bugün

içi dolu, güzel bir kelime olmasına rağmen pek kullanılmayan bir sözcük. yakismayan, yerinde olmamıs yahut geçici anlamına gelir. ornegin 'o elbise üzerinde eğreti durmuş' ya da 'gökdelenler bu manzara içinde pek eğreti duruyor' denebilir.
diğer anlami ise 'geçici'dir. fakat bu anlamda kullanilmasi biraz egreti olabilir. Bu yuzden, neredeyse ayni anlama gelen muvakkat sözcüğü bunun yerine kullanılabilir.
3. sınıf tv dizilerinden arak kına geceleri düzenliyor sınıf atlama hülyasındaki genç kızlarımız; barda elinde bira şişesi ve başta enn bi' eğreti "beyaz" duvaklarla.. yazık.
tutturulmuş da hemen kayıp düşüverecekmiş gibi yaşıyordum hayatı.
bilmiyorum hala öyle mi
sanki her şey eğreti, herkes poposunun ucuyla oturuveriyor hayatımın kenarına.
yoruldum inanmaktan.
toz toprak..

un ufak..

eksen kayması bu tin'in..

değil ki bu yaşamak..
derme çatma.
neye dokunsa unufak ettiğini, ne hissetse bir yanlışlık sezdiğini, yanlışın nerde ve doğrunun ne şekilde olduğunu bilemediğini düşünen, gerçekle yüzleşmekten asla korkmamış, her gerçek gibi bununla da karşı karşıya geldikten sonra bulunduğu konumdan memnun bile olmuş kişinin dünyaya bakış biçimidir eğretilik.. bana kalırsa bir yalnızlık biçemidir..
dünya için kullanılan tanım. hiç bir konuyu tam olarak çözüme kavuşturamassınız, bir yeri düzeltirken, başka bir yere zarar veririsiniz.
geçici
ya da
yakışmayan, emanet gibi duran.
(bkz: eğreti gelin)
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar