BI-VEFADIR DAR-I DUNYA KIMSEYI SAD EYLEMEZ DEMISTIR.. BU SOZU O DONEMIN SARTLARINA GORE DUSUNECEK OLURSAK CIDDI MANALAR CIKARMAK MUMKUNDUR ZIRA DONEM OSMANLININ ZIRVEDE OLDUGU ,HALKIN REFAH ICERISINDE OLDUGU BIR DONEMDIR. DUNYANIN HUKUMSUZLUGUNUN ALTINI CIZEN BIR SOZDUR. RUHU SAD OLSUN.
Bakiyle aynı dönemde yaşamış büyük şair. Hayatı çok zorlu geçmiştir.
"ilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir" şöyle güzel bir sözü vardır.
kendisi bana göre en büyük divan şairidir. şiirlerindeki incelikleri sanatlı dili son derece hoştur ancak bence en mühim yanı samimiyetidir divan şiirinin en itici yanı olan yapaylık kendisinde yok denecek kadar azdır çünkü söz sanatlarını, aruzu şiire o kadar iyi yedirmiştir ki şiirlerinde sırıtan yönler bulmak çok zordur. kendisinin en büyük talihsizliği şiiliğinden ötürü kanuni'den himaye görememesidir. kanuni kendisine çok cüzzi bir maaş bağlar onu da devlet görevlileri gereksiz harcama gerekçesiyle vermezler. fuzuli de bunun üzerine birilerini ayar manyağı yapacağı şikayetname'yi kaleme alır. bu manzum mektubun ilk beyiti mektubun muhteviyatını anlamaya yeter: "selam verdim rüşvet değil deyü almadılar.". kendisi esas şöhretini leyla ve mecnun mesnevisiyle kazanmıştır. bilindik bir arap halk hikayesini kendi mürekkebiyle yazarak onu adeta kendi malı haline getirmiştir. kelimeleri öyle güzel işlemiş hoş ayrıntıları o kadar yerleştirir ki zannedersiniz ki kurgu da fuzuliye ait. örnek verecek olursak mecnun hacca gider arkadaşları ona derler ki kâbe'yi ilk gördüğünde dilek tutarsan bu kabul olur de ki allah'ım bana leyla'yı unuttur mecnun kabeyi görür görmez allah'ım bana leyla'yı asla unutturma diye dua eder. su kasidesi de fuzulinin şöhretinde haklı bir paya sahiptir. peygamber sevgisini en iyi anlatan şiir olarak islam tarihinde yerini almıştır. şu beyitteki güzelliğe bir bakın: serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
dâmenin duta ayağına düşe yalvara su.
farsça divanın önsözünde «fuzûlî» mahlasını niçin seçtiğini anlatır. şiire yeni başlarken kendisine bir mahlas bulmak için günlerce düşündüğünü, sonra beğendiği her mahlası başkalarının da almış olduğunu görerek şöyle der: "başkası ile ortak bir mahlas kullanır da şiirde başarısız olursam bana yazık olur. eğer ben başarılı olursam mahlâsdaşıma zulüm etmiş olurum." böylece o, kimsenin beğenmeyeceği "fuzûlî" mahlasını almıştır. bir diğer ilginç nokta ise oğlunun adını fuzuli'nin zıddı olan fazlî koymasıdır bu konuyla alakalı ahdi tezkiresinde olan ilginç bir söz: şimdi hillede iki şair vardır. fuzûlî baba, fazlî oğuldur. dünyanın bütün işleri tersinedir. fazlî baba, fuzûlî oğul olmalıydı. bu sözden anlıyoruz ki fuzuli'nin de oğlu da kendisi gibi şairdir ancak şiirde babasının aksine başarısızdır.
Gayr ile her dem nedir seyr-i gülistân ettiğin;
Bezm edip halvet kılıp yüz lütf-u ihsân ettiğin?
Ahd bünyadın mürüvvetdir mi virân ettiğin!
Hani ey zalim bizimle ahd-u peymân ettiğin?
Cürmümüz noldu ki bizden eyledin bizârlık
Biz gâmın çektik, sen ettin özgeye gâm-harlık
Sizde adet bu mudur, böyle olur mu yârlık!
Hani ey zalim, bizimle ahd-u peymân ettiğin?
var böyle adamlar yaptıkları işte çıtayı öyle bi yükseltirler ki aşabilene aşk olsun aha bu da öyle adamlardan. erişin erişebilirseniz manyak gibi bi' şey. boşuna daha iyisini aramayın divan edebiyatında en iyisi o. ha şunu anlarım şiirlerindeki konuyu beğenmezsiniz size hitab etmez gider nefi'nin beyitlerinde coşarsınız o ayrı ama konu ama mesele "sanat", "dil", "yetenek", "şairlik" ise fuzuli zirvedir. 1500 sene önceden "şiir öyle yazılmaz böyle yazılır" diyerek çocuğu koyup geçmiştir.
dersimizi örnekle pekiştirelim:
Zülfü gibi ayagın koymaz öpem nigarın
Yoktur anın yanında bir kılca i'tibarım
Bildi tamam alem kim derd-mend-i aşkım
Ya Rab henüz halim bilmez mi ola yarim
Vaslından ayrı kanım nola dökülse gül gül
Ben gülbün-i hazanem bu fasldır baharım
Tasvir eden vücudum yazmış elimde sagar
Ref' olmaya bu suret yok elde ihtiyarım
Dür istemem zamani mey neş'esin başımdan
Toprag olanda ya Rab derd-i mey et gubarım
Rüsvalarından ol meh sanmaz beni Fuzuli
Divane olmayam mı dünyada yok mu arım
osmanlının ta kanuni zamanında köhne oldugunu " selam verdim rüşvet değil diye almadılar" sözüyle bizlere gösteren şair.
su kasiyesinde sanatındaki ustalığını göstermiştir.
iki büyük düşünür ve şair Fuzuli ve Ruhi devrin padişahının sarayında bir davete icabet etmişler. Eften püften şeylerle kopmayacak dostlukların adamı olan bu iki arkadaş, cennetten bir köşevari sarayın muhteşem güzel bahçesinde dolaşırlarken; Şair Ruhi'nin aklına muziplik gelmiş;
Ruhi:
-Ya Fuzuli dostum, şu cennet gibi bahçenin, şu güzel çiçeklerin içinde, şu göz alıcı işlemeli duvarların dibindeki o uyuz iti görüyor musun?
Fuzuli:
-Görüyorum ya Ruhi?
Ruhi:
-işte o it bu sarayda Fuzuli
Atılan taşı tekrar gediğine koymak için bir an düşündükten sonra;
Fuzuli:
-Doğru söylersin ya Ruhi. Sıkacaksın şu itin boğazını çıkacak içinden Ruhi.
güllü dibâ giydin amma korkarım âzâr eder
nazeninim sâye-i hâr-ı gûl-i diba seni.
(ey sevgili, sen üstünde gül resmi olan ipekten bir elbise giydin.
giydin ama, o elbisenin üstündeki gülün dikeninin gölgesi seni incitecek, senin tenine zarar verecek diye çok korkarım).