üniversite yıllarımda ingilizce öğretmenimizden işittiğim bir fıkrayı paylaşmak isterim. bazen de tebessüm etmek gerekir.
eski zamanlarda ticaret yapan bir gemi ve onun meşhur bir de kaptanı varmış. günlerden bir gün geminin gözcüsü kaptana seslenmiş:
- kaptaaan! korsan gemisi...
- kaç tane?
- 1 tane!
- tamam endişe etmeyin. getirin benim kırmızı gömleğimi!
korsan gemisi yaklaşmış ve çarpışma neticesinde ticari gemi zaferle ayrılmış. yine günlerden bir gün gözcü seslenmiş:
- kaptaaan! korsan gemisi...
- kaç tane?
- 2 tane!
- endişeye mahal yok. getirin benim kırmızı gömleğimi!
korsan gemileri yine yaklaşmış ve zafer yine ticari geminin olmuş. bu olaylar sıkça tekrar edince mürettebat bir meraka düşmüş. ve hep beraber kaptanının yanına gitmişler. ve kaptana:
- kaptan, her seferinde iyi hoş galip geliyoruz da, bu kırmızı gömlek neyin nesi? demişler.
- çatışma esnasında bir kılıç darbesi alır da mürettebatım beni kanlar içinde görürse şevkleri kırılır diye
düşündüm. o yüzden hep kırmızı gömlek giyerim ki yaralansam da belli olmasın.
bu cevap üzerine mürettebatın hayranlığı bir kat daha artmış kaptanlarına karşı. tam o sırada gözcü yeniden seslenmiş:
- kaptaaan! korsan gemisi...
- kaç tane?
- tam 10 tane!
- getirin benim kahverengi pantolonumu!
doğu, teatral ilişkiler cenneti. alim şöyle davranır, kadın böyle yürür.. roller bellidir, bu yüzden huzurludur.
fıkra da, teatral dünyamızın bir parçası. anlatıcı heyecanla anlatır, bize düşen gülmektir. evet, gülmeliyiz. bir çeşit zorunluluk. gülmezsen, ayıp olur. ya da espriyi anlamadığını düşünürler. hayır kabul ediyorum, çok komik fıkralar var. ama 21. yüzyılda yaşıyoruz lan. yani olur da sözlükten birileriyle tanışırsak, anlatmayın. rica ediyorum.
"Bir hocaefendi camideki vaazında demiş ki:
islâm kadına öylesine geniş haklar vermiş ki, bir hanım dilerse evinde beyinin
çamaşırını yıkamaz, yemeğini pişirmez, ev temizliğine bakmaz, bey bunları
yapması için hanıma ısrarda bulunamaz
Hanımefendinin biri de bu bilgiden son derece memnun olmuş. Akşam eve
gelince beyine fikrini söylemiş:
Efendi demiş, islâm bana haklar tanımış. Ben bu haklarımı kullanmak
istiyorum. Yarından itibaren ne çamaşır yıkama, ne de yemek yapmak var.
Bey bakmış ki, itiraz mümkün değildir. Gerçekten de hanımın bu işleri yapması,
diyaneten vazifesidir, hukuken değil, Yani kadıya gidilse bunları yapması için
sadece nasihat eder; ama ceza veremez. Çünkü bunlar hukuki mecburiyet
değildir. Bey düşünmeye başlar. O da karşı teklifini yapar. Der ki:
Hanımefendi madem öyle. Bu hizmetleri yapmamaya hakkın var. O hakkın
ı kullanmak istiyorsun. Şu orta odayı da boşalt, orası bana lazım olacak.
Ne için lazım olacak?
Sen islâmın sana tanıdığı hakkı kullanmak istiyorsun. Ben de bana tanıdığı
hakkı kullanmayı düşünüyor ikinci bir hanım nikahlayarak o odaya getirmek
istiyorum. Senin yapmadığın hizmetleri o hanım yapsın.
Hanımefendi bakmış ki işler sarpa sarıyor. Hemen zekasını kullanmış:
Yahu, demiş, sen de hiç şakadan anlamıyorsun?"
edebiyatımızın güzel köşelerinden bir tanesidir. ülkenin 7 rengi de bu küçük yazılarda canlanmıştır. ayrıca şu adresten de bolca okunabilir. http://www.fikrapark.com
Temel'i asker de komutan çağırıii ve diyi oğlum söyle islamın şartı kaçdır.
Temel; diyi komutanım 40,
Komutan basdı ona dayaği, ağzı burni kana boşanii.
Çıkdı dışarı Dursun diyor oğlum n'oldi saa.
Temel; Komutan sordu bana islamın şartı kaçdır 40 dedim basdı bana dayaği.
Dursun ; Oğlum sen manyakmısın git komutanın elini öp ve deki islamın şartı 5 dir.
Temel; Oğlum sen manyakmısın adam 40'ı kabul etmiyi 5'i nasıl kabul etsin.
içeriği kadar anlatanı da önemli olandır. keza iyi bir fıkra kötü anlatıldığında hiç komik olmayabilir. sonuç: anlatım konusunda kendinden emin olmayanların, dinleyici olmayı seçmesi makuldur.
işsizdi, parasızdı, kalacak yeri, yiyecek ekmeği, iki satır muhabbet edebileceği bir arkadaşı da yoktu. Nerden geldiği bilinmez "Küçükistan Ceza Kanunu" diye bir kitap geçmişti eline bir gün onu okuyarak vakit geçiriyordu ki "Ülke başbakanına hakaret etmenin cezası altı ay" kitabı ve gözlerini kapattı.
"Hem bütün hırsımı ondan alırım, hem bütün gazeteler, televizyonlar benden söz eder meşhur olurum, hemde altı ay ekmek elden su gölden yiyecek, yatacak derdim olmadan çiçek gibi kışı geçiririm." diye düşündü.
Ertesi gün mitinge gitti, Küçükistan Başbakanı konuşurken milletin arasından fırlayıp bütün gücüyle bağırmaya başladı.
- ibne başbakan, ibne başbakan ! Güvenlik kuvvetleri hemen müdahale edip yaka paça götürdüler. Ertesi gün mahkemeye çıktı, şahitler dinlendi, savunması alındı. Hakim kararı açıkladı.
- Sanığın suçu sabit görüldüğünden yirmi sene altı ay hapsine karar verilmiştir.
Birden gözleri karardı ayakta sendeledi, sonra kendini toparladı, ve haykırdı :
- itiraz ediyorum hakim bey, Küçükistan Ceza Kanunu'nun şu maddesinin şu bendine göre başbakana hakaret sadece altı ay, bir yanlışlık var bu işte !
Hakim acıyan gözlerle adama baktı ;
- Haklısın oğlum, başbakana hakaret altı ay fakat devlet sırrını açığa vurmak yirmi sene.
not: alıntıdır.
Bir gün sarışın kadının biri süslenmiş püslenmiş sokağa çıkmış gidiyor. ilerlerken beyaz eşya satan bir dükkana giriyor.
Havalı bir şekilde dükkanda biraz turladıktan sonra genç kasiyer yaklaşıp;
-Şurdaki 37 Ekran Tvnin fiyatını öğrenmek istiyorum.
Kasiyer;
-Kusura bakmayın hanımefendi ama sarışınlara satış yapmıyoruz, der.
Bunun üzerine kadın sinirlenir ve dükkanı terkeder. Bir hafta sonra kadın saçlarını siyaha boyatır ve koyu bir makyaş yaparak kendini esmerleştirir. Aynı dükkana gene gelir. Dükkanı yine turlar ve kasiyere sorar;
-37 ekran Tv satın almak istiyorum. Fiyatı ne durumda acaba?
Kasiyer;
-Çok üzgünüm sarışınlara satışımız yoktur.
Kadın bunu duyunca çok sinirlenir ve ayrıca çok merak eder kasiyerin kendisini nasıl tanıdığını. Bu merakla sorar.
-Beyefendi bu gelişimde saçımı boyattım makyajımı değiştirdim ama siz beni tanıdınız. Nasıl oldu bu?
Kasiyer cevap verir;
-Çok basit hanımefendi, o baktığınız 37 ekran Tv değil, mikrodalga fırın *
1960'lı yıllarda SSCB lideri Kruşçev'in Küba'yı ziyaret etmesi gündeme gelmiş. Kübalı yöneticiler bu önemli ziyaret öncesinde hazırlıklara girişmişler ve hatta bu ziyaretin anısına Kruşçev Küba'da konulu bir resim yapması için bir ressama talimat da vermişler.
Nihayet ressam Kruşçev Küba'da resmini tamamlayıp geldiğinde bir de ne görsünler? Resimde bir yatak var, yataktaysa sevişen bir çift.
"Nedir bu böyle? Kimdir bu resimdekiler?"
"Efendim bu resimdeki kadın, Kruşçev'in karısı. Sevgilisini eve almış, sevişiyorlar..."
"Bu ne rezalet! Peki Kruşçev nerede?"
"Kruşçev Küba'da..."
Temel'le Dursun, istanbul'da minibüsle bir yere gidiyorlarmış. neyse Şoför Levent, Fatih, Eyüp diyormuş.
Dursun sıkılmış temel biz ne zaman ineceğiz demiş.
temel de dur oğlum acele etme, kaptan ismimizi okusun ineriz. demiş. komik ama?
biri muşlu diğeri bursalı iki travesti tem otoyolunda sohbet eder.
bursalı olan muşluya sorar
"sizin oralarda bu işler nasıl oluyor."
muşlu
"ararlar sonra otelde buluşulur, ilk önce bir güzel döverler, sonra sikerler, sonra yine döverler, sonra dağın başında bırakırlar" der.
muşlu bursalıya sorar
"peki sizin orda nasıl oluyor bu işler?"
bursalı
"önce ararlar, bir bar ya da kafede buluşulur, bir şeyler içilir ya da yenir, sonra en az 4 yıldızlı bir otele gidilir, duşlar alınır, sevişilir sonra istediğimiz yere bırakırlar." der
muşlu şaşırır, fırsat kaçırmış gibi elinin tersiyle avucuna vurur ve der ki
" bu imkanlar muşta olsa herkes ibne olurdu anasını satim" der...
nasrettin hoca'ya sormuşlar:
kimsin?
hiç demiş hoca, hiç kimseyim.
dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş hoca:
sen kimsin?
mutasarrıf demiş adam kabara kabara.
sonra ne olacaksın? diye sormuş nasrettin hoca.
herhalde vali olurum diye cevaplamış adam.
daha sonra? diye üstelemiş hoca.
vezir demiş adam.
daha daha sonra ne olacaksın?
bir ihtimal sadrazam olabilirim.
peki, ondan sonra?
artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
hiç.
daha niye kabarıyorsun be adam. ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "hiçlik makamında!
Köyün birinde teyyo emmi tarzında çok sallayan bir avcı varmış. Yine kahvede oturduğu bi gün yine başlar anlatmaya:
-Yine sisli bi gün çıktık ava, ormanda gezerken bi geyik gördüm ama nasıl bi geyik ben diyim 2 metre siz deyin 3 metre. Çektim tek kırmayı alnının ortasından vurdum.
-ee abi
-e geyik büyük şimdi ben bunun hepsini taşıyamam kestim sağ bacağını attım omzuma devam ettim.
Derken bi geyik daha. Böylesini ne gördüm ne duydum 3-4 metre var boyu
-abii
-Valla lan,
çektim yine tek kırmayı alnından vurdum bunuda. Gittim yanına, e buda büyük kestim bununda sol bacağını attım öbür omzuma devam ettim.
Derken avcının telefonu çalar kahvenin dışına çıkar, konuşmasını yapınca girer içeri tekrar
-eee nerde kalmıştık
-abi bacakları omuzuna almıştın
-sonra verdim ya..ğı verdim ya...ğı
Gibi belden aşşağı fıkraları herkese anlatmayın sözlük.
melek adem'e demiş ki;
- sana bir iyi bir de kötü haberim var. söyle demiş adem.
- sana iki organ veriyoruz. birinin adı beyin. bununla havva ile sohbet edeceksin, problem çözeceksin, yaratıcı olacaksın. diğer organın adı daha belli değil ama onunla da havva ile hoş ve zevkli anlar yaşayacaksın, çocuklarınız olacak.
adem;
- peki kötü haber nedir ki ?
melek;
- bu iki organı aynı anda kullanamıycaksın.
öbür dünyada tüm erkekleri tek sıra yapmışlar. melek emretmiş ;
- karılarını aldatanlar bir adım öne çıksın.
erkeklerin hepsi bir adım öne çıkmış. biri hariç. melek ona bağırmış;
- sen de çık ulan sağır..!
kız nişanlısına ;
- yarın pazar. bir araba bul da beni gezdir demiş .
oğlan aramış taramış kimseden araba bulamamış. aklına belediyede çelışan arkadaşı gelmiş. ondan bir araba istemiş. bir tek cenaze arabası müsaitmiş. arabayı almış kızın evine gelmiş kapıyı çalmış. kıza ;
-hadi hayatım araba hazır demiş. kız bir bakmış ki ,cenaze arabası.
-defol git beni bu arabayla mı gezdireceksin ? deyince oğlan ;
-sen bilirsin. binmezsen binme . herkes buna binmek için ölüyo,ölüyo..!
Bir adamla bir kadın, bebekler gibi uyumakta.
Sabahın üçünde, birden dışarıdan bir gürültü geldi.
Kadın, panik içinde yataktan fırlayıp adama doğru bağırdı 'Aman Tanrım,
Bu kocam galiba!'
Adam da yataktan fırladı, korku içinde ve çıplak, kendini camdan attı, yere yapıştı. Dikenli çalının arasından koşabildiğince hızlı arabasına koştu;
Birden aydı, geri dönüp yatak odasına girdi, ve karısına : "A s..tir!!! Senin kocan benim!!!' diye bağırdı.
'Yok yaa ne kaçtın öyleyse?'
Ve kavga böyle başladı .......
ADAM barda oturuyor. Önünde bir türlü içemediği içki bardağı, suratı asık... O sırada barın kapısı açılmış. iriyarı, külhanbeyi tavırlı bir adam, hiç soru sormadan adamın önündeki içki kadehini alıp başına dikmiş. Elinin tersiyle ağzını kuruladıktan sonra:
-Ne o, neden böyle surat asıyorsun, gemilerin mi battı? diye sormuş. O da başlamış anlatmaya:
-Sorma, çok talihsiz bir adamım. Sabah karımla kavga ettik, beni evden kovdu. O sinirle işe geç kaldım. Patronum zaten bahane arayıp duruyordu, beni işten attı.işten çıktım, yolda yürürken araba çarptı. Eve gideyim, belki karımla barışırız dedim, eve gittim ve karımı başka bir erkekle yatakta yakaladım. Bu kadarı da artık fazla deyip, kendimi öldürmeye karar verdim. Tabanca tutukluk yaptı. iple asmaya kalktım ip koptu. Doğalgazla öleyim dedim, faturayı ödemediğim için gaz kesikti. Eczaneden fare zehri aldım, buraya geldim, içki bardağıma koydum. Onu da geldin sen içtin.