salihli'de kayıp bir ikiz akrabasının yaşadığına ve bu akrabasının bir gün kendisine kavuşacağına inanıldığı için "su gibi gelsin" diye adı sulara verilip su markası haline getirilen ressam.
18 yaşında geçirdiği kazadan sonra omurgası ve sağ bacağı feci şekilde hasar gördüğü için bir süre yatağa mahkum kalan ve yatağının karşısına konulmuş ayna ile ilk otoportresini çizen sanatçı.
32 ameliyat geçiriyor ilk zamanlarda.
Sanırım onun mücadeleci tavrı, bunu resmedişi kimi zaman yenilmiş hissedip bunu resmedişi eşinin aldatmaları ve yine resmedişi yani her şeyini resimleriyle ifade edişi onu farklı ve güzel kılıyor.
Resmi hiçbir okul eğitimi almadan kendi kendine öğrenmiştir.
Bazıları nedense tarihte bir kadının isim yapmış olmasını, bugün de adından söz ettirmesini kabullenemiyor, onlara sevgi besleyenleri de kezban olarak görüyor.
Aynı şey kadınların bir erkek sanatçıyı beğenmesinde de geçerli.
Tek kaşlıymış, sanki güzellik kraliçesi olma iddiasında bulunmuş kadın.
Bizim elif shafaq'ın tek kaşlısı. Popülerizm üzerinden yürüyüp şöhretin dibine dibine vurmuştur.
Hayır bu dünyaya sanat adına ne katmış bu kadın?
Bu kadından fersah fazla acılar çeken kadınlar geldi bu dünyaya, yaşadı, öldüler. Yaşıyorlar..
Karı koca arası tatminsizliği bize sanat diye yutturmaya çalışanların da amına koyim, çok afedersiniz.
Şiir zaten ajite etmektir bazen, abartmaktır ama sırf burdan gideceksek; Sezen aksu'nun ya da meral okay'ın hislerinin put yapılıp tapılması gerekir.
Ne zamandan beri acıları devşirip, bunu büyük nimet diye sunar oldu bu kapital sanat dünyası, reklamlarla kendine okuyucu arar oldular nobel ödüllü dallamalar.
Bir de bakımsız kadının, vazgeçmişlik, aydınlaşmış, olmuş, acısını çekmeye çile odasına kapanmış mevlevi dervişi edası üzerinden yürümüş ki, akıllara feza.
Gereksiz populerlestirilen insan. Tamam ressam olabilir sanatci olabilir ama abartmanin hakkinda bilgi sahibi bile olmadan da orda burda "frida kahlo yaaagg " diye triplere girmek anlamsiz ve komik.
Aşk ve insanlık için yaşamış bir neferdir. Milenyum insanı kendi çıkardığı dergileri, kitapları ve yaptıkları resimleri satmak için onu basit bir kezban haline getirmiştir yazık ki.
acının ve aşkın kadınlarını görmek isteyenler, kurtuluş savaşını bir incelesinler. orada savaşta birbirlerini sevip eşlerini kaybeden bir çok kadın-erkek mevcut.
tanım : troçki sayesinde ün kazanan, abartılan sıradan kadın. gereksiz ergen modası.
Kurtuluş savaşında yer alan kadınlarla bu kadını kıyaslamak müthiş zeka işi gerçekten.
Bir tarafta toplumsal mücadele diğer tarafta kişisel bir mücadele ve kazanılmış ün.
Bu kadının hikayesi bireyin hikayesidir.
Toplumsal kazanımlarda ise kişiler belirsizdir, zira bu herkesi kapsayan bir durumdur.
Birlik olmanın verdiği güç söz konusudur bunun önemi kastedilir.
Son Zamanlarda instagramda renkli ve net günümüzde gibi çekilmiş duran fotolarına sıkla rastlayınca günümüzde yaşayan biri sandığım sonra netten araştırınca 60 yıl önce öldüğünü öğrendiğim tablocu bıyıklı abla. Neden şu sıralar bu kadar meşhur anlayamadım.
Frida Kahlo'nun inanılmaz bir yaşam hikayesi var. Yaşam hikayesi yerine yaşam mücadelesi desek daha uygun düşer sanırım. Çünkü Frida hayatı mücadele ile geçen güçlü bir kadın.
“Bir fahişe olarak doğdum” diyebilecek kadar cesur, “bir ressam olarak doğdum” diyebilecek kadar da kendine güvenen bir kadın öncelikle.
Ülkesindeki ilk kişisel sergisinde yataktan çıkmaması öğütlenmiş, çareyi yatağı sergi salonuna taşıtmakta bulmuş. Öyle de güçlü, öyle de inatçı bir kişiliği varmış.
Resmettiği her bir Frida bir şekilde acı çekmekte olan bir kadını andırıyor adeta.
Edit: eksileyen arkadaşa bir kadının bu denli güçlü bir kişiliğe sahip olması battı galiba.
Acılarını resme dökmüş, saplantılı aşkından vazgeçememiş, aldatılmış , aldatmış, boyun eymeyen, devrim yürüyüşlerin de, en ön saflarda, savaşçı ruhlu, kadın.