Amerika'da bir supermarkette , mu$teri yarim kivi satin almak istiyor.
Tezgahtar bunun mumkun olmadigini soyluyor. Kavga cikiyor.
Tezgahtar ko$a ko$a mudure cikiyor:
" Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor " der demez
$oyle bir arkasına dönunce ne görsün !!
Mu$teri arkasindan gelmi$ , ensesinde duruyor...
Tezgahtar hemen mü$teriyi i$aret ediyor:
" Bu beyefendi de diger yarısını almak istiyor , efendim..."
Müdür durumu anlıyor , adama yarım kiviyi mecburen verip gonderiyorlar.
Müdür bir saat sonra tezgahtari çağırtıyor:
-Tebrik ederim, cok zeki davrandin, iyi idare ettin. Nerelisin
sen?
-Brezilya'lıyım efendim..."
-"Amerika'ya niye geldin?"
-"Brezilya cazip bir yer degil efendim , orada insanlar ya
orospu , ya da futbolcu oluyor..."
-"Biliyor musun benim karim da Brezilyali..."
-"Yaa oyle mi, acaba karınız hangi takımda futbol oynuyor ?
Afrika'da, çok geri kalmis olan bir köye gelen bir papaz, yerlileri
egitmeye çalisiyormus. Her sabah insanlarin iyilik yapmalarini,
birbirlerine karsi iyi davranmalarini vaaz ederken, ögleden
sonralari da : kabilenin reisine, ingilizce ögretmeye çalisirmis.
Bir gün papaz yanina kabile reisini alip dolasmaya baslamis.
Bu arada gördükleri seylerin ingilizcelerini de söyleyerek reisin
ingilizce bilgisini arttirmaya çalisiyormus.
Bir kayanin önünde papaz "Kaya" demis, reis de "Kaya" diye tekrar etmis.
Bir göle gelmisler, papaz "Göl" demis, reis de "Göl" deyince papaz sevinip
"Aferin" demis.
Biraz sonra çaliliklarin arasinda sevismenin son asamasinda olan
bir çifte rastlamislar.
Papaz : biraz kizarmis ve yutkunarak "Bisiklete binmek" demis. Reis
oynasanlara söyle bir bakmis ve tüfegi ile ates ederek her ikisini de
öldürmüs.
Papaz saskinlik içinde bagirmis "Ne yapiyorsun, bunca zamandir sizi
medenilestirmek için ugrasiyorum, insanlara karsi iyi davranmanizin lâzim
oldugunu, bunu Tanrinin istedigini anlatiyorum. su yaptigin ise bak!
Reis parmagi ile ölü kadini göstermis, "Bisiklet benim bisiklet"
Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş..
meleklerin karşısında cennetin kapsında dururken arkasında
saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:
-'Bu saatler ne böyle?'
melekler cevap vermiş:
-'Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati
vardır.
Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'
Erbakan
-'Ooo, peki bu kimin saati?'
-'Bu ATATÜRK ün saati.. ibre hiç bir zaman oynamadı, yani hiç
yalan söylememiş.
-'inanılmaz' demiş Erbakan.
-'Peki bu kimin saati?'
melekler cevap vermiş:
-'Bu ismet inönü'nün saati. ibre iki kez hareket etti, yani
inönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'
En sonunda Erbakan dayanamamış ve sormuş:
-'Peki Tayyibin saati nerede??'
-'Tayyibin saati Hz.Muhammedin ofisinde, Hz.Muhammed onu
vantilatör olarak kullanıyor..'
Dünya feministler kongresinde, Amerikan Delegesi Hanımefendi
kürsüye gelmiş:
'Geçen yılın kararlarını aynen uyguladım.Eve gider gitmez kocama:
'Bundan sonra temiz çamaşır istersen kendi çamaşırını kendin yıka. işte
makine orda..' dedim.
ilk gün birşey görmedim.ikinci gün birşey görmedim.
Üçüncü gün bir baktım, makinenin başında sadece kendi çamaşırlarını değil,
benimkileri de yıkıyor.'
Alman Delegesi söz almış:
Ben de kararımız gereğince kocama:
'Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan kendi bulaşığını kendin yıka
dedim..
Birinci gün birşey görmedim. ikinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün baktım,
makinenin başında sadece kendininkileri değil, benim bulaşıklarımı da
yıkıyor.'
Üçüncü konuşmacı bizden, fem inist kardeşimiz:
'Türkiye'ye döner dönmez kararımız gereğince kocamla konuştum.
Ona dedim ki: 'Bundan böyle yemek yemek istiyorsan, kendin pişirmen
gerekecek. işte mutfak orada..' dedim.
Birinci gün birşey görmedim. ikinci gün birşey görmedim. Üçüncü gün sol
gözüm biraz açılır gibi oldu, hafiften görmeye başladım...
tek beceremediğim şey desem anlatıyorum ama gülen olmuyor.düşünüyorum sonra acaba bendenmi yoksa fıkradan mı gülmüyorlar diye.Ben yinede anlatmasam iyi olacak kanımca..Ama yinede bir tane anlatacağım.ister gülün ister gülmeyin takdir sizin, arkadaşlar..
Temel astronot olursa
3 atranot uzaya gidecek.Bunlardan biri alman biri ingiliz biride bizim temel.Bunlar yıllarca gelmiyecekleri için en önemli ihtiyaclarını sorarlar.Alman bana sarışın,esmer,kumral hatun der.ingiliz bana bol bol içki der.Bizim temel baaa bol bol cigara der.Neyse istekler temin edilip uzaya fırlatılıyorlar.3 astronot aradan yıllar geçiyor geri dönüyorlar.Tabi aileler merakla bekliyor.Önce alman iniyor dalyan gibi alman olmuş iğne iplik.Sonra ingiliz iniyor adam zil zorna sarhoş.Tabiki sıra temele geliyor.Temel kapıda görünür görünmez bi fırlıyor agzında cigarayla:
"Allahını seven baaa ateş versuuun da"
Erbakan ölmüş ve cennete gitmiş..Meleklerin karşısında cennetin kapsında dururken arkasında saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş:
-'Bu saatler ne böyle?' melekler cevap vermiş:
-Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati
vardır.Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.'
Erbakan;
-'Ooo, peki bu kimin saati?'
-'Bu ATATÜRK ün saati.. ibre hiç bir zaman oynamadı, yani hiç yalan söylememiş.
-'inanılmaz' demiş Erbakan.
-'Peki bu kimin saati?' melekler cevap vermiş:
-'Bu ismet inönü'nün saati. ibre iki kez hareket etti, yani inönü tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi...'
En sonunda Erbakan dayanamamış ve sormuş:
-'Peki Tayyibin saati nerede??'
-'Tayyibin saati Hz.Muhammedin ofisinde, Hz.Muhammed onu vantilatör olarak kullanıyor..'
Temel ve Dursun Amerika'nın Irak'a savaş açmasını hazmedemeyip Amerika'ya savaş açmaya karar vermişler.
Ne yapıp edip Bush'un telefonuna ulaşmışlar..
Ve arayıp konuşmaya başlamışlar...
Temel: Sayın Bush siz Irak'a savaş açtinuz bizde size açayruz..
Bush: Siz kimsiniz hangi ülkesiniz..
Temel: Biz Rizeliyuz
Bush: Peki asker sayınız kaçtır
Temel: Ben ve arkadaşım Tursun toplam içi
Bush: Silah sayınız kaçtır
Temel: Benım dededen kalma çakıralmaz,Tursun'unda bi tekkırma tüfek.
Bush: Buna karşılık bizim 20.000 askerımiz, 5.000 uçaksavarımız, 3000 gemimiz var.
Temel: Ben sizi tekrar arayacağum..
Amerikalılar oturmuşlar aramışlar taramışlar sonunda Rize'yi bulmuşlar, bakmışlar ufak bir yer şok olmuşlar.
Temel tekrar aramış..
Temel: Sayın Bush biz size savaş açıyoruz..
Bush: Asker sayınız..
Temel: Ben, Tursun ve kahveden birkaç arkadaş toplam 5 çişiyuz..
Bush: Peki silah sayınız
Temel: Benim çakıralmaz,Tursun'un tekkırma,kahvedeki arkadaşlardan birunun çakısı bide biçerdöver..
Bush: Buna karşilık bizim asker sayımız 50.000 e ulaştı,10.000 uçaksavarımız ve 7.000 gemimiz oldu..
Temel: Biz sizi tekrar arayacağuz...
Bir müddet sonra Temel tekrar arar..
Temel: Biz savaştan vazgeçtuk..
Bush: Neden?
Temel: O kadar savaş esirunu barındıracak yerumuz yok...
adamın biri dükkana girmiş. ayetullah humeyni'nin çerçeveli bir resmini göstererek "ne kadar?" diye sormuş satıyıca. satıcı "500 tümen" demiş. adam "300 olsun, alayım" demiş. satıcı diretmiş 500'de. adam "350 olsun" demiş. satıcı "yok" demiş. "400 veririm son" demiş adam. o sırada başka biri girmiş dükkana. isa'nın çerçeveli bir resminin fiyatını sormuş. "500 tümen" demiş satıcı. adam 500 tümeni verip almış resmi. satıcı "bak gördün mü, pazarlıksız aldı adam" demiş. bizimki de şöyle cevap vermiş: "humeyni'yi de gersinler çarmıha, hemen veririm 500 tümen!"
Bir Avrupa kentinin banliyösündeki bir otelde, Uluslararası Din
Adamları toplantısı yapılmakta imiş.
Bu toplantıda bir Katolik papaz, bir Müslüman imam ve bir Yahudi haham
dost olmuşlar.
Öğle yemeği molasında sandviçlerini alıp, otelin yakınındaki bir
parkta bulunan göle giderek buldukları bir kayıkla gölde dolaşmaya ve
sandviçlerini yemeye başlamışlar.
Gölün ortalarında bir yerde haham özür dileyerek; 'Çok affedersiniz,
Tel Aviv'e acele bir telefon etmem gerek, hemen dönerim' demiş.
Eteklerini toplamış ve gölün üzerinde zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya
çıkıp otele gitmiş. Gerçekten de kısa bir süre sonra dönmüş, gölün
üstünde zıplaya zıplaya yürüyerek kayığa binmiş ve göl turlarına devam
etmişler.
Bizim imam bu ise çok şaşırmış. Allah Allah, adamdaki iman gücüne bak
yahu diye derin derin düşünmüş.
Bir süre sonra papaz izin istemiş; 'Çok affedersiniz, ilacımı almam
gerek, hemen dönerim.' demiş, eteklerini toplamış ve gölün üzerinde
zıplaya zıplaya yürüyerek kıyıya çıkıp otele gitmiş. Olan bitene bizim
imam çok duygulanmış.
Mutlaka benim de yapmam gerek, yoksa Müslümanlığa gölge düşürürüm diye
papazın dönüşünü beklemiş.
Papaz kısa bir süre sonra dönmüş, yine gölün üstünde zıplaya zıplaya
yürüyerek kayığa binmiş ve göl turlarına devam etmişler.
Gölün ortasına gelince bizim imam aşırı heyecanla hazırladığı bahaneyi
unutup 'çok affedersiniz, gidip tespihimin imamesini yağlamam gerek'
deyip uzun bir besmele çekmiş, atmış kendini göle. Tabii doğru suyun
dibine gitmiş.
imam bu ise çok şaşırmış. Yüce Allahım, bu kefereleri suyun üstünde
yürüttün, beni dibe batırdın, olmaz böyle şey. Yüzümü ak çıkar
yarabbim, diyerek uzuuun bir besmele çekmiş ve tekrar atmış kendini
göle. Ve yine gluk gluk deyip dibi boylamış.
Papazla haham bunu tekrar gölden çıkarırken haham, papaza demiş ki:
'Peder Bey, lütfen imam efendiye taşların yerini gösterin, yoksa
adamcağız kendini helak edecek'.
PiYANGO
BÜYÜK iKRAMiYE ÇIKAN TEMEL'i ÜÇ AY SONRA BAKKAL, KASAP VE BORÇLU OLDUĞU
DiĞER ESNAF YOLDA ÇEViRMiŞ;
'ULA TEMEL, SANA iKRAMiYE ÇIKTUĞU HALDE ÜÇ AYDIR NiYE BORCUNU ÖDEMiYSUN?'
TEMEL;
'ZENCUN OLDi, DEĞiŞTU DEMESUNLAR DiYE...'
kısa ve anlamı yoğun anlatım biçimidir.
değişik tipler veya belirli bölgeye ait kalıplaşmış tipler bulunabilir. örn: temel.
karşılıklı konuşmalar ile sonuca varılır.
günlük olaylardan yararlanılır, gerçekçidir.
ince mizah, keskin alay olur.
kısa yoldan yargıya varılır.
az sözle çok şey anlatma önemlidir.
oluşturan temel unsurlar: tez ve anti-tezdir. çatışmayı oluşturur.
tez, tek sözcük bile olabilir.
olumlu, olumsuz ve dinleyici tipler vardır.
zaman ve yer kavramı belirsizdir.
olağanüstülük görülmez.
dil, halkın anlayabileceği sade bir dildir.
zamanın olayları ve kişileri hakında düşünceleri ortaya koyar.
temel bir gün bakkala girer ve bakkaldan 99 tane ekmek ister.bakkal da " temel bari düz hesap 100 ekmek olsun " der.temelden cevap gecikmez. " uyyy 100 tane ekmeği kim yiyecek daa "
komik değil ama idare edin.*
Temel hacca gitmiyi karar vermiş, eşi fadimeye gitmiş;
- Fadime ben Hacaa gidecem hakkını helal et
- Fadime de helal etmem ancak benide Hacca götürürsen helal ederim demiş,
Neyse zar zor temel kabul etmiş, hadi gidip anamdan da vedalaşalım deyip Temelin anasının yanına gitmişler.
- ana hakkını helal et biz Fadimeyle Hacca gidecez der Temel,
- Anası; helal etmem ancak benide götürürseniz helal ederim der.
Zar zor onu da kabul etmişler.
Daha sonra toplanıp üçü birlikte Fadimenin anasının yanına gitmişler.
- Fadime : ana hakkını helal et biz hacca didiyoruz der.
anası: Benide götürürseniz ederim, yoksa etmem der.
Temel bu işe itiraz eder, Fadime de senin anan geliyorsa benim anamda gelsin der ve onuda Temele kabul ettirirler.
- Neyse dördü birden Kabenin yolunu tutarlar. Hac görevlerini tamamlarlar. Dönecekleri gün odalarına çekilip dua ederler.
O sırada Temel anasının bulunduğu odanın önünden geçerken
Anası : Allahım sen beni affet ben Temelin babasının 2 defa aldattım pişmanım der.
Bunu duyan temel şok olur eyvah benim anam orospuymuş diye içinden geçirir.
Neyse ordan geçip kaynanasının odasının önünden geçerken,
Kaynanası da:Allahım sen beni affet ben Fadimenin babasının 3 defa aldattım pişmanım der.
Bunu duyan Temel iyice şok olur. Koşar adım Fadimenin yanına giderken Fadime de dua ediyormuş onuda dinler
Allahım sen beni affet ben Temeli emicemin oğlu Dursunla 3 defa aldattım pişmanım der.
Temel neye uğradığını şaşırır, koşarak kendi odasına gider;
ALLAHIM SEN BENi AFFET ÜÇ TANE OROSPUYU SENiN HUZURUNA GETiRDiĞiM iÇiN DER *
azrail bir adamın canını almak ister adam biraz daha süre ister azrail kabul eder. adam aklınca azrailin onu öldürmemesi için çok iyi bir plan yaptığını düşünür. azrail gelir adam 'agugugu' diyerek bebek taklidi yapar. azrailde cevap olarak hadi attoooş der swh.
Çiftçinin atı kabız olunca veterineri ona hayli büyük bir fitil vermiş ve "Bunu hayvanın rektumuna yerleştireceksiniz.." demiş.. Çiftçi evine dönmüş, ahıra girmiş, atın rektumunu keşfetmek için etrafında bir süre dönüp durduktan sonra başaramayınca "Dinle bak at.." demiş, "Eğer rektumunu hala bulamazsam şu gördüğün fitili vallahi kıçına sokacağım..!"
Adamın biri çok uzun yıllar yurt dışında kaldıktan sonra ülkeye dönmüş. Havaalanından evine gitmek için bir taksiye binmiş. Yolda giderken yanında sigarası olmadığını hatırlamış ve şoföre bir markette durmasını , sigara alacağını söylemiş. Şoför gitmiş bir caminin önünde durmuş ve '' buyrun beyim, sigaranızı alın '' demiş. Adam şaşırarak '' nasıl yani , burası cami '' demiş. Şoför '' beyim artık ticaret camilerde yapılıyor '' demiş. Şaşkınlığı artan adam '' burası ibadet yeri değil miydi, hocalar, imamlar nerede...peki ibadet nerede yapılıyor '' diye sormuş. Şoför '' beyim ibadet üniversitelerde '' diye cevap vermiş. Adam '' profesörler, doçentler nerede... eğtim , eğitim nerede yapılıyor '' demiş. Şoför sakin sakin '' beyim eğitim hapishanelerde '' diye cevap vermiş. Adamcağız panik halinde '' ya hapishanedeki hırsızlar, düzenbazlar nerede '' deyince , şoför cevap vermiş '' beyim onların hepsi şimdi mecliste '' ....
Temel akşam eve gelmiş Fadime boynuna sarılarak karşılamış onu.
"Temel"um harika bir haberim var. Bir ay geciktim. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı. Sonucunu alana kadar lütfen kimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla.
Ertesi sabah Trabzon Elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış:
"Siz Fadime misiniz? Biliyor musunuz bir aylık gecikmeniz var."
"Bir aylık gecikmem olduğunu siz nereden biliyorsunuz?" demiş Fadime hayretle.
"Bu dosyalarımızda açıkça görünüyor."
"Ne? Dosyalarınızda mı?"
"Kesinlikle!"
"Beyefendi, bu gece eşimle bu konuyu görüşürüm!" demiş.
Fadime korkuyla ve akşam olanı biteni Temel"e anlatmış. Temel ertesi sabah kızgın bir boğa gibi Trabzon Elektrik idaresine dalmış:
"Neler oluyor burada? Karim bir dosyadan bahsetti. Aylık gecikmesi ile ilgili!" diye bağırmış Temel.
"Sakin olun. Ciddi birşey değil!" demiş memur. "Bu gecikme için bize borçlusunuz!"
"Size borçlu muyum? Ya ödemezsem?"
"O zaman sizinkini kesmek zorunda kalacağız!"
"Ama o zaman Fadime ne yapacak?"
"Bilmiyorum!" demiş memur. "Hanımefendi artik mumla falan idare eder...
Galatasay şükrü sarcoğluna gelir.Va maç başlar.Alex kimseye pas vermeyince diğer diğer dokuz oyuncu böyle yapacaksan biz çıkalım der.Alex zaten siz yorulmayın biraz rıhtımda gezin ben maçı hallederim der.Volkan ve alex maça devam eder.Dakika 12 alekx Fenerbahçeyi 1/0 öne geçiren golu atar.Sonra volkan da sızlanmaya başlar:Alex bari bana arada pas ver benide oyuna kat der ama aleks istersen sende çık biraz dolaş maç sonunda görüşürüz der volkan da çıkar. Alex 11 kişilik galasaraya karşı yalnız maçıa devam eder volkan maç sonunda gelir bakarki maç 1/1 olmuş Alekse yüklenmeye başlar nasıl yersin bu golu neden beni çıkardın sen nasıl saracoğlunda galasarayla berabere kalırsın alexe yüklenmeye başlar. Alex ya sorma volkan elbette bunu tarihde yazmazdı ama sen çıktıktan iki dakika sonra bende kırmızı kart gördüm der
2 kadin sohbet ediyor.
- kocan sigara iciyor mu?
- evet ama sadece seksten sonra
- peki sagligini hic dusunmuyor mu?
- yilda 3-4 sigaradan zarar gelmez ki?.
Delikanlı uçakta güzel bir sarışının yanına düşmüş.
Hemen sarkmış sarışına; "yan yana otururken muhabbet edilirse seyahat çok kısa sürer, hadi konusalım" demiş. Sarışın okuduğu kitabi yavaşça kapatarak "ne üzerine konuşmak istersin" demiş.
Delikanlı "valla bilmem ki... Mesela nükleer enerjiye ne dersin?" diye sormuş ukalaca.
Sarısın; "enteresan bir konu, olabilir, ama önce sana bir soru sorayım...
"At, inek ve geyik ayni şeyi yerler. Yani ot... Ama çıkartırlarken geyik küçük parçalar halinde, inek lappadanak bütün ve büyük parçalar halinde, at da pişmaniye topları gibi çıkartır. Neden olduğunu biliyor musun?"
Delikanlı ; "valla en ufak bir fikrim yok" demiş,
Bunun üzerine sarısın; "bir boktan anlamazken nükleer enerji üzerine nasıl tartışabileceğini zannediyorsun ?"