bence ilkinden daha da güzel, bu soğuk günlerde içinizi ısıtacak bir ata demirer komedisi.herşey tadında olmuş.sinema salonundaki çoğunluğu kopartan,çıkarken herkese bu fasulye 7 buçuk lirayı söyleten, güzeldi bea dedirten filmdir. bu soğuk günlerde geyikli'siyle bozcaadası'yla sıcacık ege insanlarıyla çokta güzel gelmiştir.
--spoiler--
filmin sonunda hüseyin badem'in babasının saksafonla çaldığı şarkı, mahmura handan hanım'ın karşıyakalı adlı şarkısıymış. karşıyakalı gelin müjgan'a gelmiştir.
--spoiler--
filmin gişe oranının %80-85'ini trakya bölgesinin oluşturduğunu düşündüren film.
filmi sinemada, bir doğu ilinde izleyen birisi olarak.
bir tesadüf olabilme ihtimalini gözardı etmiyorum ama.
salona girince yanında sevgilinden başka kimsenin olmadığını görmek.
koca sinemayı sevgiline kapatmış gibi hissetirebilmek için hala geç değildir.
doğu illerindeki gençlerin bilgisine sunulur.
hala geç değilken denemenizi tavsiye edebilirim.
basit senaryo, basit oyunculuk, basit kameralar, basit müziklerler
ama nedense basit olmayan bir film. göremediğim bir boyut beni etkilemiş olsa gerek...
küfürsüz film... haha, bu ne lan?
kalite anlayışımız bu kadar mı düştü kardeşim?
bu film neyi anlatıyor, ne yapmaya çalışıyor çözebilen varsa beri gelsin...
ilk olarak haliyle karşıyaka muhabbetinden başlayacağım. birilerinin izmir adını kullandıktan sonra meseleyi 35 buçuğa bağlaması hoşuma gitmiyor. yani firuzan karakteri " ben izmirliyim, karşıyaka " gibi bir söylem yerine " ben karşıyakalıyım " deseydi daha hoş olurdu. gurbet ellerde yaşayan bir izmirli olarak 35 plakalı araç görmek bile beni sevindirmiştir. hele ki uçun kuşlar uçun izmir'e doğru kısmı kalbimden vurmuştur.
ama o karpuz kesme esprisi nedir kardeşim, sinemada 5-6 yaşında çocuklar vardı, yeminle onlar bile gülmedi. o kadar düşük, o kadar gereksiz bir espri... üzerine uzun süre çalışılan senaryodan nasıl çıkıyor böyle şeyler, hele ki çekim sırasında... bu esprinin tutmayacağı çok açık, sinema okumanıza gerek yok yani...
filmin tek güzel yanı müjgan karakteri babası tarafından izmir'e götürülürken verilen hediyedir. hoşuma giden tek kısım budur. onun dışında ağız dolusu bir gülüş bile atmadığım filmdir. bu filme güzel diyenlerin de espri anlayışından şüphe duymaktayım.
ilkinden daha iyi bir devam filmidir. "recep ivedik" ile kıyaslanması saçmalıktır. "recep ivedik" seviyesiz gaglardan ibaret, adına tam olarak sinema filmi olarak bile adlandıramadığım komik bile bulmadığım bir yapım. ancak, "eyvah eyvah2'de tuhaf geçişler, bir sahneden aniden başka bir sahneye geçişler vardı. makaslanmış mı yoksa süreden dolayı mı öyle yapılmış anlayamadım. olmasaymış daha iyiymiş.
hafta sonu gitmeyi planladığım film.
her zamanki gibi sözlük insanların girdilerine bakarak filme gitme adetimi devam ettireyim dedim. görülen o ki bu filme gidilir. teşekkürler sözlük sizi seviyorum.
sadece zaman zaman gülümsetebilmiştir o kadar. ilki ile kıyaslandığında ilki kesinlikle daha kaliteliydi bu biraz zorlama olmasının sonucu çok çok keyifli olmamış.
yönetmen hakan algül imzalı 2011 yılı yapımı serinin ikinci filmi. konusu kısaca şu şekilde:
firuzan'la birlikte geyikli'ye dönen hüseyin müjgan hemşire'ye açılamamaktadır. Bir de görev yaptığı sağlık ocağına yakışıklı bir doktor atanınca hüseyin müjgan'ı kıskanmaya başlar. Bu arada ispanyol lakaplı bir gitarist de firuzan'ın ilgisini çekmeyi başarmıştır.
ilk filme göre oldukça yavan kalmış, güldürmeyi pek becerememeiş ve bazı sahnelerin de uzatılmasıyla zaman zaman baymış bir devam filmidir. Fimde hüseyin'in babasının daha böyle bir babacan, daha bir müşfik olmasını beklerken çok tutuk bir oyunculuk sergilemesi ve ilk bölümde görülen terzinin ikinci filmde hiç bir rolünün olmadan gözükmesi hayli göze batmıştır.
eski turk filmleri tadinda sicacik icinizi isitacak bir film, ayrica filmi izlediginizde trakyali shrek tanimlamasinin tam yerini bulmus oldugunu goreceksiniz.