--spoiler--
Takımdan ayrı kaldığı için çok üzüldüğünü ve arkadaşlarını izlerken zaman zaman ağladığını itiraf eden Slovak yıldız, Bazen tesislerdeki odamdan antrenmanı izlerken ağladığım bile oldu. Şimdi en azından aynı sahada koşu yapıyorum. Bana en büyük desteği arkadaşlarım veriyor. Koşu yaparken, Bu kadar koşma. Usain Boltla mı yarışacaksın diye takılıyorlar. Onlara en güzel yanıtı sahada vereceğim ifadesini kullandı. (7 aralik-fanatik)
--spoiler--
alınan haberlere göre takımda kalacağı kesinleşen futbolcudur. basın her ne kadar menajeri ile anlaşıldı dese de zaten 3+2 yıllık sözleşme yapılmıştı opsiyon hakkını kullanacaktır kulüp. aksu başkan seçilirse sezon sonunda da takımda kalması dilenen futbolcudur.
artık kulübede değil yeşil sahada görmek istediğimiz, formasındaki amblemi öpüp kapalıya koşmasını sabırsızlıkla beklediğimiz, beşiktaş'a yakışan futbolcumuzdur.
bugün attığı imza yıldırım demirören çapsızının en başarılı transfer hamlelerinden biridir. dünya kupası'nda verimli bir top oynaması halinde iyi bir paraya satılabilecek tek topçusudur beşiktaş'ın.
beşiktaş forması giymesinden gurur duyduğum ve en sevdiğim karakartallardandır.
gerek içindeki heyecanın dışa vurumu, taraftar futbolcu yapısı ve içi ölmüş pek çok türk futbolcudan daha cana yakın olması, giydiği forma için terinin son damlasına kadar mücadele etmesi, her daim "kartal gol, gol, gol" demesi ve özellikle gol sevinçlerinde yaşadığı o coşku onu bana sevdiren en büyük sebeplerdir.
senin yerin ya beşiktaş ya avrupa filip.
ellere vermeyiz.
şimdi kendini dünyaya tanıtma vakti,
world cup 2010'da ki gururumuz;
"oğlum canavar gibi topçu lan bu?", "yıkılmıyor abicim", "bizde olsa ne güzel olur..."
filip holosko'yu ilk tanıdığım zamanlar bunları diyorduk, o zamanlar ege temsilcisi manisa forması giyiyordu kendisi. 2 kez canlı maçını seyretmiş ve bu adam bu takıma fazla demiştim. nitekim çok zaman almadı parlaması ve kısa zamanda 3 büyük takımın transfer listesinde tepeye yerleşti.
basın bir gün gs'ye aldı onu bir gün fb'ye. hatta galatasaray taraftarı holosko kesin bizde diye başlıklar bile açtılar forumlarına, oysa sevdalıydı bu çocuk.
takmıştık bir kere istiyorduk bu çocuğu biz ama talibi de çoktu. gelir miydi, gider miydi derken bir anda beşiktaş forması giyip televizyonda kartal gol gol gol derken karşımıza çıktı. dayı ne oluyoruz dedik. adam beşiktaş'ın ve tribünlerinin hayranıyım dedi. işte o zaman diğer talipliler yavaş yavaş çekildiler aradan.
bir gece ansızın kara kartal oldu bu slovak delikanlı. 23 yaşında ve gelecek vaadeden bu gence verilen para ve takasta kullanılan futbolcular ise adeta sakız oldu dillere. oysa holosko'nun bir kulağından girdi diğerinden çıktı. ilk çıktığı maçta asistle başladı ve o günden sonra beşiktaş taraftarının kalbinde derin yer etti. çok değil transferinden bir ay sonra ise "artık taraftarı olduğum kulübün formasını giyiyorum" dedi.
beşiktaş taraftarı olarak holosko'dan asla süpersonik işler beklemedik. onu biliriz, tanırız. kapasitesini anlarız. ama o da hiç bir zaman en iyisini yapmaktan alıkoymadı kendini. hiç bir zaman yenilgiyi kabul etmedi, her zaman savaştı.
inönü stadının en güzel anlarından biridir holosko'nun sağ kanattan topu alması ve yardıra yardıra gitmeye başlaması. çünkü bilirsin ki daha bu adamı durdurabilecek bir oyuncu yok türkiye'de.
dedik ya isyanın sesidir holosko, en güzel haykırışı geçen sezonki fenerbahçe maçındadır. takımın ne oynadığı belli olmayan adeta hipnozdaymışçasına hareket ettiği fenerbahçe maçında orta sahadan topu almış, pozisyonunu tek başına hazırlamış ve tek başına muhteşem bir gol atmıştır. sadece tahammülsüzlüğünden yapmıştır bunu, hırsından yapmıştır.
odur her kupa töreninin en coşkulusu, odur her gol sevincinin en çılgını, odur her galibiyeti en delice kutlayanı.
yeri gelir kötü de oynar ama hiç bir zaman bu çocuk mücadele etmiyor demezsin. denedi ama olmadı dersin. bu adamda ruh yok demezsin.
yakın bir zaman önce ise evladımızın ayağı kırıldı. fakat güçlü bünyesiyle kısa sürede bunu atlattı ve şimdi sahalara döndü. o topa girmeye çekindikçe bizim de içimiz acıyor. ama biliyoruz ki az kaldı yine iyi bildiğimiz holosko'yu izlemeye. sahada biri ona çift girdi mi hop diyoruz, geçmiş sakatlığı hatırlıyoruz, tedirgin oluyoruz. çünkü filip holosko bizden biridir, tribündeki adamdır, televizyon başındaki karakartaldır.
ve herşeyden önce o mahallede topun peşinden koşan, annesinin tüm ısrarlarına rağmen terli terli soğuk su içen, yerinde duramayan, oyunu asla çirkinleştirmeden sadece kendi işine bakan, sabahdan akşama kadar eve girmeyen ve kendi gol pozisyonu kendi anlatan golü attıktan sonra da gol diye bağıran çocuktur.
filip holosko beşiktaş mahallesinin genç delikanlısıdır.
evlattır.
bazen beni zeka sorunu olduğuna inandıran futbolcu. yaptığı pas hataları, veremediği anlık kararlar ve vuramadığı bazı şutlar nedeniyle böyle düşünüyorum. ancak holosko gibi bir futbolcu mutlaka takımda bulunmalıdır. piyasada pek olmayan bir oyuncu kendisi. sürekli dikine koşular yapan, hızlı, sert şutlar atabilen tam bir kontra atak futbolcusu. galatasaray gibi defansı ağır olan takımlara karşı da iş yapması muhtemel.
bugün oynanan 19 mart 2010 kasımpaşa beşiktaş maçında yokları oynayan, takımın anasını siken, şampiyonluğu geçtim o yarışın bile içine eden, bir garip futbolcu. bu herifi seviyorlar bir de uyuz oluyorum, ulan ne var ki bu herifte? 2 metre önüne pas atamaz. topu alır dikine it gibi koşmaya başlar ayağından açar topu kaptırır. ayağından açmadığı zamanlar muhtemelen savunmaya kaptırır. çizgiye yakın yerlerde topu alır, o top istisnasız dışarı çıkar. kaleciyle karşı karşıya kalır, çalım atması gereken yerde kaleye vurur, kaleye vurması bir şey değil mal gibi yerden vurur bu arkadaşımız, ulan 10 cm kaldır da topu en azından kalecinin ayağına falan denk gelmesin top, tamam havadan vuramıyorsun da onu bari yap. yine kaleciyle karşı karşıya kalır, çalım dener bu kez, topu alır ebesinin amına gider, ayağından açar dışarıya. hay sikeyim oynayacağın futbolu ya.