https://galeri.uludagsozluk.com/r/1556335/+
Hikayeye göre, günün birinde Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış. Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş. Kafka bebeği onun yerine aramayı önermiş ve ertesi gün aynı nokta da buluşmak üzere sözleşmişler. Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış ve buluştuklarında kendisine okumuş:
“Lütfen benim için kederlenme, dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım.” Bu birçok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.
Derken gün gelmiş ve görüşmelerin de artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız, aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş: “yolculuğum beni çok değiştirdi.”
Uzun yıllar sonra artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız, gözü gibi baktığı bebeğinin gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır: Sevdiğin her şeyi er yada geç kaybedeceksin ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek...
Kendisini hayata karşı heo yenik görmüştür, kendisine acımasız bir yazardır. Betimleme becerisi muhteşemdir, dönüşüm adlı kitabı kendisini gayet net anlatıyor.
"Şato", "dönüşüm" eserlerinden çok "milena'ya mektuplar" ile bilinen praglı yazar.
"Kısaca şunu söylemek istiyorum Milena: etrafındakilerin o ulaşılmaz zekilikleri ile hayvanca sersemliklerine karşı senin haklı olduğuna inanmamış olsaydım bu kadar ilgilenebilir miydim seninle? koskoca okyanusların dibindeki bir avuç toprak o baskıya nasıl dayanıyorsa sen de öyle dayanmalısın Milena. Bugüne kadar insanlara tahammül edebileceğimi yeryüzü ile başa çıkabileceğimi düşünmezdim hiç. Ama sen şunu öğrettin bana dayanılmaz olan aslında yaşam değil, insanlarmış."
babasına yazdığı ancak göndermediği bir mektupta şu sözleri kaleme alır:
"sıkıntılı, ama bütün çocuklar gibi inatçı bir çocuktum; annem beni biraz şımartıyordu; uysal olmadığımı hiç sanmıyorum; bütün istediğim sevecen bir söz, sessizce 'elinizi tutmak', hoş bir bakış olduğu halde, bunlardan hiçbirini yaşayamadım. sen, çocuklarla bile ilişki kurarken kendi benliğinin dışına çıkamaz, kuvvet kullanır, birden sinirlenir ve öfkelenirsin... kendi bileğinin kuvvetiyle çok yüksek bir mevkiye çıkmıştın ve bu yüzden kendine karşı sınırsız bir güvenin vardı... seni görünce kekelemeye başlıyordum... senin karşında kendime olan güvenimi yitiriyor ve dayanılmaz bir suçluluk duygusuna kapılıyordum. birisi hakkında şu satırları bana yazdıran, işte bendeki bu duygunun ölçüsüzlüğüydü."
ve "bir özyaşamöyküsü taslağı" olarak adlandırılan bir metinde şu sözleri kaleme alır kafka:
"akşam, sürükleyici bir hikayenin en heyecanlı yerine gelmiş bir oğlan çocuğunu, sırf çocuk olmasını gerekçe göstererek okumayı kesip yatması gerektiği konusunda ikna edemezsiniz.
..
..
bütün bu olan bitenlerin en önemli yanı şuydu: okumaya aşırı düşkün olduğum için suçlanıyor, kimseye hissettirmeden ödev saatlerinde kitap okuyor, bu yüzden de çok başarısız oluyordum.
..
..
özelliklerimden biri de bütün bu olanlar karşısında sessiz kalmaktı; o zaman da, ya kendimden ve kaderimden nefret ediyor ya da kötü bir çocuk, hatta iblisin teki olduğumu düşünüyordum."
belki sen Milena'ya kavuşamadın, ama bizi kavuşturdun Franz, teşekkür ederiz.. belki, ilerde bir gün, hayat bizi ayrı düşürürse, senin satırlarında gizlice buluşuruz..
ikinci dünya savaşı sonrasında değer verilen yahudi yazarlardan birisi. Açıkçası o savaş olmasa ve yahudilere öyle şeyler yapılmamış olsa patlaması zor olacak bir yazar. Pek bir numarası yoktur bence, abartılmıştır.
hukuk talebesinin okuması gereken en önemli yazardır. hukukun, fakültede anlatılamaz olan insani yönünü anlamadaki mahareti kafka'yı 20.yy'ın en önemli edebiyatçılarından biri haline getirmiştir. 20.yy da en hakim görüş olan pozitivizm bütün sosyal, siyasal alanlara da nüfuz etmiş ve nesnesini iğdiş eden bir canavar haline dönüşmüştür. kafka dava, şato gibi eserlerde bu sürecin bürokratik ve toplumsal yönünü anlatır.
Bundan yıllar önce almıştım milenaya mektupları. En sevdiğim cümlesi buydu. Yıllar geçti, gene unutamadım. Bir yerlerde buldum yaptığım bu alıntıyı buldum geri.
günlüklerinde aldığı eğitimin kendisine pek çok açıdan zarar verdiğini hatta mahva sürüklediğini belirtip eğitiminde payı olan herkesi başta anne baba ve öğretmenlerini
suçlayan yazar. eğitim ile kendisini olduğundan değişik bir insan yapmayı hedeflediklerini söylüyor ve şöyle güzel bir tasviri var:
bir viranenin küçük bir sakini olmalıydım; kulaklarım kargaların çığrışmasında, üzerimde kargaların uçuşan gölgeleri, ay altında serinleyerek; yaban otları gürlüğünce içimden fışkıracak olumlu özelliklerin baskısı altında ilk zamanlar biraz güçsüz; dört bir yandan, yıkıntılar arasından sızarak sarmaşık yatağıma vuracak güneşte yanmış...
aklınızda canlandırabildiniz mi? çok güzel bir ortamı yine çok güzel betimlemiş. belki de yazar haklıdır belki de bir virane sakini olarak yetişsek çok daha kendimiz ve doğal olarak çok daha huzurlu olacaktık.
Milena'ya yazdığı mektupları düşünürken "vay anam serhat adam nasıl kıvrak zekalı, nasıl işini biliyo vay zırtapoz" derken aklıma burcu geldi.
Kesin ikizlerdir dedim ve yanılmadım.