yıllardır yanlışlarla yaşayan ve yanlışlarla ülkeyi yönetenlerin, bu yanlışları düzeltmemesi sonucu, ibrenin kendilerine doğru dönmesi ile yaşanan süreç.
evet bazı mağdurlar olabilir, ama çoğu çok değil en az 10-15 sene evvel yaptıkları uygulamalar yüzünden çoğu kişinin nefretini kazanmışlardı.
bir kemal gürüz, yök başkanı iken yaptığı uygulamalarla pek çok öğrencinin ve öğretim elemanının tepkisini çekmişti, bir veli küçük ve gözaltına alınan bazı komutanlar "askerin değeri düşmesin" diye neler yapıyorlardı neler, "ülke elden gitmesin", "irtica gelmesin", "ülke bölünmesin" mantığının arkasına sığınarak kendilerine rant ve çıkar sağlayanlarda cabası.
bazı mağdurlarını saymazsak aslında bazı sırların açığa çıkması iyi, daha neler çıkacak bakalım, buz dağının altında neler var bakalım.
haa bu arada bugünlerdeki yapılan yanlışların da bundan birkaç sene sonra bir şekilde hesabı sorulur. akp "güç bende" deyip fütursuzca saldırmaya devam ederse, yarın birgün o güç karşı tarafa geçtiğinde oklar kendisine döner. o yüzden şimdiki iktidar bu olaydan ders çıkarıp, yanlışlarla ülkeyi yönetmemelidir...
şayet varsa bile çok salak bir örgüt. ulan adamlar operasyon yapıyor biliyorsun niye evinde 22 el bombası, keleş vb bilimum cephane bulunduruyosun. sen bu kafayla ülkeyi nasıl yöneteceksin?
ya da bizi çok salak sanıyorlar o el bombalarını ordan buradan çıkartarak.
kurtlar vadisi sayesinde insanların lan yoksa gerçek mi memleketi elemi geçiriyorlardı demesine sebep olan 15 tane el bombasıyla memleket yöneten çakma örgüt*.
* mafyaların yardım kuruluşlarına ciddi destekler sağlayarak kazandığı saygınlığın arkasında kirli işlerini yürütmesi gibi ergenekonda küçük bir modelini yaratıp bunu kamuoyunun önüne atmış, bu modele birlikte işine gelmeyen şeylerle uğraşanlarıda bu gruba katıp bu insanları suçlu duruma düşürerek temiz bir sayfa açıldığı izlenimini vermiştir. Karalayacak yeri kalmayan sayfa böylece kapanıp ergenekon da hiçbir zarar görmeden beyaz bir sayfa ile artan saygınlığı ve toplumda oluşturulacak güven ortamı arkasından kirli işlerini sürdürmeye devam edecektir.
türkiyenin tek kurtulma ümidiydi.
israil ve abd işbirliğiyle, halka olmadığı gibi gösterildi.
"Lobi" türkiyenin tek kurtulma ümidiydi.
Son gemimizi de yaktık.
Herkes karısı kızını hazırlasın abd geliyor.
baskı üzerine kurulu bir rejimin ne ölçüde alçaklaşabileceğini gözler önüne seren devlet yapılanması.
--spoiler--
senar er'in çeteyle karşılaşması bir telefonla başlar. ilk olarak 10 temmuz 1994'te jitem'den aradığını söyleyen biri telefon açar. er'e uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı gerekçesi ile adının ölüm listesinde olduğunu söyleyip, adının silinmesi için 100 bin mark ister. telefondaki kişi paranın ziraat bankası'nın ankara heykel şubesi'ne, ahmet demir adına yollanmasını ister. ahmet demir, yeşil kod adlı mahmut yıldırım'ın kullandığı sahte kimliklerden biridir. ikinci telefon bir buçuk ay sonra gelir. bu kez yeşil'in ekibinden pkk itirafçısı alaattin kanat arayarak parayı ödemezse sonunun behçet cantürk gibi olacağını söyler. 24 temmuz 1991'de pkk'dan kaçarak emniyet güçlerine teslim olan kanat, önce itirafçı olup ceza indiriminden faydalanmış, 21 haziran 1994 tarihinde de vatani görevi için askere alınmıştı. askerde olması gerekirken bu fidye olayında ortaya çıkıyordu. er, fidye talebini doğrudan polise ihbar eder. parayı teslim etmek için 22 eylül 1994 günü silivri'deki buluşma adresine gittiğinde baskın düzenleyen polis alaattin kanat'ı yakalar. mahkeme önüne çıkarılarak tutuklanan kanat, 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılır. er, 1995'in başında üçüncü kez aranır: "bu sefer diyarbakırlı işadamı lokman ç. aradı. 'bana parayı öde, yoksa ailene zarar verilecek.' dedi. iki hafta sonra 15 nisan 1995'te 75 yaşındaki babam kadir keremoğlu van'da kaçırıldı. resmi makamlara başvurdum ama sonuç alamadım. birkaç gün sonra lokman ç. bir daha aradı ve beni ankara'ya çağırdı. bu şahsın ankara'daki ofisinde özel harp dairesi'nden olduğunu söyleyen nafiz k. ve yardımcısı murat a. ile buluştuk. babama karşılık bir milyon mark istediler. tabii ben buluşmaya gitmeden emniyete haber verdim, baskın yapıp yakalasınlar bunları diye. ama adamlar elini kolunu sallayarak gitti."
yakalattığı itirafçı peşine düştü
senar er, olayın bundan sonrasını şöyle anlatıyor: "bu olayı görünce artık babamı böyle kurtaramayacağımı anladım. dyp hakkari milletvekili mustafa zeydan'ın aracılığıyla dönemin emniyet genel müdürü mehmet ağar'la görüştüm. o da durumu özel harekât dairesi başkanı ibrahim şahin'e havale etti. meğer ciğeri kediye teslim etmişiz, nerden bilelim? bu görüşmeden birkaç gün sonra nazif k., beni aradı ve 'bu iş artık bitti' dedi. babamı öldürmüşlerdi. babamın öldürüldüğünü bizzat yeşil'den öğrendim. yüksekova'dan hakkari'ye getirirken helikopterden atmışlar. benim peşime de istanbul'da yakalattığım itirafçı alaattin kanat'ı takmışlardı. hapiste olması gerekirken benim peşimden van'a gelmişti. kanat, burada silahlı saldırıya uğrayınca artık peşimi bıraktı." savcılık kayıtları senar er'i doğruluyor. kayıtlara göre alaattin kanat, itirafçılık yasası çerçevesinde ekim 1994-ekim 1995 arasında 20 kez savcılık izniyle hapisten çıkarılmış.
aynı dönemde senar er'e ait iki şehirlerarası otobüs de yakıldı. resmi açıklamalarda otobüslerin pkk tarafından yakıldığı belirtildi. er, 'baktım canımı kurtaramayacağım, kaçmaya başladım. soyadımı değiştirdim. izimi kaybettirdim." diyor. senar er, yıllardır sürdürdüğü kaçak hayattan yeni yeni kurtuluyor. uzun zamandır kapalı olan petrol istasyonunu bu yıl faaliyete sokmuş. er, bugünkü düşüncelerini şöyle ifade ediyor: "bütün o çeteler bu ergenekon'un uzantılarıydı. davaya müdahil olmak için başvurduk. hakkımızı sonuna kadar arayacağız. tazminat davası da açacağım. bazen televizyondan izliyoruz. ergenekoncular için 'ne suçları var ki, içeri attılar.' diyorlar. 75 yaşındaki babamın ne suçu vardı peki? şimdi bu işlerin başındakiler içeride. bizimle muhatap olanlar jitem'in tetikçileriydi. jitem'i kurduğunu söyleyenler şimdi içeride. devlete gittiğimizde de yine onların adamlarıyla muhatap olup iyice batağa saplanıyorduk. bu ergenekon davası başlayınca bizim de biraz güvenimiz geldi. kimsenin dokunulmaz olmadığını gördük. yeni yeni dışarı çıkabiliyoruz."
davanın başladığı tarihten beri genellikle gazetelerden, zamanım kalırsa da televizyondan takip etmeye çalışıyorum. en başta izlenimlerimi yazayım,
- öncelikle, davaya müdahil olmak isteyen musa anter in oğlu dicle anter, savaş buldan ın eşi pervin buldan, vedat aydın ın eşi şükran aydın, dep milletvekili mehmet sincar ın eşi cihan sincar ve serdar tanış ile ebubekir deniz in yakınlarının talepleri neden reddedildi? cumhuriyet savcısının gerekçesi şu; "kişilerin bu suçlardan doğrudan bir zarar görmemeleri"
(açıkçası, mahkemenin "cumhuriyet gazetesinin müdahil olma" talebini kabul edip, diğer başvuranların talebini kabul etmemesini ve cumhuriyet savcının bu durum için sunduğu gerekçeyi pek doğru ve samimi bulmadım. cumhuriyet gazetesinin müdahil olma isteğinin kabulüne bir lafım yok, herkesin kendince gerekçeleri vardır, tartışılabilir ama, binlerce defada yazıldı çizildi ki bu faili meçhul cinayetler işlenirken (musa anter, savaş buldan vb.) veli küçük o bölgede ohal komutanıydı. bu cinayetler olurken veli küçük ün kayıtsız ve habersiz olması mümkün değil.
bu açıdan bakınca, dakika bir gol bir, mahkemenin tarafsızlık ilkesini kısmen ihlal ettiğini düşünüyorum. ha, daha geniş kapsamlı bir açıklama yapılır ve biz onu değerlendiririz, o zaman fikirlerim olumlu ya da olumsuz değişebilir.)
- salonun darlığı yüzünden yaşanan problem, davanın ikinci celsesinde kayıt cdlerinin dolmasının yüzünden işleyişin aksaması ve davanın bir "ceza ve infaz kurumunda" görülmesi ergenekon operasyonunun benim gözümde değerini bir puan daha düşürüyor.
(dava henüz başlamadan söylenmişti sanırım, tutuklular ile tutuksuzların bir arada yargılanacakları. bunların avukatları olacak, yakınları olacak, dava siyasi olduğu için tanıyıp tanımadıkları destekçileri olacak. bunların hesap edilip, daha uygun bir salon ayarlanması gerekirdi.
kayıt cdlerinin bitip, işleyişin duraklaması da yukarıda yazdıklarımla örtüşüyor tabiri caizse.)
- iki celsenin bitip, hala "iddianamenin okunmasına" geçilememesi, ergenekon suçlularının yargılanmasını epeyce geciktirmekte ve daha önemlisi yaklaşık 14 aydır "ergenekon örgütü", "x inci ergenekon dalgasında y kişi göz altına alındı" gibi ifadeleri gazetelerin ilk sayfalarında görüp, hala ergenekon suç örgütünün nasıl bir teşkilatlanma içerisinde olduğunu, örgüt üyelerine isnat edilen suçların tam anlamıyla neler olduğunu, bu yüzden kendilerine nasıl bir zarar geldiğini hala kestiremeyen halkın konuya tam anlamıyla hakim olması için bahsettiğim aksamalar önem teşkil etmektedir kanımca.
ekleriyle beraber yaklaşık 200 bin sayfa tutan ergenekon iddianamesinin mahkemede okunması (iddianame özet olarak geçilince yargıtaydan dönme riski bulunduğundan) yaklaşık 19 gün süreceği (ki 19 celse demektir. her bir celse arasında ortalama 4 gün olduğunu varsayarsak yaklaşık 2.5 ay yapıyor) için münferit sayılabilecek problemlerin hızlıca halledilmesi, davaya bir an önce geçilmesi gerekmektedir.
- ergenekon davası ile ilgili bilgilere ulaşmamı sağlayan gazetelerede bir çift lafım olacak. "suçluluğu henüz ispat edilmemiş" kişilere suçlu muamelesi yapmayı, bu davayı açmak için kendisini ve belki ailesini "tehlikeye atmış olanları" ajanlıkla suçlamayı, verileri tarafsız iletme yerine (ki biz onların bilgi olmasını istiyoruz, veri değil) davanın herhangi bir siyasi partinin güdümünde olduğu izlenimini verip, halkı davadan soğutmaya neden olmayı bırakın lütfen. sadece işinizi yapın.
(bütün gazetecileri, bugün alper görmüş ünde köşesinde yer verdiği, annabel mcgoldrick ve jake lynch in hazırladığı "barış gazetecilerinin kılavuzu" nu okumaya davet ediyorum)
bunların haricinde - bu davayla olsun olmasın- karanlık perdelerin aralanacağına, bilinemeyen, bulunamayan faili meçhul cinayetlerin aydınlanacağına, yıllardır bu topraklar üzerinde yaşayan halkları birbirine kırdırmaya çalışan (menşei dış mihraklar ya da yaşadığımız ülke) suç örgütlerinin temizleneceğine, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanmaya çalışıldığı bu günlerde daha kolay ve sancısız ulaşabileceğimizi düşünüyorum. en azından tarihsel edinimlerim, bahsettiğim hallere karşıt durumlarda topluma bir kaosun hakim olduğunu gösteriyor bana.
"muhalifsen ve sesini çıkartıyorsan bok yoluna gidersin, 8-10 sene yatarsın, aklın başına gelir". ergenekonun özeti budur. kısacası akp'nin elindeki sopadır.
ama bu saltanat bitecek. o zaman bazıları yüce divan karşısında ellerindeki sopayı nereye saklayacaklar merak ediyorum.
bugüne kadar görülen en renkli terör örgütü'dür.
çete kurmak, bombalama eylemleri, suikastler, halı saha maçları, yılbaşı partileri, karadeniz yayla gezileri gibi bir çok eyleme imza atmışlardır...
ergenokon çetesini ortaya ilk atan isim tuncay güney dir. tuncay güney, imam hatip lisesini bitirdikten sonra, cemaate katılıp fethullah gülen'in özel kalem müdürlüğü'nü yapmış şahıstır. iddialar ortaya atıldıkça kişilik değiştirmeye başlamış, kendisini israilli haham olarak tanıtmış, bunun akabinde samanyolu tvde yıllarca çalışmasına rağmen, samanyolu tv internet sitesinde, ismi geçen kişi ile stv nin bir bağı yoktur, bi kaç program yapmıştır sadece, şeklinde bilgi girilmiştir. yani buraya kadar anlaşılan herşey, yani koskocaaa ergenokon örgütünü, sadece bu adamın kimliğiyle açıklayabiliriz. nasıl bir düzmece'nin içinde olunduğunu...
devam edelim..
tuncay güney isimli şahıs, ergenokon ismi ortaya atıldıktan sonra ilk ifadelerinde, böyle bişeyin olmadığını beyan etmiş, sonra bi kaç kez emniyet'çe biraz sorguya alındıktan sonra, ergenekonun kilit ismi oluyor, tanığı oluyor, sanığı oluyor, herşeyi oluyor. bunu söyleyen tuncay güney yıllardır kanada'da yaşıyor. türkiye'de çok renkli kişiliği ile tanınıyor. cia olmasından, mossad'a, musevi görünüp, fethullah gülen'in yanında olmasına kadar. 2001 yılında bir dolandırıcılık olayı için tutuklandığında, jitem'in adamı olduğunu, pkk ve mesut barzani e binlerce silah götürüp teslim ettiğini, bu işin içinde veli küçük le birlikte olduğunu anlatmış. sonra da kanadaya kaçıp oraya yerleşmiş. orda musevi olduğunu anlatıp, hatta bir sinagog da din adamı olarak çalışmış.zion tarikatı üyesi olmuş.
küçük bir alıntı yapıp devam edelim;
--spoiler--
zion tarikatı dan brownın çok satan da vinci şifresnde de geçiyor. ancak iki farklı zion tarikatı olduğu da biliniyor. mesihi bekleyen bir grup oldukları bilinen güneyin tarikatı;tanrının israiline; inanıyor, evanjelistlerle ve birçok yahudi gruplarla ittifak halinde bulunuyor.
bu arada zion tarikatı üyesi olduğunu açıklayan güney, kısa bir süre önce de, abd eski dışişleri bakanıhenry kisingerın zion adlı tarikatın başkanı olduğunu açıklamış bu tarikatla bağlantılı çok şey var. perinçek herşeyi biliyor. ben doğuştan musevi'yim demişti.
tuncay güneyin şövalye olacağı bnai yakov adlı organizasyon tarafından 2 ay önce ilan edildi. 17 ekimde düzenlenecek törenle güneye üstünde davut yıldızı olan şövalye kılıcı verilecek. ilk kez de bir türk şövalye seçilmiş olacak. törende özel bir kıyafet giyecek olan güneye bir de yemim ettirilecek. yemininde nilden fırata, fıratdan nile, nilden sinaya, sinadan hiraya kadar bu kılıcı kullanacağıma.şeklinde devam eden bir metin okuyacak. şövalye olduktan sonra güney kuzey amerika bölgesinden sorumlu 25 kişilik bir heyetin üyesi de olacak. üye seçildikten sonra da gerek imza yetkisi, gerekse de bütçesi olacak.
bu arada tuncay güney, bnai yakov adlı organizasyonda şövalye olacağının ilan edildiği gün de bir konuşma yaptı. konuşmasında ilginç sözler sarfeden güney, şunları söyledi:kavgalarını tüm dünyaya yaymak istiyorlar. ellerinde pankartlarla sokaklarda yürüyüş yapıyorlar ve pankartlarında şu yazıyor: özgürlüğün canı cehenneme. batı medeniyetlerinin kendilerine verdikleri haklar ve hürriyetleri kullanarak, batı medeniyetlerini yok etmeyi amaçlayan bu nesil demokrasiyi şeytan icadı ilan ediyor. demokrasiyi ve ona inananları düşman ilan ediyor ve bunları yer yüzünden silmeye yemin ediyorlar. özgürlükleri günah olarak adlandırıp, özgürlüklere inananların tümünü öldürmeye yemin ediyorlar. kendi dinlerinden olmayanların tümünün kafalarını keseceklerini söylüyorlar.
--spoiler--
link'i biraz okuyacak olursanız, tuncay güney, sözde bütün isimleri ortaya atan, fakat bugüne kadar hiç bir şekilde ifadesi alınmadığı avukatı tarafından beyan edilmiş, zaten kendisi de 32.gün programına canlı olarak oalrak katılıp (-ki ben izlemedim şahsen) hiç bir şekilde ifadesi alınmadığını söylemiş, ve o programdan sonra koca koca generalleri evinden kırmızı bültenlerle alan güçler, söz de kilit isim, söz de herşeyin başı olan adamı gözlatına dahi almamış.
hikmet çetinkaya köşe yazısında tuncay Güney'i ""kimdir bu tuncay güney? benim için hiç yabancı değil. yıllar önce cumhuriyet'e gelip fethullah gülen 'in 'devlet içinde nasıl örgütlendiğine dair belgeleri' para karşılığında satmak isteyen üçkâğıtçının biri... tuncay güney, kimilerine göre samimi bir itirafçı, kimilerine göre cia ajanı, kendine göre ise 'mesih' bekleyen bir musevî. bir bakıyorsunuz veli küçük'ün çevresinde, bir bakıyorsunuz fethullah gülen in müritlerinin samanyolu televizyonunda 'doruktakiler' adlı programı yapıyor..." şeklinde yorumlamıştır.
soruşturma belgelerinin içinde ismi sıkça geçen ama ifadesi hiç alınmayan tuncay güney'de çuvallar dolusu ergenokon evrak'ı bulunduğu, fakat dönemin emniyet müdürlerinden adil serdar saçan tarafından işkence yapılarak alındığı, ve sonra da isimlerin, daha doğrusu komik isimlerin bir bir tutuklandığı gözlenebilir. adil serdar saçan kimdir derseniz, ona ayrı bir başlık açalım, ama şimdilik görev süresince, fethullah gülen tarikatına, başbakan hazretlerinin akrabası albayrak ailesine karşı yaptığı operasyonlarla gündeme gelip, alavere ile görevden alınan isimdir. şimdilik :
--spoiler-- http://haber.gazetevatan....d=200452&Categoryid=1
--spoiler--
neymiş abi ergenokon??????
padişah hazretleri ve hoca efendileri, zamanında kim onlara karşı geldiyse, bugün iftiralarla, aptal aptal yazılan senaryolarla cezalandırılmakta, sindirilmeye çalışılmaktadır. aşama aşama gidilmesi gerektiği hoca efendilerinin kamera kayıtlı görüntülerinde vardır. youtube den bulursam onuda yollayacağımdır.
Sonuç olarak ergenekon, 4.aşamadır.
1- ilk aşama çoğalma, sermaye yaratma aşaması idi.
2- ikinci aşama devletin kurumlarına yerleşmekti ki, akp iktidarı bunu sağladı.
3- üçüncü aşama olarak en üste de kendilerinden bir adam getirmekti cumhur yapıldı.
4 - dördüncü aşama, sindirme ve kendilerine karşı daha önce yapılan operasyonların başını çeken adamları toplayıp kulak çekip, diğerlerine de gözdağı vermek.
ve son aşama da ülkenin rejimini değiştirip şeriatı getirip önce bu yazdıklarımı bana, sonra şimdiye kadar yobazlara ayar veren bütün yazarlara sokmak gibi geliyor...
vatan sağolsun ne diyelim...
bu yazdıklarımdan sonra beni götürüp zkerlerse de hakkınızı helal edin.
öncelikle türk destanıdır. Göktürkler'in türeyişini anlatır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır..
kısaca özetlersek :
Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.
Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur"
Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, "Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.
O çağda Türkler'in başında il Kağanvardı. il Kağan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. il Kagan'ın bir de Tokuz Oguz(Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.
Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.
Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye Ergenekon dediler.
Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz 'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayatdediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.
Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.
Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tengri'nin yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar.
Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beyleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.
Ergenekon'dan çıktıklarında Türklerin kağanı,Kayı Han yani kayat soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına girdi.
acı verici bir olaydır. ergenekon isminin karalanmasıdır. çocuklarımızın ergenekon'u destan olarak değil terör örgütü olarak tanımalarıdır ve buna sebep olanlardır !
bugün itibariyle kapsamında, istanbul Ülkü Ocakları eski il Başkanı levent temizin, nurseli idiz in ve seyhan soylunun da göz altına alındığı dava.
nurseli idiz in son çektiği ve atatürk ü oynadığı film hakkında da sorular soruyorlarmış. demek ki artık ülkede bir bağımlıyı canlandırsanız, bu sanat için bile olsa sorgulanacaksınız, tebrikler.
akp' nin kontrgerillayı temizliyoruz diyerek lanse ettiği bir kontrgerilla örgütlenmesinin adıdır. gerçekte kontrgerilla hala işbaşındadır. ve akp' de onun suç ortaklarındandır.