festivallerde mutsuz insanlar olmaz. O mutlu insanları severdi. Birlikte izlediğimiz en kanlı filmdi. Bir ara ben sıkıntıdan ölürken bana dönüp, o gözlerini kırpıştırarak "güzel film değil mi" diye sormuştu.. Güzel filmdi.. O sorduğu için güzeldi.

    Rastalı saçları vardı onu tanıdığımda.. Upuzun beline kadar.. Kendisi sarı, yer yer de mavi.. "Kestir şunları artık, yakışmıyor" demiştim bir keresinde.. Ertesi gün gelmişti kazıttığı saçlarıyla.. "Böyle daha rahat oldu, duş almak işkence değil artık" demişti.. Oysa o rastalı saçları senelerce istemişti..

    Bazı insanlar, neden onlara verildiğini bilmedikleri acılarla doğarlar.. Sonra o acılarla büyürler ve başa çıkmanın yollarını ararlar.. Bu yolları ararken çok canları acır, çok yara alırlar.. Kim olduğunu bilmedikleri bir Tanrı'ya "neden" diye sorarlar.. Asla başlarını eğmezler ve yola devam ederler.. Ama tam mutlu olmaya başladıklarında, bu sefer hiçbir şey soramayacakları bir yere gönderilirler..

    Bazı insanlar giderler.. Sadece giderler.. Üstelik bilmeden.. Bilseler yanlarına en azından bir şeyler alırlar.. Winston soft mesela.. Efes Şişe mesela.. Yahut Accross The Universe.. Bozuk televizyon. Birkaç şarkı.. Ama bilmezlerse gideceklerini.. Alamazlar.. Zaten bilseler, gidemezler..

    O mavi gözlü bir devdi..

    Hayır, dev falan değildi. Küçücük zarif bir bedeni vardı. Kibar elleri.. Her an ağlayacakmış gibi hep bükülü duran dudakları.. Suratında sanki oyun oynarken zorla yemeğe çağrılmış bir çocuk saflığı..
    Kuşkusuz dev olan kendisi değildi.. Ne kadar kırılsa da, kıranı bağışlayan yüreğiydi.. Kocaman denizleri taşıyan yüreği.. Bir gece onun denizi, okyanusuna kavuştu.. Gelecek zaten yoktu.. Benim de geçmişim, onunla birlikte sessizce kayboldu..

    Gürsaç.. Huzurla uyu..
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük