ADAM
Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adm yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.
CEMAL SÜREYA
(bir gül için bin kötüyü yakmalı)
bir gül için bin kötüyü yakmalı
işte bu heykel duruş
-dünyaya tepeden bakış-
bu eda
bu tavır
bu ateş hattına çılgın koşu
-ateş hattında sabır-
müjdecisi zaferin…
mademki uğrunda döğüşen var
-bu eda, bu tavır, bu koşu-
mademki yeniler sefere hazır
yurdumun da geleceği aydınlık.
gelecek aydınlık ellerinde
aydınlık savaşçılarının.
(...)
herşey suda başladı suya düştü ayrılık
kaya da tutan yosun sözlükteki isimler
nefes nefese sular petek içinde varlık
sürüp giden hâtıra zarfa konmuş resimler.
sema bize seslenir;
kalma, gel, işkencede!
ruhumuz ebedîdir;
bunu duy, tek hecede!
ömür ki, bir kurak çöl,
onu tek bir güne böl;
şebnem gibi doğ ve öl.
yıldızlı bir gecede!..
Çok yalnızım, mutsuzum
Göründüğüm gibi değilim aslında
Karanlıklarda kaybolmuşum
Bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
Aradıkça batıyorum karanlık kuyulara
Kimse duymuyor çığlıklarımı
Duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
Bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım
Ümidimi yitirmişim
Biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye
Veda edeceğim.
daha erken... daha erken... biraz daha
yorgun yarasalar dönerken sabaha
küf kokusu... kereste yığını.... çürük
kart piliç... şeyhi şeytan... ''sığın allah'a!''
asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
geçmez ele bir paye, kavuk sallamayınca,
kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!
bir sen anlamıyorsun arsız politikacı esnafı
onların içinden çıkmış olsan bile
-gemisini kurtaran kaptan!-
uzlaşmacı ve hoşgörülü pezevenk
namussuzla hırsızla zorbayla
bir yatakta koyun koyuna -saltanat!
aynı gece koğuşun penceresinden
baktım görünen ev damlarına
ve gökyüzüne yaslanmış
kara kara ağaçlara
damların üstünde tek yıldız vardı
ama kocaman ve çok güzel
geçmiş yıllarımı düşündüm
tâ çocukluk evimi
yeni yetmelikten bugüne
dostum'u -sevgilim'i
illâ çocuk hasreti
illâ evimi özledim evimi!
bir ayak sesi, bir fısıltı bile yok şimdilerde
nerede karşılaşmıştık seninle
hiç bilmiyorum bile
hatıralar eskir
aramak acayipleşir
bulamamak yiter
hani hep bekleme eğilimi insanın içinde
hep bir ses kulaklarında
artık beklemek tuhaflaşır
nerede karşılaşmıştık seninle bilmiyorum bile
saçların dağınık
kaşların çatık
ellerinde taşlar mı vardı neydi
sesin çekiliyor kulaklarımdan
sen göğün mavi sesi
uzaklaşma benden...
dünya değişti
artık hiçbirimiz, hepimiz için değiliz
rüzgarlarımız ayrı
tek tek de bir hiçiz
dalgalar ayırırken beni bizden,
hepimiz <insana> yabancı..
çürüyor dökülüyor gibi bir hal içindeyim,
senin iyi olmanı dileyerek gözlerinden öperim..
hayâl ufkunu yırtan gerçek-
engeller -önünde- tül gibi ince
dizginliyor başıboş gidişi:
-bu adalet
bu da kuvvet
-bu tek doğru tek gerçek
buda köre, sağıra
haramiye yumruk-
belki hakikat olacak belki…
sonra dualar döküldü ağzından
-ya rab… sen ümitlerimi kayır.
(...)
salih mirzabeyoğlu- aydınlık savaşçıları