"ergenekon terör örgütü-etö" ve "ergenekon silahlı terör örgütü-estö" diye.
yetmiyor, "kanlı örgüt" diye de yaftalıyorlar.
neyi?
ergenekon'u...
ergenekon'u kanlı örgüt, bir terör örgütü olarak lanse ediyor, kayıtlara geçiriyorlar...
çocuklarımız ergenekon'u hafızalarına bu şekilde yerleştiriyor.
bir türk destanı olarak değil, silahlı ve eli kanlı bir terör örgütü olarak.
istenilen de bu zaten ergenekon tertibinde.
çocuklarımızın hafızasından ergenekon ile günümüz arasındaki tarihsel bağı kesmek, varoluş destanımızı unutmak ve milli bilinçi köreltip çıkış yolumuzu kapatmak...
türk milleti tarihi boyunca en sıkıntılı dönemlerinde bile bir çıkış yolu bulmuş ve bu yeniden diriliş süreçleri ergenekon örneğinde olduğu gibi destansallaşmıştır.
işte tertiplenen bu soruşturmaya ergenekon ismi verilerek amaçlanan da işte bu destanlaşan milli bilincin ortadan kaldırılıp türk milleti'nin milli benliğinden uzaklaştırılması amaçlanmıştır.
bu örgüte ergenekon adını ilk kim verdi?
erol mütercimler.
90'lı yıllarda.
bu ismi kimlerden duyduğunu da söyledi. ama verdiği o isimler şu an hayatta değil. dolayısıyla erol mütercimler'in iddiaları ıspatlanamaz.
bir diğer isim tuncay güney...
bu şahıs hakkında kelam etmeye gerek bile yok kanaatimce.
bu soruşturmaya "ergenekon" ismini koyan, bu adı dosyaya sokan kişi ise dönemin emniyet istihbarat daire başkanı olan ramazan akyürek'tir.
hani şu trabzon'da içinde çocuklar varken bombalanan mcdonalds saldırısını yapan yasin hayal'in terör örgütü bağlantısı olmadığına karar verip o'nu mahkemeye dahi sevk etmeyen emniyet müdürü.
o gün ramazan akyürek yasin hayal ve çetesinin üzerine gitmiş olsaydı, bugün hrant dink suikastı olmamış olacaktı belki de.
ama ne yazık ki hrant dink suikasti bile ergenekon'la ilintilendirildi.
böyle bir tertiptir ergenekon.
işin komiği emniyet genel müdürlüğü'nün adli suç soruşturmalarına kod adı vermek gibi bir yetkisi de yoktur. ülkemizdeki adli teamüller, sıklıkla görülse de böyle bir uygulamaya müsaade etmemektedir zira.
ama tüm bunlara rağmen bu soruşturmaya "ergenekon" ismi, savcılık tarafından değil, emniyet teşkilatı tarafından verilmiştir.
bu soruşturma ümraniye'de ele geçen 27 el bombasıyla başladı. ama şimdi bu el bombalarının sözünü eden bile yok...zira soruşturma şekil değiştirdi. bombalarla yola çıkan soruşturma "ergenekon ve ergenekon lobi" yazılı kağıt parçalarının bulunmasıyla(!) sözde bir terör örgütüne yöneldi, terör örgütüne yönelik yapıldığı iddia edilen bu soruşturma ortaya atılan ve sahibi çıkmayan "darbe günlükleri ve planları" ile önce emekli generalleri, ardından ülke aydınlarını, oradan da muvazzaf subayları içine alan bir siyasi darbe ve hesaplaşmaya dönüştürüldü.
faili meçhulleri çözmek adıyla soruşturmaya karanlık renkler verildi, kazılar yapıldı, bulunan kemikler üzerinden insanlar tutuklandı. bulunan silah ve mühimmatlarla kamuoyunun iyice gözü boyandı, insanlar gerçeği göremez hale getirildi.
işin en anlamsız tarafı ise, bir terör örgütünden bahsediliyor ama ortada bir terör örgütü yok, bu örgütün lideri yok, kadrosu yok, siyasi kol ve kanadı yok, cephanesi yok, eylemleri yok, hepsi sadece iddia...
bir örgüt yargılanıyor, ama olmayan bu örgüt üzerinden türk ordusu hedef alınıyor, hedef gösteriliyor,
türk'ün varoluş destanı şike gibi saçma soruşturmalara katılıyor, cübbeli ahmet'ler ile ilintilendiriliyor...kısacası iktidar ve gülen cemaatine muhalif olan, daha ötesi muhalif olabilme şüphesi olan herkes bu sözde örgüt ile yaftalanıyor...
hukuk ve adalet işlemiyor...vicdanlar rahatsız...
hukuksuzluk yaparak adaleti sağlamaya çalışmak.
ne diyeyim. adalet bir gün bu hukuksuzluğa imza atanlara da lazım olacak elbet.
'siz bizim çıkarlarımıza ters işler yapabilirsiniz, madem öyle sizi yok edelim de demokrasinin tadını çıkaralım' ın diğer adı. erzincan başsavcısı ilhan cihaner, bu kapsamda 2007 yılında irticai faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla bazı tarikatların üstüne gitmek suçundan gözaltına alınmıştır. evet suçu budur; kendisi başsavcıdır ve suçu budur.
etki altında tasarlanan entry'nin silinip düzeltilip yeniden ve baştan yazılmasına sebep bir durumdur.
kandırılmaya çalışılan türk milletinin ne kadar saf hale getirildiğini düşünmekle başlamak lazımdır. yıllardır islamcı amerikancı bir iktidarla yönetilmekteyiz. bu gerçeği içimizde saklamaktayız aynı zamanda. sokakta dolaşan insanın, sakız satan çocuğun, dilencinin gözü ne amerikayı görür ne islamı. peki bunlar türk vatandaşı değilmidir? başka bir açıdan da tanımı yapmaya çalışalım;
hiç bir açıklayıcı bilgi basına verilmiyor, herkes konuşmaktan kaçınırken, ergenekon soruşturması özünde iyi bir şeymiş gibi tanıtılıyor, ki darbenin hakiki olanıdır. türkiye'yi onlarca sene geriye götürecek bir hadisenin başlangıcıdır. akp hükümetinin sütten çıkan ak kaşık olduğunu düşünürsek(ki amacım akp yi karalamak değil), abd 'ye sormadan tuvalete gitmeyen yöneticiler tarafından yönetilmekte olan bir ülkenin büyük oy çokluğuyla iktidara gelmiş partisidir, yöneticiler çıkartmış partisidir.
kelimenin tam anlamıyla dahili bedhahlardır. gençliği uzak geçmişten beri körelten tırsaklaştıran, korkaklaştırıp elinden hiçbirşey gelmez hale getiren bir politikayla ülke yönetenler atatürkün gençliğe hitabesindeki kelimeleri harfiyyen doğrulamaktadır.
emekli paşalar hapislere atılmıştır, ülke susturulmaya çalışılmaktadır. iktidarı ve askeri yıpratma politikası adı altında birbirini karalayanlar, muhalefet ve yanlıları bile buna karşı çıkmazken, ülke elden yavaş yavaş gidiyor. buna dur diyebilecek bir genç nüfusa sahip değiliz.
laiklik ve demokrasi adına, türk askerine pusu kuran teröriste, anarşiste kurşun sıkan kıdemli askeri, paşayı içeri tıkıp susturmak ileride olacakların habercisi değilmidir?
sonuç olarak iktidarın ortaya koyduğu politika doğrultusunda yapılan yanlışların üst örtme operasyonudur.
atamın sözlerinin bir kısmı ile de bitirelim;
iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 20 Ekim 1927
akabinde gelen edit: hiç bir güç, türk milletinin manevi değerlerini, bu değerlerin isimlerini, anti-milliyetçi harketler içeren operasyonlara isim yapamaz, yapanlar ise allahın belası olasıcalardır.
bugüne kadar görülen en renkli terör örgütü'dür.
çete kurmak, bombalama eylemleri, suikastler, halı saha maçları, yılbaşı partileri, karadeniz yayla gezileri gibi bir çok eyleme imza atmışlardır...
ergenokon çetesini ortaya ilk atan isim tuncay güney dir. tuncay güney, imam hatip lisesini bitirdikten sonra, cemaate katılıp fethullah gülen'in özel kalem müdürlüğü'nü yapmış şahıstır. iddialar ortaya atıldıkça kişilik değiştirmeye başlamış, kendisini israilli haham olarak tanıtmış, bunun akabinde samanyolu tvde yıllarca çalışmasına rağmen, samanyolu tv internet sitesinde, ismi geçen kişi ile stv nin bir bağı yoktur, bi kaç program yapmıştır sadece, şeklinde bilgi girilmiştir. yani buraya kadar anlaşılan herşey, yani koskocaaa ergenokon örgütünü, sadece bu adamın kimliğiyle açıklayabiliriz. nasıl bir düzmece'nin içinde olunduğunu...
devam edelim..
tuncay güney isimli şahıs, ergenokon ismi ortaya atıldıktan sonra ilk ifadelerinde, böyle bişeyin olmadığını beyan etmiş, sonra bi kaç kez emniyet'çe biraz sorguya alındıktan sonra, ergenekonun kilit ismi oluyor, tanığı oluyor, sanığı oluyor, herşeyi oluyor. bunu söyleyen tuncay güney yıllardır kanada'da yaşıyor. türkiye'de çok renkli kişiliği ile tanınıyor. cia olmasından, mossad'a, musevi görünüp, fethullah gülen'in yanında olmasına kadar. 2001 yılında bir dolandırıcılık olayı için tutuklandığında, jitem'in adamı olduğunu, pkk ve mesut barzani e binlerce silah götürüp teslim ettiğini, bu işin içinde veli küçük le birlikte olduğunu anlatmış. sonra da kanadaya kaçıp oraya yerleşmiş. orda musevi olduğunu anlatıp, hatta bir sinagog da din adamı olarak çalışmış.zion tarikatı üyesi olmuş.
küçük bir alıntı yapıp devam edelim;
--spoiler--
zion tarikatı dan brownın çok satan da vinci şifresnde de geçiyor. ancak iki farklı zion tarikatı olduğu da biliniyor. mesihi bekleyen bir grup oldukları bilinen güneyin tarikatı;tanrının israiline; inanıyor, evanjelistlerle ve birçok yahudi gruplarla ittifak halinde bulunuyor.
bu arada zion tarikatı üyesi olduğunu açıklayan güney, kısa bir süre önce de, abd eski dışişleri bakanıhenry kisingerın zion adlı tarikatın başkanı olduğunu açıklamış bu tarikatla bağlantılı çok şey var. perinçek herşeyi biliyor. ben doğuştan musevi'yim demişti.
tuncay güneyin şövalye olacağı bnai yakov adlı organizasyon tarafından 2 ay önce ilan edildi. 17 ekimde düzenlenecek törenle güneye üstünde davut yıldızı olan şövalye kılıcı verilecek. ilk kez de bir türk şövalye seçilmiş olacak. törende özel bir kıyafet giyecek olan güneye bir de yemim ettirilecek. yemininde nilden fırata, fıratdan nile, nilden sinaya, sinadan hiraya kadar bu kılıcı kullanacağıma.şeklinde devam eden bir metin okuyacak. şövalye olduktan sonra güney kuzey amerika bölgesinden sorumlu 25 kişilik bir heyetin üyesi de olacak. üye seçildikten sonra da gerek imza yetkisi, gerekse de bütçesi olacak.
bu arada tuncay güney, bnai yakov adlı organizasyonda şövalye olacağının ilan edildiği gün de bir konuşma yaptı. konuşmasında ilginç sözler sarfeden güney, şunları söyledi:kavgalarını tüm dünyaya yaymak istiyorlar. ellerinde pankartlarla sokaklarda yürüyüş yapıyorlar ve pankartlarında şu yazıyor: özgürlüğün canı cehenneme. batı medeniyetlerinin kendilerine verdikleri haklar ve hürriyetleri kullanarak, batı medeniyetlerini yok etmeyi amaçlayan bu nesil demokrasiyi şeytan icadı ilan ediyor. demokrasiyi ve ona inananları düşman ilan ediyor ve bunları yer yüzünden silmeye yemin ediyorlar. özgürlükleri günah olarak adlandırıp, özgürlüklere inananların tümünü öldürmeye yemin ediyorlar. kendi dinlerinden olmayanların tümünün kafalarını keseceklerini söylüyorlar.
--spoiler--
link'i biraz okuyacak olursanız, tuncay güney, sözde bütün isimleri ortaya atan, fakat bugüne kadar hiç bir şekilde ifadesi alınmadığı avukatı tarafından beyan edilmiş, zaten kendisi de 32.gün programına canlı olarak oalrak katılıp (-ki ben izlemedim şahsen) hiç bir şekilde ifadesi alınmadığını söylemiş, ve o programdan sonra koca koca generalleri evinden kırmızı bültenlerle alan güçler, söz de kilit isim, söz de herşeyin başı olan adamı gözlatına dahi almamış.
hikmet çetinkaya köşe yazısında tuncay Güney'i ""kimdir bu tuncay güney? benim için hiç yabancı değil. yıllar önce cumhuriyet'e gelip fethullah gülen 'in 'devlet içinde nasıl örgütlendiğine dair belgeleri' para karşılığında satmak isteyen üçkâğıtçının biri... tuncay güney, kimilerine göre samimi bir itirafçı, kimilerine göre cia ajanı, kendine göre ise 'mesih' bekleyen bir musevî. bir bakıyorsunuz veli küçük'ün çevresinde, bir bakıyorsunuz fethullah gülen in müritlerinin samanyolu televizyonunda 'doruktakiler' adlı programı yapıyor..." şeklinde yorumlamıştır.
soruşturma belgelerinin içinde ismi sıkça geçen ama ifadesi hiç alınmayan tuncay güney'de çuvallar dolusu ergenokon evrak'ı bulunduğu, fakat dönemin emniyet müdürlerinden adil serdar saçan tarafından işkence yapılarak alındığı, ve sonra da isimlerin, daha doğrusu komik isimlerin bir bir tutuklandığı gözlenebilir. adil serdar saçan kimdir derseniz, ona ayrı bir başlık açalım, ama şimdilik görev süresince, fethullah gülen tarikatına, başbakan hazretlerinin akrabası albayrak ailesine karşı yaptığı operasyonlarla gündeme gelip, alavere ile görevden alınan isimdir. şimdilik :
--spoiler-- http://haber.gazetevatan....d=200452&Categoryid=1
--spoiler--
neymiş abi ergenokon??????
padişah hazretleri ve hoca efendileri, zamanında kim onlara karşı geldiyse, bugün iftiralarla, aptal aptal yazılan senaryolarla cezalandırılmakta, sindirilmeye çalışılmaktadır. aşama aşama gidilmesi gerektiği hoca efendilerinin kamera kayıtlı görüntülerinde vardır. youtube den bulursam onuda yollayacağımdır.
Sonuç olarak ergenekon, 4.aşamadır.
1- ilk aşama çoğalma, sermaye yaratma aşaması idi.
2- ikinci aşama devletin kurumlarına yerleşmekti ki, akp iktidarı bunu sağladı.
3- üçüncü aşama olarak en üste de kendilerinden bir adam getirmekti cumhur yapıldı.
4 - dördüncü aşama, sindirme ve kendilerine karşı daha önce yapılan operasyonların başını çeken adamları toplayıp kulak çekip, diğerlerine de gözdağı vermek.
ve son aşama da ülkenin rejimini değiştirip şeriatı getirip önce bu yazdıklarımı bana, sonra şimdiye kadar yobazlara ayar veren bütün yazarlara sokmak gibi geliyor...
vatan sağolsun ne diyelim...
bu yazdıklarımdan sonra beni götürüp zkerlerse de hakkınızı helal edin.
ergene = sarp kon = geçit, geçilecek yer, dağ geçidi
Bunlardan hareketle ergenekon kelimesi sarp dağ geçidi anlamına gelmektedir. nitekim destanda zaten bundan bahsedilmektedir de.
fethullahçı gladyonun önünde tek engel olarak gördüğü tsk'yı hedef alan, onu yıpratmak, akılları sıra kemalizm'i silmek için oynadığı senaryodur. bunların amaçlarını, oynadıkları senaryoyu anlamak için istiklal mahkemesi tutanaklarını incelemek yeterlidir. şu satırların yazıldığı dakikalarda bile mutlaka ergenekon kapsamına kimi sokup amacımıza ulaşalım diye düşünen gizli güçler mesaidedir.
doğu perinçek'in yaptığı müthiş savunmalarından bir tanesi aşağıdadır;
Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar, işçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. iddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku'na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz etmeyecekler. iddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz! Ertelenmesi, Türkiye'ye karşı suç olur.
TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK
Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini Tuncay Güney kurmuştur. Bu davaya ille bir isim takılacaksa, "Tuncay Güney Davası" demek yerinde olurdu.
iddianamenin omurgasını, 1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, 2. Tuncay Güney'in Mülakatı'na dayanılarak yapılan şema, 3. Tuncay Güney'in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır.
Çekin bu omurgayı, iddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney'i çıkartınız bu dava dosyasından Örgüt kalmaz! Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu iddianame'de Tuncay Güney'in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara!
Meczup yok! Oval ofis var! Tuncay Güney, görünüşte "Asrın Örgütü"nü kurmuş. Mülakatı'nı izleyen çok yüksek ve seçkin şahsiyetler, bu adam "meczup" diyor. Söyledikleri "deli saçması" , "kepazelik", "rezillik", "hokkabazlık" diye niteleniyor. işte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye'yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MiT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı?
iddianame, Tuncay Güney'in eseri!
Tutuklanmalar, Tuncay Güney'in talimatı!
MiT şeması, Tuncay Güney'in kurgusu!
Bu işler, bir meczubun işleri değil!
Kasette izlenen "deli saçmaları"nı kim iddianame haline getirmiş? Savcı Zekeriya Öz ekibi! O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya Öz olmuş.
Peki, 2006'da kim "Ulusalcı dalganın üzerine gidin" fetvasını vermiş?
Fethullah Hoca!
Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah Hoca'nın ta kendisi oluyor!
Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı'ndan üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş?
2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül olarak sahneye çıkıyor! Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle karşımıza çıktı.
Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye göğsünü gere gere son görevini açıklamış? BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan.
Tuncay Güney, "Ulusa Sesleniş" konuşmasını aslında Oval Ofis'ten yapıyor.
SAVCILARIN iTiBARLI, GÜVENiLiR, SAMiMi DAYANAĞI TUNCAY GÜNEY
Kimileri Tuncay Güney'i abarttığımızı düşünebilir. Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney'in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. iddianame'nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney'dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz'ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman Yıldırım'a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar güvenmekte ve itibar etmektedir. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır. Savcı Zekeriya Öz ile "Osmanım" diye aşırı muhabbet taşıdığı, Atatürk'e alçakça "ingiliz piçi" diyen Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar.
BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR
Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş. Tuncay Güney'in meczup olmadığını aslında ona meczup diyenler de en sonunda anladılar. Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı'nı yapmış, Kardak Operasyonu'nun emrini vermiş. Büyük suç!
Diğer komutanımız, ABD'nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor. Büyük suç!
Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı'nın bu beyanatını Oval Ofis'ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır.
işçi Partisi Genel Başkanı olarak, iddianame'de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim'i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı irticaya karşı vatanı savunmak, halkı savunmak!
HEDEFTE TEMiZLER VAR KiRLiLER DEĞiL
Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğudur. Temiz ne demek? Temiz olmak, - Çelik Harekâtı'nı yapmak, - Kardak Harekâtı'nı yapmak, - ABD'nin Irak'ı ve Türkiye'yi parçalamasına direnmek, - NATO'dan çıkmak, - Türkiye'nin bağımsız olarak Avrasya'aki yerini alması, - Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise, bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis'ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, ilhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, Oval Ofis'te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş'lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi'ni taammüden savunmak!
NATO'DAN ÇIKALIM GLADYO'NUN KÖKÜ KAZINIR
Tuncay Güney, Türkiye'nin patlayan çıbanıdır; Türkiye'nin irinidir. Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları, Gladyo'yu ve Susurluk'u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim'in son kalelerini de yıkacak! Ordu'nun direncini kıracak. işçi Partisi'ni etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD'nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı'nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyor. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! ikiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk'un, Gladyo'nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO'dan çıkmak!
NATO'dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!
NATO'dan çıkalım, Eşref Bitlis'in uçağını kimse düşüremez.
NATO'dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.
NATO'dan çıkalım, Kahramanmaraş'ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez!
NATO'dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi'ni kundaklayamaz!
NATO'dan çıkalım, kimse Madımak Oteli'ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!
NATO'dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez!
NATO'dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur!
NATO'dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur.
NATO'dan çıkalım!
ikiyüzlülüğü bırakalım!
NATO'DAN ÇıKMAK "YURTTA BARıŞ, CiHANDA BARıŞ"IN BUGünkü GÖREVidiR!
Gladyo'yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır: Atatürk'ün demir süpürgesi! Atatürk'ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960'ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye'nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir? Buradan işçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım! Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım!
Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! ikiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın!
"BiR VARMIŞ BiR YOKMUŞ" DiYE iDDiANAME YAZILMAZ!
Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız. Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada yazılan "Suç Tarihi"ne bakar. Biz de bakıyoruz. Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye'de bulunduğu söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen tarihi. Ancak iddianame'nin içini açıyoruz. Milattan önce binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç tarihi de saptanamıyor. "Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" diye iddianame yazılmaz. Bu iddianame'de bizleri suçlayan bütün olaylar, "deve tellal iken" gerçekleşmiştir. iddianame'nin en büyük gerçeği budur. Şimdi tek tek ispatlayacağız. Tartışmasız olarak ispatlayacağız. Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi belgelerle ispatlayacağız!