mideye kramplar sokan bir film, yalnızlığı iliklerinize kadar hissedersiniz. hele f tipine girip çıkmışsanız, ya da girip çıkan veya hala orada olan tanıdıklarınız varsa, izlerken aklınıza onlar gelir, midenizdeki kramplar 2 katına çıkar.
--spoiler--
Cezaevinde olmak değil esas korktuğum, cezaevinde olup bilinmemek.
--spoiler--
--çok feci spoiler--
ilk gösterilen gardiyanla muhabbet eden adamın yazdığı mektup güzeldi, o okurken gözlerim doldu.
o temizlik hastası adamın böcekle olan arkadaşlığı gerçekten iyiydi, yalnızlığın insana neler yapıtrabileceğini gördük. orada kendisini böcekle özdeşleştirdi. ve böcek öldürülünce o da kendini öldürdü.
sırma'lı sahneler, 1 mayısta yaptıkları, gerçekten iyiydi, duygulandırdı.
ama o ayaklarıyla duvarı boyama... şahaneydi..
ve yalnızlığı iliklerime kadar hissettiğim sahne... limonların içine kağıtları koyup koyup cevap alamadığı sahne. o an gerçekten hissettim o ürpertici yalnızlığı.
seni seviyoruz notu da gözlerimin dolmasına vesile oldu.
--çok feci spoiler--
kısacası, daha iyisi yapılamaz mıydı, evet yapılabilirdi, materyal var çünkü, ama filmin hakkını yiyemem, iyiydi. gerçekten.
bir bölümünde bir annenin dramını,çaresizliğini ve bunların verdiği mecburiyet ile döktüğü gözyaşlarını anlatan film. o anne yutkundurdu beni birkaç defa.
Çok etkileyici bir filmdi.
Hapishane olgusunun çözümsüzlüğü kendisini en vahşi şekilde "f tipi" hücrelerde göstermiştir.
Ne yazık ki 19 aralık 2000'de yapılan "hayata dönüş" operasyonu, bugün milyonlar için hala bilinmeyen bir şey.
işte bu film "operasyon" sonrasında neler yaşandığına ilişkin farklı kesitleri "f tipi düzleminde" bir araya getirilmiş.
Sınıflı toplumlarda "suç" kavramının ne olduğu başlı başına bir tartışma konusu olsa da, "tutsak/hükümlü" lere uygulanan muamele, kurumların ne kadar insani bir işlevinin olduğunu ya da olmadığını gösterir.
Şurası açık ki, f tipi, içinde izole edilmek zorunda bırakılanları, her türlü insani vasıftan uzaklaştırmak üzere kurulan bir intikam hücreleridir. Oradaki muamele "insani olan/olmayan" ayrımını sorgulatmalı herkese.
Zaten "elinde" olan birine, daha da fazla hiçlik yaşatmaya çalışmak, kurumlar için, muazzam bir güçlülükten çok, nefret uyandırıcı bir güçsüzlüğü hissettiriyor filmde.
O kadar tanınmış oyuncunun böyle bir filmde bir araya gelmiş olması da ayrıca sevindirici ve umut verici.
Filmde kuru ajitasyon bulunmaması da ayrıca daha izlenir kılıyor filmi.
Filmi izleyen herkes, eminim ki, bütün hapishanelere karşı olmak kaydıyla, özellikle f tipi hapishanelere karşı çıkmak gerektiğini çok iyi anlayacaklardır.
izlediğim filmler arasında yerini daima ayrı tutacağım belkide hayata farklı bir pencereden bakmamı sağlıyan, bundan dolayıdır ki biletini atmayıp çıkışta filmle alakalı aklıma ilk gelen sözcükleri bana yazdıran birbirinden iyi on yönetmenin yürüttüğü, psikolojik, kültürel tahlilleri olan ve özgürlüğün kıymetini anlatan filmdir. özgür bir türkiye söylemine rağmen şu anda istanbulda ancak beş ankarada iki anadoluda pek az yerde yayınlanmasına muktedir olunabilen filmdir. bunun temelinde umarım bizim yöneticilerin baskısı olmamıştır.
ben kaliteli bir film izlediğim zaman, o filmi vücuda getirenler hakkında olumlu şeyler düşünürüm. isterse film dünyadaki en şerefsiz adam tarafından yapılsın, bu kural değişmez. zaten sanatın gücü buradadır. senin benim sözümüzün geçtiği yerlerin üstündedir.
çocukluğu hollywood yapımı filmlerle, ya da avrupa menşeili filmlerle geçmiş ve o filmlerden etkilenmiş bir bireyin amerika yı avrupa yı tamamiyle reddetmesini bekleyemezsiniz. hatta o bireyin yurt dışında gelişen fikirlere akımlara ilgi duyması ve kendi kültüründen uzaklaşması da o saatten sonra normal olur. kaçınılmaz olur.
hiçbir orijinalliği olmayan, kopukluktan kurtulamamış, tekrara düşmüş, aceleye gelmiş bir senaryoyla, sıradan bakış açılarıyla çekilen bir (en basit tanımıyla söylüyorum çünkü konuda ehil değilim yanlış anlaşılmasın) "solcu filmi" ni izleyen kişi de "aaa demek ki bu solcularda fazla numara yok. bi gün aşırı kendini sıfırlayan hafıza, bi duvara rengarenk el izleri, 1 mayıs, bu mu yani?" der. bunu dediği için de kalkıp o kişiyi suçlayamazsınız.
bir fikri yerleştirmek için film çekilmez, film, kendi doğallığında ilerleyerek kendi fikrini kendi yerleştirmelidir. bu gerçekten habersiz bir şekilde, böyle bir basitliğe alet olan, türk yönetmenler de oturup sinema sanatı hakkında tekrar düşünmelidir bence.
bir şeyler anlatma değil de slogan haykırma derdinde olanlar, miting yapsınlar. sinema sanatını da, bu sanata gönül verenlere bıraksınlar. öbür türlü bir arpa boyu yol gidemezler.
" insanlık Onuru işkenceyi yenecek" sloganıyla hafızalara kazınan dönemin gerçeklerini çıplak gözle anlatan adalet ve onur kavramlarını tekrardan hatırlatan film.
olmamış filmdir. cephe yine yapacağını yapmış, ölümü kutsamış...
umut dolu tek yer sırrı süreyya'nın yönetmenliğini yaptığı kısımdır. film kısa filmlerden oluşur. geçişler tek düze, ses çok kötüydü.
gerçi sesi gerektirecek pek konuşma yoktu ya, olsun.
"7-8 kısa anlatımlardan oluşan filmde açlık grevi sonucu hafızasını kaybeden bir kızın her dün bilinmezliğe uyanması, cezaevi gardiyanlarının da en az mahkumlar kadar yalnız ve tutsak olduğu, cezaevinde olsalar bile boyalarla duvarlarını renklendiren mahkumlarının umudu, insanlık onuru için kendini yakarak feda eden insanların dramı anlatılmıştır."