yas süresinden sonra toprağa verilmiş merhum lider. -abi bu nasıl devrimci bu bildiğin hükümdarmış kardeşini geçirmiş kendinden sonra hemen garip.- bu adam hakkında murat bardakçı geçen günlerde güzel bir yazı yazmış; http://www.haberturk.com/...82-castro-ve-durust-olmak
--spoiler--
...
Herkes bilir: Küba, Castro’dan önce iktidarda olan Fulgencio Batista zamanında Amerika’nın batakhanesi halinde idi. Memleket kumar ve eğlence mekânı hâline getirilmiş ve maalesef bir açık hava umumhanesi yapılmıştı. Halk fakirdi, açtı, perişandı ve aleyhinde söz etmeye kalkışanları Batista inim inim inletiyordu.
Castro işte böyle bir memlekette devrim yaptı, iktidara geldi ama ne değişti?
Hiçbir şey! Devrimin üzerinden 57 sene geçti fakat Kübalılar yine fakir, yine aç ve rejim aleyhte söz söyleyenin hemen tepesine çullanıyor!
Batista zamanının vur patlasın çal oynasın günlerinde sadece âlem yapmak için Küba’ya giden paralı yabancılardan yükselen zevk uğultularının yerini senelerden buyana devrim sloganları almış vaziyette ve özellikle son on-onbeş seneden buyana Küba artık bir “sefalet müzesi” hâlini almış halde: Dünyanın dört bir tarafından bu tuhaf müzeyi görmek isteyenler için Küba’ya turlar yapılıyor, adanın milyonlarca fakir-fukara sâkini hem müze hem de bir çeşit sosyalizm tiyatrosu hâline getirilen bu mekânda zoraki figüranlık ediyor ve Küba’ya gidenler halkın bitmeyen ıstırabını seyredip “Aman şekerim, ne kadar enteresan bir yer, bilsen... Vallahi zaman donmuş gibi! Mutlaka görmek lâzım” diyorlar, hepsi o!
...
--spoiler--
sevenler ona fidel derken sevmeyenleri castro diye tersler. bu dahi kendisinin ve sevenlerinin hayat felsefesi konusunda bir fikir veriyor.
fidel, komünizm fikri'nin, sınıfsız ve sömürüsüz dünyayı kurmanın öncüsüydü. umuduydu. yol göstericisydi. öte yandan, onu eleştirmekten imtina etmek de yine komünizm fikrine, 1959'da dağa çıkan o genç öndere haksızlık olur.
kötünün iyiye diktasıyla iyinin kötüye diktasının arasındaki farkları gözümüze sokmuş olan liderdir. elbetteki hiçbir devrim güllük gülistanlık gelmez. mesele halka ne verdiğidir, halkın ondan ne aldığıdır. bu kadar ambargolar altında halkına daha çok bir nevi yoksulluğu paylaştırmıştır, ancak mutsuzluğu değil, ezilmişliği değil, tutsaklığı değil. sermayenin hüküm sürmesine izin vermediği ülkesinde bizim anladığımız anlamda halka refah sunması mümkün değildi. onun için aslında mücadele hiç bitmedi, mücadele bitmediği için de hem kendi hemde halkı için sıkıntılar hep devam etti.
peki halk memnun muydu, fidel halkına ne verdi;
New Economics Foundation adlı bir vakfın araştırmasına göre küba en mutlu insanların yaşadığı ikinci ülke olarak çıkmıştır. yani sen son model bir cep telefonum yok diye mutsuz olabilirsin ama küba halkı bunun beklentisi içerisinde olmadığı için mutsuz da olmuyor.
tamam insani değerler, ideallar falan iyi güzel hoş da iş uygulamaya gelince kimsenin memnun olmadığı açık.
komünizm yoksullukta eşitlenmekse ne anladım ben öyle komünizmden. herkes sürünüyor ülkede.
tamam belki yolsuzluk, rant, sömürü, gelir dağılımında uçurum gibi fark yok ama herkes de açlıktan sürünüyor be arkadaş.
bırak refahı, para kazanmayı, millet sadece aç karnını doyurmak için gizli gizli bir şeyler satıyor ( çoğu ticari eylem yasak ).
yanlış bilmiyorsam sadece birkaç tv-gazete var. onun dışında herhangi bir gazete satmak yasak.
lokantalar bile kendi malzemelerini alıp yemeğini yapıp istediği satışlı yapamıyor çünkü özel girişim sayılıyor. onun yerine devlet belli aralıklarla malzeme dağıtıyor ( çoğu zaman dağıtmıyor tabi. malzeme gelmediği için 1 tencere yemek yapmadan günü kapatan oluyor ) bu malzemeler gelirse lokanta yemek yapıp satabiliyor. yoksa yemek yiyecek yer bile yok. yemek dediğim de çeşit falan yok. burada ( tc ) kafa üstünde satılan sandviçler.
bildiğim kadarıyla taksiciler doktorlardan ayda 40-50 kat fazla kazanıyor. çünkü turist falan gezdirmeleri serbest ve turistlere geçirebiliyorlar. taksici bir doktorun aylık kazancının 2 katını 1 günde kazanabiliyor.
otele gidiyorsunuz oteldeki hizmetçilere bahşiş veriyorsunuz. diyelim zenginsiniz, 50 dolar verdiniz. adam sevinçten köşe. ağzı açık kalıyor. inanamıyor duruma falan. sonra diyor ki " ben doktorum. karnımı doyuramadığım için de otelde ek iş yapıyorum. ben bu bahşişi normalde 1 ayda anca kazanıyorum".
neticede ideallar, hayaller, ütopya güzel de refah olmayınca bir anlamı yok be. yani herkes eşit çünkü herkes aç. ne anladım böyle işten..
castro amcaya selam tabi. direnişine saygı duyuyorum. lakin gerçekleri de görmek lazım.
he bir de tamam tarihi açıdan iz bırakan, efsane bir lider ama bu adamı överken çelişkiye de düşmemek lazım. bugün demokrasi ve özgürlük aşığı solcu arkadaşlar öve öve bitiremiyor ama adam dünyanın en uzun süre hüküm süren liderlerinden biri. tek seçim yok, giderken de yerine kardeşini bırakıp gidiyor. gazete-tv falan yasak. bunları hep göz önüne almak lazım.
'Devletin imkanlarıyla yapılan hizmetler vatandaşa lütuf gibi sunulamaz' Meclis kapısına yazılmalı bu sözü. Oldum olası iktidarların yol yaptım köprü yaptım okul yaptım uçak yaptım uçurcam gibi övünmelerini kabul etmedim etmiycem de.
"Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorundadır? Sosyalizmin başarısızlığından bahsediyorlar. Peki kapitalizmin Afrika, Asya ve Latin Amerika'daki başarısı nerede?"
sözünü söyleyen ve ülkesine sosyalizmi gerçekten uygulayabilmiş, ülkesinde yaşayan insanların aralarında büyük uçurumlar oluşmasına engel olmuş, bir dünya lideridir...
Şili'de Salesian ve Cizvit papazlarının kurduğu Hristiyan okullarında okudu.
Papaz olacakken Havana'da hukuk fakültesine girip komünistlikle tanıştı.
Sözde hızlı komünisttir, ayaklanma, eylem ondan sorulur ama henüz 22 yaşındayken, Küba siyasetinde ve ticaretinde söz sahibi ailelerden birine damat olabilmiştir.
iktidarını yıktığı Batista'nın çevresinden Jose'nin kızı, içişleri müsteşarı Rafael'in kardeşi, kendisiyle aynı yaştaki Mirtha ile evlenir.
Komünist eylemlerin gülü Fidel, asilzade hanımını da yanına alıp Mimai senin, Newyork benim, elele ABD'de balayına çıkarlar.
10 ay sonra çocukları Fidelito doğar.
Batista idaresi tarafından teröristlikten tutuklanır, Batista'nın affıyla serbest bırakılır.
Fidelito 6 yaşına gelince boşanırlar.
Komünistlerin babası Fidel çocuğunun velayetini almaz.
Sonradan pişman olmuş olacak ki, velayetini almadığı çocuğunu Meksika'da ziyarete geldikleri bir sırada kaçırır, Küba'ya götürür.
Sen misin çocuğu kaçıran?
Mirtha da gider Batista idaresinin başbakanı Emilio'nun oğluyla evlenir.
O adamdan olan kızlarının adını da America koymuşlar.
22 yaşındaki hızlı komünist, papaz okulu mezunu, gariban Fidel'in damat olarak girdiği ailenin marifetleri bitmez. Mirtha'nın yeğenleri en hızlı anti-Fidel partinin de başındadır. Kardeşi ABD kongre üyeliğine kadar yükselmiştir. Aile boyu Fidel düşmanıdırlar.
Fidel, tüm zamanların en büyük ABD düşmanlarındandır.
ABD kendisinden acayip nefret eder.
1958 yılının Mayıs ayında başlarında Fidel'in bulunduğu komünistler Batista'ya karşı savaşırken, ABD kongresi bir kararla Batista'ya silah satışını durdurur.
Aynı ayın sonu gelmeden Fidel zafer kazanmıştır.
Bitmek bilmeyen hayatı boyunca ABD'nin karşısında, mazlumun yanında poz veren papucumun komünisti, 11 Eylül'den sonra ABD'ye ilk destek mesajını ve lojistik yardımı teklif edendir.
2002 yılından sonra, işgal ettiği yerlerden terörist diye topladığı mahkûmları ne yapacağını bilmeyen ABD, sözde azılı düşmanı, mazlumların sakallısı Fidel'e müracaat eder. O derece düşmandırlar yani...
Fidel de eski düşmanı ABD'nin bu ricasını kırmaz, sözde ülkesinden kovduğu ABD'ye Guantánamo deniz üssünü tahsis eder.
Turuncu giysili mahkûm görüntüleri de orada icat edilmiş olur.
Yurdumuzun solcu geçinen burjuvaları, tatil beldesi komünistleri, toz kondurmaz ama David Rockefeller'le defalarca verdiği samimi pozlara dünya basını aşinadır.
Bir sahte kabadayı için gereğinden fazla kelime israf ettim; merak eden bir de bu cephelerden bu şişme lidere göz atabilir.
Kötünün iyisi teranesiyle her kötüye rahmet okuma alışkanlığını bırakın.
dilin kemiği yok sallayın amk; ''kübalı bir arkadaşım vardı demişti ki che rte den daha diktatördü'' che hiçbir zaman ülke yönetmedi kardeşim, küba devriminden sonra yönetimde yer aldıysa da fazla dayanamayıp bolivya ya geçti ve orada direniş başlattı sonucunda da bolivyada yaşama gözlerini yumdu. kübada devrimden hoşlanmayan elbette var ama onlar toplumun işe yaramaz insanları, batista seviciler, bir amerikan postalı yalayıcısı gelse de biz de onun postallarını yalasak modunda yaşayan yancının yancısı beş kuruş etmeyecek adamlar.
fidel her kübalının yoldaşıdır. kendisini halkın arasına karışıp sürekli onlarla beraber sohbet ederken falan görebilirdiniz, hala da görebilirsiniz internet elinizin altında, defalarca suikast girişimi atlatmış bir lider, rte gibi diktatör olsa koruma ordusundan yanına yaklaşamazsınız bırakın suikast girişiminde bulunmayı.
ülkeden kovulmuş olan ne kadar insan varsa haliyle sevinmişlerdir comandante nin ölümüne ama ülkelerine asla geri dönemeyecekler çünkü orası fidelin yoldaşlarının ülkesi.
Soğuk savaşın sembol isimlerinden elinde purosu kafada şapkası benzersiz bir tipti ayrıca chenin kankasıydı zamanında. Zaten küçük tonton kim jong unun koresini saymassak ne koministlik kaldı dünyada ne birşey artık kübada dünyaya açıldı çin gibi.
sosyalizm ve komünizm ne demektir bilmeyenlerin cahilce diktatör dedikleri büyük lider. salak mısınız yavrucuğum demokrasi ve seçim her yönetim şeklinin içinde var mı sanıyorsunuz? kanuni de fatih de diktatördü amk he, ne malsınız ya. sizlerle aynı ülke çatısı altında yaşamak bile utanç kaynağı benim için.
abd emperyalizmine karşı her zaman direnmiş, halkını belki teknolojiden mahrum bırakmış ancak onları her daim mutlu etmiş lider. kübayı yoksul ancak mutlu insanların ülkesi yapmayı başarmıştır. abd ye söven ancak bilinçaltında benliğinde emperyalizmi ve kapitalizmi kanıksamış hatta benimsemiş olanlar anlayamaz fidel i.
hoşçakal comandante. fikirlerin dünya üzerinde ezilen sömürülen halklara her zaman ışık tutmaya devam edecek, emperyalizme karşı yaptığınız devrim tarihin sayfalarınında her zaman ışıldayacak.
bu arada benim nickim ferhan şensoyun kübaya film çekimleri için gittiği yolcuğunu anlatan kitabı 'hacıkomünist'ten alıntıdır. orada ferhan abi şöyle söyler:
uçaktan iner inmez bizi bir doktor, iki hemşireden oluşan sağlık ekibi karşıladı. önlerinde tansiyon ölçücü ve kim bilir daha neler neler ölçücü aygıtlardan, ilaçlardan oluşan bir set var.
-küba ya hoşgeldiniz. bir sağlık sorununuz bir gereksinimiz var mı?
diye soruyorlar güleryüzle. amerika ya ya da avustralya ya girerken hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım. okyanus aşmışsınız, iner inmez ana konu, gümrük, polis, bavul değil; sağlığınız. ne kadar insanca! insana değer veren bir ülkeye ayak bastığımızı şıp diye algılıyoruz. küba düzenini eleştiren antikomünist arkadaşları bile etkiliyor bu durum. bir ülkeye ilk adımını atarken azgın köpekli polisler yerine, beyaz önlüklü ilk yardım ekibinin güleryüzüyle karşılaşmak hoş bir şey, insan olduğun aklına geliyor.
kitabın arka kapağında ise fidel in bir sözü yer alıyor: ''ülkemiz insanlara maddesel zenginlikler sunmak için yoksul olsa da, onlara eşitlik duygusu, insanlık onuru sunamayacak kadar yoksul değildir.''
gözünüz arkada kalmasın comandante, bu güzel ülkenin insanı sizin devriminizin ateşini daima canlı tutacaktır bundan emin olunuz.
adios castro, şimdi sen gittin diye neler değişecek onu merak etmekteyim. venceremos dediniz, ve şahit oldum dünya inkar etse bile başardınız siz bunu. emeğinize sağlık.
Bir katilin, bir hırsızın başbakan olduğu bir cumhuriyette, dürüst kişilerin yerinin ya mezar, ya cezaevi olduğunu anlayabilmek zor bir şey olmasa gerek.